11→ Hediye İster Misin?

875 28 41
                                    


Bölüm 11 🐚

On sekiz yıl önce tam bugün doğmuştum.

Annemle babam kendilerine kurdukları sıcak yuvayı şenlendirmek istediklerinden çocuk yapma kararı almışlar ardından çok geçmeden de annem,rahminde bir bebek taşıdığını öğrenmişti. Çok sevdiği kocasıyla kendisine ait olan bir meyve.Birbirlerine olan sevgi ağaçlarından düşmüş, çürük bir meyve.

Hamilelik süreci oldukça güzel ve mutlu geçmişti, annemin anlattıklarına göre. Kendimi onlar tarafından bir yük görmemem için hep iyi ve sağlıklı olduğumu düşündükleri anları anlatmayı severdi. İlk çocukta gösterebilecekleri bütün çabayı sarf etmişler, dokuz ay boyunca huzurdan başka hiçbir duygu hissetmemişlerdi.

Hayat sizden bir şey alacağı zaman, önce mutlu etmeyi ardından da sizi öylece ortada bırakmayı sever.Annemin dokuz aylık hamilelik süreci de tıpkı böyle sürmüştü işte, dokuz ay boyunca gerçek olamayacak kadar güzel yaşanan o günler, ardından gelecek on sekiz yıllık işkencenin habercisiydi.

Ve sonunda, takvim yaprağı Mart'ın ikisini gösterdiğinde sonradan çok pişman olacağım bir şeyi yapıp, dünyaya gelmiştim.Görünüşte her şeyiyle sağlıklı,önünde uzun ömür olduğu temenni edilen bir kız bebek.

Fakat annem henüz kokuma alışamadan doktor beyaz bir sayfayı andıran hayatımıza kara bir leke gibi çökecek olan o sözleri söylemişti; Kızınızın kalbinde yolunda gitmeyen şeyler tespit ettik.

Doktorun söylediklerini babamın anlattıklarından biliyordum, annem asla kendimi artık bir parça gibi görmemi hazmedemeyeceğinden böyle şeyleri anlatmayı sevmezdi ama babam hastane odasında geçirdiğimiz o günlerde doğumumu ve hastalıkla tanıştıkları ilk anı anlatmakta bir sakınca görmemişti.

Doktorun söylediklerini harfi harfine bana naklederken, kaşları çatılır ve sanki yeni baba olmuş o adamın hislerini yeniden yaşardı.

O an anneme kızmış olmalıydı ya da kendine, hiç olmadı alakası olmamasına rağmen doktora.Nedense böyle anlarda insanlar bir şeyleri suçlama isteğiyle dolup taşar, sanki bir suçlu bulununca kötü olay da ortadan kalkacakmış gibi.

Ama babam benim hasta olduğumu öğrendiğinde hissettiklerini söylemezdi, bende deşmezdim zaten. Sadece bir defasında beni en başlarda kurtarabileceklerini düşündüğünü anlatmıştı. Doktor, ileri bir seviyede olmadığımı söyleyince tüm her şeylerini feda ederek benim nefes almam için seferber olmuşlardı.
Bu çabaların boşa olduklarını anlayacaklardı, ama asla kabul etmeyeceklerdi.

Ne olursa olsun güç bela nefes almam ve bir sonraki doğum günümü görmem için uğraşmışlardı, doğrusu başarmışlardı da. Her doğum günümde yüzlerinde kederle karışık bir mutluluk gördüğümden, başkaları için mutluluk kaynağı olan o günden nefret ederdim.

Yeni bir yaşa girmek benim için yaşanacak günler demekti, annemle babamın daha fazla üzüleceği günlere girdiğim için aptalca bir pasta üflemeyi reddediyordum.

Onlarsa nefes aldığım için, yeni bir yaşı daha gördüğüm için mutlulardı. Fakat öte yandan bu yeni girdiğim yaşta ölme ihtimalimde vardı, öteki pastayı görememe ve belki de sonsuza dek öldüğümde olduğum yaşta kalma ihtimalim.

Annemle babamın yüzündeki bu ifadeyi yalnızca benim doğum günlerimde görürdüm, ardımdan doğan iki sağlıklı kardeşimin doğum günleri tam bir cümbüş ve mutluluk havasında gerçekleşirdi.Asla yapmacık yüz ifadeleri ve acaba sorularını çevremde hissetmezdim.

Acaba bu üflediği son pasta mı? Acaba bir sonraki yaşını görebilecek mi? Acaba bu yıl mı ölecek? Acaba..acaba..acaba...

Bu tip sorular benim yaş günüme ait sorulardı, asla sormadıkları ama yüzlerinde cam gibi okunan sorular.

Bir Kelebek HikayesiHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin