*Yugyeom*
İki gündür günlerim mezarlıkta geçiyordu.
Annem ölmüştü.
Hayatta kendimi en yakın hissettiğim kişiyi kaybetmiştim.
Ve bu bana gerçekten çok koymuştu.
Haç işareti şeklinde mezar taşına kafamı dayamış ağlıyordum. Bir iki saattir burdaydım.
Etrafta benden başka hiç kimse yoktu.
Ama galiba yanılıyormuşum.
Birden omzumda bir el hissettim.
Arkama döndüm.
Bana dokunan daha önce hiç tanımadığım biriydi.
Çok güzel benim yaşlarımda bir kızdı.
Ama onu tanımıyordum.
"Merhaba."dedi. "Ben Rose. Seni buralarda ilk defa görüyorum. Ölen kişi yeni mi öldü?"
Neden bana bunları soruyordu.
Sorduklarının cevabı onu ilgilendirmiyordu.
Ama tabi ona "Seni ilgilendirmez." diyemedim.
"Evet annem, iki gün önce öldü."
Yanıma oturdu ve az ilerideki bir mezarı göstererek "Benim de annem öldü. Ama yeni değil. Ben beş yaşındayken ölmüştü. Beş yaşından beri her ay onu ziyaret ediyorum. İlk başlarda ben de senin gibi çok üzülüyordum. Saatlerim mezarlıkta geçiyordu. Ama artık onun yokluğuna alıştım."
Ben alışamıyorum.
Ben aradan zaman geçse bile onun yokluğuna alışamazdım...
"Sen buralarda mı oturuyorsun? Seni daha önce görmedim." dedim.
Aslında böyle bir tip değildim. Her insanla sohbet etmezdim.
"Ben buraya yeni taşındım. Eskiden büyükannem ve büyükbabamla yaşardım. Ama sonra okuluma daha yakın bir yere taşınmam gerekti. Şimdi yalnız yaşıyorum."
"Buraya bir hafta önce mi taşındın peki?"
Kendimi dedektif gibi hissettim. Her şeyi sorguluyordum. Ama Rose bundan rahatsız olmuş gibi görünmüyordu.
"Evet."
Bizim evin yanındaki boş eve bir hafta önce biri taşınmıştı. O galiba Rose'du.
"Ben senin yanındaki evde oturuyorum." dedim.
Bir şey demedi sadece gülümsedi. Sonra da kolunu koluma dolayıp "Bence artık eve gitmeliyiz. Mezarlıkta oturup ağlamak seni daha çok üzer." dedi.
Aslında bu fikri kabul etmek istemiyordum. Ama Rose'u kırmadım ve "Tamam." dedim. Ayağa kalktım.
Mezarlıktan çıktık. Eve doğru yürümeye başladık. Bu yaptıklarımız bana garip geldi.
Bu kızı tanımıyordum...
Ama umursamadım.
Saat gece yarısını geçmişti.
Eve giden yolu neredeyse yarılamıştık ki Rose uyuklamaya başladı. Sendeliyordu.
Düşmesinden korkup onu kucağıma aldım. Ve böyle yürümeye devam ettim.
On dakika sonra eve gelmiştik. İlk önce Rose'u evine bırakmalıyıdım. Onu uyandırmak istemedim. Rose'un cebinde anahtarının olabileceğini düşündüm.
Düşündüğüm gibiydi. Anahtarı alıp Rose'un evini açtım.
Odasını bilmiyordum.
Yukarı kata çıktım. Karşıma ilk çıkan odaya baktım. Galiba burasıydı.
Onu odadaki yatağa bıraktım.
Tam odadan çıkıyordum ki Rose kısık bir sesle "Çok korkuyorum. Biliyorum çok yakında. Korkuyorum civcivim. Yanımda kal." dedi.
Dediklerinden bir anlam çıkaramamıştım ama içimden bir ses 'yanında kal' diyordu.
Ayrıca bana civcivim demişti.
Sevdim bunu... Civcivim.
Yanında kalmaya karar verdim. Ona bir kez daha baktım. Alnında soğuk terler vardı.
Yanına yattım. Kafasını göğsüme koydu.
Daha bugün tanıdığım bir kızla neden bu kadar yakın olmuştum?
Neden böyle bir şey yapmıştım?
Ben...
Ben bile bu soruların cevabını bilmiyordum.
Ama nedense onunla bu kadar yakın olmak beni rahatsız etmemişti.
Ona baktım. Gerçekten çok korkmuş gibi gözüküyordu.
Çok yakında demişti.
Kim çok yakındaydı?
Kimden korkuyordu?
Bu soruların cevabını bulmak için sabahı beklemeliydim. Onu uyandırmak istemiyordum.
Yavaş yavaş benim de uykum gelmişti. Göz kapaklarım ağırlaştı. Ve bir süre sonra ben de uykuya daldım.
YOU ARE READING
My Chick •Yugrose• (Three Shot)
FanfictionRose kısık bir sesle "Çok korkuyorum. Biliyorum çok yakında. Korkuyorum civcivim. Yanımda kal." dedi. Dediklerinden bir anlam çıkaramamıştım ama içimden bir ses 'yanında kal' diyordu. Ayrıca bana civcivim demişti. Sevdim bunu... Civcivim.
