"ayrılmak istiyorum."
"ayrılmak istiyorum."
cümleler ikilinin ağzından eş zamanlı çıktığında midoriya, şaşırmakla deja vu yaşamak arasında kalmıştı. bu cümleyi daha önce duyduğu için ya da bunu daha önce de söylediği için değildi. hayır. ikisi her ne kadar ayrılma fikrini daha önce ortaya koymuş olsa da (çoğunlukla kavga sırasında öylesine söylenilen blöflerdi) bu sefer hatırladığı şey farklıydı.
başlangıç noktaları.
onları bitirmeye başlayan bir başlangıç.
bundan bir yıl önce, ikisi de tereddüt etmeden 'seni seviyorum' demeyi başarabilmişlerdi birbirlerine karşı. aynı anda. birbirlerinden bağımsız ve habersiz. aklına ok gibi saplanan bu anının onu gamsız yakaladığını hissetmişti göğsünde. kendisini hazırladığı sandığı bu ayrılığın ilk adımının bu denli sarsıcı olmasını beklemiyordu.
sarı saçlı çocuk, her zamanki keskin bakışlarıyla karşılık veriyordu kendisine. asla değişmeyen, yumuşamayan, kendisini değersiz hissettiren o bakışlara alışmıştı. alıştığını sanmıştı. karakterini biliyordu nasıl olsa, çocukluğundan beri tanıdığı bir insandı kendisi. inişli çıkışlı bir ilişkileri vardı her zaman. kendisi sürekli alttan alan, ortamı sakinleştiren taraftı.
alışmak zorundaydı.
bakugo onun sevgilisiyken bile, onun sevgisizliğine alışmak zorundaydı. kendini buna şartlamış, o ne yaparsa yapsın, onu neyden mahrum bırakırsa bıraksın sadece hayatında olmasını istediğine kanaat getirmişti. yaşadığı içsel sorgulamaların hepsi aynı kapıya çıkıyordu: onu istiyordu. onu hayatında istiyordu. hayatında olsun istiyordu.
bu arzuyla başa çıkmanın tek yolu bütün zorlukları üstlenmek olduğuna kendini inandırmıştı. evet, bu inanç dahilinde bakugo'yu sevmeye devam ediyor; istediğini yapmasına izin veriyordu.
tek ihtiyacı onun hayatında olmasıydı.
tek ihtiyacı bakugo'ydu.
ta ki o güne kadar.
