Bölüm 1

9 5 0
                                        

Kapıyı çaldım. Sırtımda içinde eşek ölüsü varmış gibi ağır olan sırt çantam, elimde ailemin zengin olmasının verdiği avantajla alınmış Iphone 7'im, üstümde okulun amblemi baskılı beyaz gömlek ve pötikareli mini okul eteğinden oluşan okul üniformam ile kapının açılmasını beklemeye başladım.

Kapıyı hizmetçi açınca her zaman olduğu gibi ailemi rahatsız etmemeye çalışarak üst kata çıktım ve sessizce üstüme eşofmanlarımı giyip çantamdan ödevlerimi çıkardım ve yapmaya başladım. Dersime çalışırsam ailem bana kızıp dövmez çünkü.

Ailem dediğime bakmayın, onlar benim gerçek ailem değil üvey ailem. Gerçi annem öz ama pek öz annemmiş gibi davranmıyor...

Ben küçükken, sanırım 5-6 yaşlarındayken, annem babamı aldattığı için babam anneme çok sinirlendi ve evden çıkıp gitti. O günden sonra onu bir daha görmedim. Halbuki ben tam bir baba kızıydım. Annem de o günü bekliyormuş gibi daha bir hafta yeni geçmişken biriyle evlendi. Bir süre sonra da çocukları doğdu.

Ben bu olaylar sırasında hep unutuldum, yalnız bırakıldım ya da dövüldüm işte. Beni döven kişi hep değişirdi, bazen annemin kocası bazen de annem. Fakat en çok kocası döver beni. En küçük hatamda komalık edinceye kadar döver hemde. 

Hatırlıyorum, bir keresinde kompozisyon ödevim vardı, 4. sınıfta. Bunu yazdım anneme götürdüm. Bir velinin okuyup imzalaması gerekiyordu. Anneme verdim, okudu. Sonra kocasına verdi o da okudu. Annem okuduktan sonra şaşırmışa benziyordu fakat kocası okurken kaşları çatıldı. Sonra bana döndü,

"Bu yazı da ne böyle, hem hiç bir şey okunmuyor hem de bir sürü hata var!" dedi. 

Babam Türk'tü, annemse Koreli. Türkiye'de büyümüştüm, okuma yazmayı ilk orada öğrenmiş, sonra annem ve kocasıyla buraya gelip burada da Korece'yi öğrenmiştim. Fakat tam olarak iyi değildim yazıda.

Sonra ayağı kalkıp kemerini çıkarmaya başlamıştı. Kemerini çıkardığı gibi her tarafıma sertçe vuruyordu. Ağladıkça da daha sert vurup susmamı söylüyordu. Ne kadar vurdu bilmiyorum ama zaten daha başlarında bayılmıştım. Uyandığımda odamdaydım ve bir doktor vücudumdaki yaralara pansuman yapıyordu.

Bazen de beni dövmeye üşenip bodrum kattaki soğuk ve karanlık odaya kapatırlar. Karanlık fobim orada gelişti zaten. Ne zaman karanlıkta kalsam nefessiz kalır, sonra da bayılırım.

Şu an da aşağıdan çatal-bıçak sesleri geldiğine göre yemek yiyorlar. Ben de burada, zor ama bana göre kolay olan biyoloji ödevimi yapmaktayım.

Size kendimi tanıtmayı unuttum. Ben Sung Choon Hee. Bir de Türkçe ismim var, o da Papatya. Fakat beni genellikle Choon Hee diye çağırırlar. İsmimin anlamı, ilkbahar.

"Choon Hee!" annemin sesiyle hızlıca yerimden kalktım ve ses çıkarmadan merdivenlerden inerek mutfağın önüne gelip,

"Evet, anne." dedim saygılı bir şekilde eğilip. Kendimi dikleştirdiğimde oraya oturmamı istercesine yanlarındaki sandalyeyi gösterdi. Sakinde sandalyeye yaklaşıp oturdum. Oturduğum gibi annemin kocası sinirli bir ses tonuyla,

"Ne yapıyordun sen, neden annen çağırdığında hemen gelmedin?" dedi. Yutkundum ve,

"Biyoloji ödevimi yapıyordum efendim." dedim sakince. Ardımdan annem konuşmaya direk girdi.

"Tamam tatlım. Boş ver." Bana döndü. "Choon Hee, lafı hiç dolandırmayacağım. Seni evlendiriyoruz."

Bu söylediğiyle başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Bu kadar kolay mıydı bunu yapmak, söylemek? Öylece ağzım açık annemin yüzüne bakıyordum. Şoka girdiğimin farkına varmış olacak ki,

"Korkma kızım tanıdık biriye evlendireceğiz seni." dedi sakin ses tonuyla ve elini omzuma koydu. Ha bir de tanıdıktı yani?

"Ha bir de tanıdık yani?" dedim bir anda. Ben de bunu diyebildiğime şaşırdım. Ki onlar da şaşırmış olacaklar ki ilk başta şok geçirdiler. Taki annemin kocası,

"Ne diyorsun sen?! Bize karşı mı geliyorsun?!" diye bağırana kadar. Bağırırken sandalyeden kalkmış, dikleşmişti ve bir elini de bana doğru kaldırmıştı. Ben de refleks olarak kafamı omuzlarıma çekip gözlerimi kapattım.

Bana vurmasını bekliyordum. Fakat annem onun elini tuttuğu için ilk başta öyle bir şey olmadı. Fakat adam anneni ittirip üstüme doğru geldi ve kolumdan sertçe tutup aşağı kata indirmeye başladı. Yani bodruma.

Beni nereye götürdüğünü anlamıştım. Karanlık odaya götürüyordu. Çoktan ağlamaya başlamıştım zaten. Ara sıra da vuruyordu. Ağlarken bir yandan da yalvarıyordum.

"Yapma. Yapma lütfen yapma. O odaya kapatma beni yine. N'olur. Yapma."

O odanın önüne gelmiştik. Beni hızlıca içeri attı. Yere düştüm. Hala ağlıyordum. Bana nefret dolu bir bakış attı ve kemerini çıkarmaya başladı. Anlaşılan dövecekti de. Kemerini çıkardığında vurmaya başladı. Şimdi diğerlerinde daha sert vuruyordu ve oluşan keskin yanmalardan vurduğu yerlerin kanamaya başladığını anlayabiliyordum.

Sanırım yorulduğu için vurmayı bırakınca derin nefes alışlarını duyabiliyordum. Ardından konuşmaya başladı,

"Yarın seni almaya gelecekler, sakın böyle bir şey yapayım deme uslu uslu otur. Yoksa ne olacağını biliyorsun." Dedikten sonra elindeki kemeri  elinde şaklatınca korkudan yerimde zıpladım. 

Ardından yine o tehditkar bakışlarından atıp kapıya yöneldi ve kapıyı sertçe kapatarak gitti. Ben ise titreye titreye ağlıyordum ve nefes alamamaya başlamıştım. Sonra da gözlerim kararmıştı zaten.

Garip Varlık(!)-jjk-Stories to obsess over. Discover now