Kasabaya Gelen Yabancı

61 2 3
                                        

Yeni hayatımın ilk günüydü. Fairhaven kasabasında Rothwell Koleji'nde doktoraya başlıyordum. Her zaman güneşli ve sıcak olan şehrimden ilk kez ayrılacaktım.

Yol boyu yeni bir macera başlıyor olmanın heyecanı, sevdiklerimden ayrılmanın hüznü, ve umut bir arada karmaşık duygular içinde gökyüzünü izledim. Uçaktan inerken ne ile karşılacağımı bilmiyordum. Fakat iner inmez beni ne beklediğini anlamıştım.

Dışarı çıktığımda yüzüme vuran yağmur damlaları ve soğuk rüzgardan anlamıştım. Yağmur, kasvet ve soğuk bu kasabanın tek sabit gerçeğiydi.
Uçsuz bucaksız gri bulutlar, sanki gökyüzü yıllar önce burayı terk etmiş gibi ağır ve donuktu.

Bu kasvet sadece hava durumundan ibaret değildi. Bir sessizlikti bu. İnsanların evlerine sinmiş, camların arkasına kilitlenmiş derin bir hüzün. Hava ağır, sanki yutulan sırlar gökyüzünü taşlaştırıyordu. Aldığım her nefeste, içime biraz daha yalnızlık çekiyordum. Akademik kariyer hayalim, bu yoğun kasvetin altında ezilmeye başlamıştı.

Elimde valizimle birlikte ilerleyerek okulu arıyordum ki kaldırıma vuran çamurlu su eteklerime kadar sıçradı. Arabanın içindeki adamı görmüştüm, beni umursamadan yoluna devam etti.

Mükemmel... İlk günümde, bir film sahnesi gibi değil, daha çok ıslak bir kâbusun içinde gibiydim. Yaşadığım tüm heyecan ve umut yerini gerginliğe bırakmıştı.

"Hoş geldin Elara,"dedim kendi kendime, valizimi çekiştirerek. "Doktora, yeni başlangıçlar, akademik kariyer..." İlk günden böyleyse, gelecek günler kim bilir nasıl olumsuzluklar yaşayacaktım.

Nihayet okulu gördüm. Okulun kapısından içeri girdiğimde yerler parlıyordu, duvarlar eskiydi ama sessizliği bir tür saygı uyandırıyordu.
Koridorlarda müdürün odasını arıyordum. Okul bomboştu, sanki terk edilmiş gibi, nihayet koridorun sonunda odayı gördüm. Müdürün odasına yöneldim. Kapıyı tıklattım, içeri girince orta yaşlı, karizmatik ve oldukça yakışıklı bir adam dikkatlice bana baktı.

"Siz, iyi misiniz?" dedi şaşkınlıkla.
"Evet, sadece ıslandım. Ben yeni doktora öğrenciniz ve asistanınız Elara."dedim gülümsemeye çalışarak. ''Kasabanız beni sıcak bir şekilde karşıladı diyelim."
''Elara, hoş geldin. Talihsizlik için üzgünüm. Lütfen otur, sana sıcak bir şeyler ikram edeyim.''

Oturdum ve müdürün getirdiği sıcacık kahveden bir yudum aldım.
Tam o sırada kapı arkamda açıldı.
Rüzgârla birlikte içeri dolan yağmur kokusuna bir başka koku karıştı, pahalı bir parfüm gibi ama aynı zamanda metalik, keskin. Başımı çevirdim.

Beyaz tenli, kıvırcık, koyu kumral saçlı, uzun boylu bir adamdı. Ela gözleri, yağmurdan sonra çıkan bir fırtına gibi duruyordu. İnce ama yakışıklı bir yüzü vardı; saçının bir tutamı sol kaşına düşmüş, sanki özellikle öyle bırakılmış gibiydi. Kendinden emin bir gülümseme vardı yüzünde.

"Ah, işte Joe," dedi müdür. ''Elara, seni bölüme ve kalacağın yere götürecek kişi, Joe. Sana yardımcı olmasını rica ettim. Kendisi okulumuzun en genç eğitimcilerinden. İyi anlaşacağınızdan eminim.''

Benim için zaman bir an durdu.
Buraya gelirken arabasıyla suyu üzerime sıçratıp beni ıslatan adam olduğunu fark ettim.
Gözlerim kısıldı, dudaklarımda istemsiz bir çizgi belirdi.

Joe'nun yüzündeki o kendinden emin gülümseme, beni görmekten duyduğu memnuniyetten çok, durumu fark etmemden dolayı duyduğu alaycı bir neşeydi sanki. Başarısından gurur duyan küçük bir çocuk gibiydi ve elini uzattı.
Kadife gibi bir sesi vardı.

"Merhaba, okulumuza hoş geldin Elara.''
Elini sıktım. Sanki aramızda manyetik bir çekim vardı ya da ben gerginlikten öyle hissediyordum.
''Buraya gelirken üzerime çamurlu yağmur suyunu sıçratan aracın içinde gördüm sizi. Her zaman böyle düşüncesiz biri misiniz?"

