6

13.4K 554 29
                                    

Elimdeki ipe bir düğüm daha attım, bu yaptığım sekseninci düğümdü. Seksen bir..

"Uğraşmaya değmezsin bile !" Yutkundum. Seksen iki. "Sen gördüğüm en zavallı şeysin!" Bir ilmik daha, seksen üç. "Sen.. Sen, hastalıklı bir hücre gibisin, Arlien. Bana zarar veriyordun," Dolmuş gözler.. Seksen dört. "Ben de söküp attım seni. Evet, hiç acımadan!" Seksen beş.

"Al." diye mırıldandım, kısık bir sesle. Ben ipe düğümler atarken, geçmiş de boğazıma atmıştı birer birer. "Bitirdim." Gözlerim elimdeki ipte gezindi. "İstediğin gibi, seksen beş tane."

Usulca irislerimi duvarın köşesinde oturan adama kaydırdım. Gözlerini kırpmadan, doğruca gözlerimin içine bakıyordu. Sakindi. Çenesinin ucuyla bir yönü işaret etti, aynı yöne bakışlarımı kaydırınca bir dolabı gördüm. Tekrar ona döndüğümde ayağa kalktı. "Oraya bırak," Ardından ayağa kalktı ve kapıdan çıktı. "Bir şeyler ye. Enerji toplaman gerek."

Bir süre aralık kapıya baktım. Bir saat öncesine kadar beni oradan oraya savurmuş, hakaret etmiş, bildiğini söylemiş ve buraya getirmişti. Şimdi bir ceset kadar sessizdi, sakindi. Başımı iki yana salladım, gösterdiği dolaba yöneldim. "Dengesiz herif."

Ufak bir cam hariç ışık alan bir yanı yoktu. Duvarlar kirliydi, odanın içinde sadece köşedeki demir dolap ve iki sandalye vardı. Dolabın önüne gediğimde kendime çekip kapağı açtım. Şaşkınlıktan irileşen gözlerimle dolabın içine baktım, ağzımdan ufak bir inleme döküldü.

"Sen.." Ağzına kadar düğümlenmiş iplerle dolu dolaba elimdeki ipi öfkeyle ittim, hiddetle dolap kapağını çarptım. Yumruklarımı sıkıp seslice inledim. "Ah, domuz herif!"

Bana bu ipi eğitimde kullacağımızı, düğümlemem gerektiğini söylemişti. Ne eğitimi olduğunu sorup durmuştum, oysa inatçı bir keçi gibi sandalyeye tünemiş, ağzını bile açmamıştı. Bir süre sonra ben de cevap alamayacağımı anlayıp susmuştum, dediğini yapmıştım. Alnıma ufak bir şaplak attım ve kendimi hemen odadan dışarıyla attım, onu bulup hesap sormak istiyordum ama öyle olmadı, çünkü görünürde konuşan bir domuz yoktu!

Yüzümü elimin tersiyle ovuşturdum. Etrafta kimse görünmüyordu. Kurumuş, devrilmek üzere olan bir ağaç, sararmış otlar ve delinmiş kovalar vardı. Burası bir baraka gibiydi ve gerçeği söylemek gerekirse hiçte burayı ilk gördüğüm şekline benzemiyordu. Hadi ama sonu görünmeyen çimlere, ihtişamlı binalara ne olmuştu?

"Yeni numara sensin sanırım." Arkamdan aniden yükselen ses ona hızlı bir dönüş yapmamı sağladı. Kollarını göğsünde birleştirip kuru ağaca yaslanan siyahlar içindeki beden, 180 üstünde emin olduğum bir boya, sarı, uçları kızıla boyanmış saçlara ve siyah, çekik gözlere sahipti. Kaşlarımı çatıp ne dediğini anlamaya uğraştım. Kollarını çözdü ve sırtının ağaç ile olan temasını kesti. Gözlerim bana uzatmakta olduğu eline kaydı. "Ben Simon. Görevim sana yardımcı olmak."

"Tabi," Alaylı sesim havaya karıştı. "Eminim olursun." Kollarımı bağladım. "Yardımcı olmak istiyorsan, bu deli kazanında neler kaynadığını anlatmakla başla." Elimi ona uzattım. "Ya da hey, bir iyilik yap ve sadece bu saçma yerden nasıl çıkacağımı söyle."

Gülümsedi. "Beni takip et Rungena."

Arkasını dönüp gitmeye başladı, kaşlarım çatıldı. "Ne dedin sen? Rungena mi?"

"Aradığın cevap değil mi? Öyleyse neden takip etmiyorsun sadece?" Adımlarını izlemeye başladım.

"Sıkıldım artık pinpon topu gibi bir yere sekmekten." Hemen yanımda kalan ağacın altına oturdum, duraksayıp bakışlarını bana çevirdi. "Burada her şeyi anlatacaksın. Gelmiyorum hiçbir yere!"

GİRDAPHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin