BÖLÜM-1

25 2 6
                                        

(İlk önce şunu söylemeliyim ki ilk defa fic yazıyorum ve yanlış yaptığım şeyler olabilir. Saygıyla karşılarsanız sevinirim.)


Sabah, gece yağmış yağmurun toprakla birleşmiş kokusuyla uyandım. Hava güneşli olsa da biraz serindi. Ofiste çizim yapmaktan da bıkmıştım, o yüzden bir kafeye gidecektim. Özellikle de retro bulduğum birkaç kafe vardı böyle yerler bir tasarımcaya gerçekten ilham veriyordu.
Dolabımı açıp beyaz bir tshirt ve gri-beyaz karışımı bir etek giydim. Tabii havada soğuktu üstüme bir de ceket aldım.

 Tabii havada soğuktu üstüme bir de ceket aldım

Alamak! Gambar ini tidak mengikut garis panduan kandungan kami. Untuk meneruskan penerbitan, sila buang atau muat naik gambar lain.

Kahvaltı için çok bir şey yemedim sadecee... Mısır gevreği yedim...(diyetteyim :/) Olmayan kahvaltım da bitince çanta mı alıp ayakkabımı giyip çıktım. 
                     -20 dk. Sonra-

Kafeye sonunda gelmiştim bugün Seul biraz kalabalıktı bunla doğru orantılı olarak kafe de az da olsa kalabalıktı.
Kendime bir masa seçip oturdum az sonra yanıma garson geldi ve siparişi aldı.
Aradan 10 dk. Geçmişti bense sadece kahvemi yudumlayıp sokağa bakıyordum.
Sonunda aklıma bir kaç fikir gelip kağıda taslak çizmeye başladım. Ama kendimi rahatsız hissediyordum nasıl desem biri beni seyrediyormuş gibi. Etrafıma bakındığımda evet beni kimse izlemiyordu ama gerçekten biraz rahatsız olmuştum o yüzden çizimleri çabuk bitirmeye çalıştım.
...
Çizimler nerdeyse bitmişti. Bazıları güzel bazıları kötüydü ama idare ederlerdi. Tam çantamı toplayacakken yanıma biri oturdu boyu bir erkeğe göre biraz kısaydı, ama ne yalan söyleyeyim yakışıklıydı. Sonra konuşmaya başladı:
-Merhaba tasarım mı yapıyorsun?
-Ah, evet. Siz kimdiniz?
-Ben sizin karşınızdaki şirkette tasarımcıyım.
- Aaa gerçekten mi hiç sizi görememiştim. Kaba davrandıysam özür dilerim.

Bi anda neden özür diledim ki bir şey yapmamıştım. Ağzım farklı kelimeler beynim farklı kelimeler söylüyordu.

-Özür dilemenize gerek yok ilk ben kendimi tanıtmalıydım. Ben Park Ji Min
- Bende Park Min Seo tanıştığıma memnun oldum.
-Bende.
Bir anda gözü çizimlerime kaydı. Bekle ben onun gözlerine ne ara bakmaya başladım?
-Woah bu çizimler gerçekten çok iyi yetenekli birisin.
-Salak mısın yetenekli olmasam tasarımcı olur muydum?
-Haklısın pardon. Sana bir şey diyeyim mi? Bu elbiseye açık sarı yerine açık fıstık yeşili daha güzel gider.

Haklıydı gerçekten de daha güzel olmuştu.

-Hmm, evet daha güzel oluyor teşekkürler.
- Rica ederim. Eee bundan sonra senle daha çok görüşürüz Park Min Seo.
- Evet.
-Bayy
-Bayy