Şaşırdı, ama gülümsemeye devam etti "Sanırım sabah küçük bir yanlış anlaşılma oldu.Yetişmem gereken bir yer vardı, fark etmedim, üzgünüm.''

"Yanlış anlaşılma" dediği şeye karşı gözlerimi kıstım. Bu adam kibirliydi ve bunu telafi etmek için herhangi bir çaba göstermiyordu. Sadece görevi olduğu için buradaydı.

"Evet," dedim kısa bir nefesle. "Küçük bir sel felaketi. Harika bir hoş geldin oldu.''
''Telafi edebilirim. Size eşlik etmeme izin verin." dedi. Yüzüne dikkatlice baktım, samimi görünüyordu. Zaten yorgundum ve birinin yardım etmesi fena olmazdı, ilk günden daha fazla gerginliğe gerek yok, diye düşündüm.
Valizimi kaptım. Hafifçe gülümsedim.

"Zaten yağmurda yalnız yürümek artık fazla sıkıcı olurdu'' dedim.
Kasabaya gelişimle birlikte, bir damla sudan çok daha fazlası üzerime sıçramıştı. Onu ilk kez tanıdığım bu anda anlamıştım, yeni hayatımda önemli bir rolü olacaktı. Fakat bu rolün ne olacağını henüz kestiremiyordum.

Okulun koridorlarında ilerlerken, bana bazı yerleri anlatıyordu. Bense, ne anlattığına odaklanamıyordum. Tek istediğim evime gidip duş almak ve uyumaktı. Bugünün hemen bitmesini istiyordum. Yorgunluktan adımlarım yavaşlıyordu.

Birlikte, kalacağım eve doğru yola çıktık. Arabada sessizlik hakimdi.
Yalnızca sileceklerin ritmi ve yağmurun sinir bozucu ısrarı.
Joe direksiyona odaklanmıştı; ben de onun yakışıklı profilini izliyordum. Onunla konuşma isteğimi daha fazla bastıramadım.
"Kasaba oldukça... sakin,"dedim sonunda.
"Burası huzurlu bir yer,"dedi, gözünü yoldan ayırmadan.
"Benim geldiğim yerde sürekli kaos vardır."dedim gülerek.

"Öyleyse burda biraz sıkılacaksın," dedi, sesinde alaycı bir meydan okuma vardı. "Ama merak etme, Fairhaven'ın derinlikleri, ilk bakışta göründüğü kadar masum değildir. İstersen, bu kasvetin altında yatan gerçek olayları görmene yardımcı olabilirim."

Samimi teklifinden etkilenmiştim, arkadaş olmak için ilk adım gibiydi. Kibirli duruşuna rağmen sıcakkanlıydı. Rehberliğine ihtiyacım vardı.
"Elbette, çok isterim," diye teklifine karşılık verdim.

Bunu gerçekten istiyordum. Kasabanın boğucu bir kasveti vardı. Çok geçmeden burada depresyona girmem kaçınılmazdı. Arkadaş bulmak zorundaydım depresyona girmemek için. Julian ise ilk arkadaşım olabilirdi.

Evin önünde durduk.
Eski taş duvarlar, yosun tutmuş basamaklar, iç karartıcı bir zarafet.
Tam da bir doktora öğrencisine yakışır depresyon fonu.
Joe arabadan indi, bagajdan valizimi çıkarırken yağmurun altına hiç düşünmeden girdi.
Tabii ki ıslanmıyordu, sanki damlalar ona değmek istemiyordu.

"İşte burası," dedi. "Artık evindesin."
"Evet, çok davetkâr," dedim. "Nemli, soğuk ve... bana depresyon teşhisi koymak üzere."

Evin içi dışından farksızdı: gıcırdayan zemin, soğuk hava, eski kitap kokusu.
Yine de içimde garip bir huzur vardı. Adeta bir ortaçağ sahnesinin içindeydim. Yeni evim ve yeni hayatımla ilgili hayal kurmaktan kendimi alamıyordum.

Joe, anahtarı uzattı.
"Kapını kilitle,"dedi çıkmadan önce.
Ben de gülümsedim. "İlk gecemde hırsızlarla sosyalleşmek gibi bir planım yok zaten."
''Sana numaramı vereyim, ihtiyacın olduğunda her zaman arayabilirsin.'' Telefonumu çıkarıp ona verdim.
Numarasını yazdıktan sonra araca binip uzaklaştı. Bende yeni evime ilk adımı attım.

Kapı kapandı.
Ev sessizleşti.
Bir an kendi nefesimi bile duydum.

Valizimi yere koyup koltuğa oturdum.
Ve o an fark ettim ki...
Yağmurun sesi dışında, bir de alt kattan gelen hafif bir tıkırtı vardı.
Belki rüzgârdır, dedim.

O sırada telefonuma gelen mesaj sesiyle irkildim. Joe akşam beni yemeğe davet ediyordu. Yorgunluğuma rağmen hevesle kabul ettim.

Şimdi üzerimdeki ıslak kıyafetlerden kurtulmalı ve dışarı çıkıp sosyalleşmeliyim. Kasabadaki ilk arkadaşımla yemeğe çıkacağım. Hiçte fena bir başlangıç olmadı.

Velvet StormStories to obsess over. Discover now