O kadar düşündüm de acaba beni gözetleyen o muydu?
Kafamı bunlarla yoracağıma şirkete gitmek daha iyiydi belki Jungkook ordadır.
                     -Şirkete gider-
-Min Seo!
-Jung Kook!!!
Yok yani şirkete geldiğimiz gibi kahveleri döktüğümüze göre günün ilk bokluğunu yaptık tebrik eder misiniz?
-Gerizekalı önüne baksana.
-Bir anda karşıma çıktın ne yapayım.?
-Sus da topla şunları.
-Benim gitmem gerek.
-neden?
-Karşıda ki şirket varya
-Evet
-Orda bir kaç eleman yani tasarımcı,şirket sahibi vs. buraya geliceklermiş iş birliği yapıcakmışız haberin yok mu?
-şaka yapıyorsan komik değil.
-ciddiyim.
-ALLAHIM SANA GELİYORUM O KADAR MUTLUYUM Kİ *küçük bir çığlık*
-Ne oluyo lan
- Neden ben sevindim ki herneyse sen git o zaman ben toplarım
-tamam
Fincan parçalarını toplarken arkadan ayak sesleri geldi bir arkama baktım ki  Ji Min ile bir kaç kişi Jung Kook ile geliyordu. Fincan parçalarını daha hızlı bir şekilde toplamaya başladım.
-*İçimden* Ah kahretsin elime battı!
Diğer kişiler müdürün odasına gittiler. Ama Ji Min ile Jung Kook buraya doğru geliyorlardı ve omzumda bir el hissettim HAYIR YANİ BEN NİYE REZİL OLUYORUM SIÇTIM AĞZINA JUNG KOOK GELMEZ OLAYDIM KEŞKE!
-Min Seo?
-Ji Min??
-Dur yardım edeyim.
-Gerek yok sen git ben toplarım.
- Olur mu öyle bak elin de kanıyor.
Eliyle elimi tuttuğunda karnımda kelebekler uçuşmuştu bir günde bu kadar yakın olmamız normal değildi...
Sonra bir an göz göze geldik bakışları insanı öldürüyordu. Gözlerinde sanki bin bir türlü galaksi vardı. Kendimi toparlayıp kalktım ve "Benim gitmem lazım" diyerek gittim. Jung kook ile Ji Min tek başına kalmıştı.
-Siz daha önceden tanıştınız mı?
-Bugün kafede gördüm.
-Hee ondan bu kadar sevindi senin geleceğine...
-Sevindi mi?
-Evet.
Lavaboya gidip ellerimi yıkadım hiç yıkamak istemezdim aslında ama işte yıkamak zorundaydım. Bir anda telefonum çaldı. Arayan Jung Kook tu.
-Noona
-Ooo ilk defa Noona diyorsun Jung Kook Bey.
-Odama gelebilir misin?
-Niye?
-Ji Min beyle seni bekliyoruz.
-Tamam.
Elime küçük bir yarbandı yapıştırıp Jung Kook'un odasına doğru gittim. Hayır yani zaten ben niye eve gitmedim ki gelmez olaydım aq.
-Ben geldim.
-Gel.
Ji Min şimdi gözlerime bakamıyordu ben de ona bakmadım.
-Şöyle Ji Min'in karşısına geç.
-Ay tamam ne konuştun tch tch...
- Jung Kook, Min Seo ile Kardeş misiniz?
-Hayır ne alaka *Güler*
-Çok samimisiniz *Sırıtır*
- Eh Jung Kook beni neden çağırdın?
- İş birliği yapıcaz ya konuyu söyliycem.
-*İçimden* siktir.
-Siz ortaklığımız süresi içinde ilk bakışta karşı cinsin size aşık olacağı kıyafetler tasarlayın.
-Zor bir konumuş kadınlar için hemen çizilebilir ama erkekler için biraz zor olacak.
-hı hı. Ben gitsem mi artık?
-Acelen ne??
-Kook sinirlerim bozuk zaten birde sen saçma sapan sorular sorma.
- Jung Kook ya isterse gitsin sonuçta konuyu biliyor.
-Peki madem.
-Aa bekle Min Seo!
-Noldu Ji Min?
-telefon numaramı vereyim.
-Olur.
Artık telefon numarası da vardı bende herneyse...
                      -Gece 01.00-
Telefonuma mesaj gelmişti hemde bu saatte açıp baktım mesaj Ji Min 'den di

Ji Min: Selam Min Seo
Min Seo: Selam
Ji Min:Nasılsın?
Min Seo: İyi sayılır senden
Ji Min: Iyi. Elin geçti mi?
Min Seo: Biraz daha iyi
Ji Min: kendine dikkat et
Min Seo: içtin mi?
Ji Min: evet
          Min Seo çevrimdışı oldu
Ji Min: Min Seooooo
Ji Min: Gözlerin çoook güzel
Ji Min: Sabah yine konuşalım
Ji Min: Baksanaaa
Ji Min: Üzülüyorum ama bak
Ji Min: Sarhoş değilim bu arada


Your Look {PJM}Cerita yang buat anda obses. Terokai sekarang