*1* Let me adore you

17 2 2
                                        

Jungkook belki de sonsuzdan da uzun süren bir pratikten sonra kendini olduğu yere bırakıp soluklanmaya çalıştı. Gözlerini kapatıp yaptığı seçimleri sorgularken başka bir yerde mutlu olamayacağını anlayıp büyükçe gülümsedi. 

Büyük gösteri seçmeleri çok yakındı ve gösteride bütün büyük şirketlerden temsilciler onları izlemeye gelecekti. O yüzden iki erkek dansçının baş dansçı olacağı bu gösteride baş dansçılardan biri olmak zorundaydı. Hayallerine ulaşmaya bu kadar yaklaşmışken pes edemezdi. 

Akademideki herkes gerçekten çok yetenekliydi. Kariyerinde iyi yerlere gelen herkes Jung Hoseok'un dans akademisinden gelmeydi. O yüzden hedeflerine bu kadar yaklaşmışken bu akademinin tüm sağladıklarını kullanmaya kararlıydı. 

Diğer dansçılar arasındaki rekabet sıkıydı ancak Jungkook kendine güveniyordu. Vücudu ve ruhu onu hiçbir zaman yanıltmamıştı. 

Sadece üç saatlik reserve edebildiği solo pratik odasındaki süresinin bittiğinin farkındaydı ama bir türlü yerinden kalkamıyordu. 

Kapının açılma sesini duydu ve bakışlarını o tarafa yöneltti. Gelen Park Jimin'di. Nam-ı diğer akademinin en yetenekli dansçısı. Her gün saatlerce antrenman yapar çevresindeki herkesi kendine hayran bırakırdı. Jungkook da onun hayranlarından biriydi. Pratik odalarındaki camların arkasından onu izler yaptığı hareketleri takip ederdi. Ancak Jimin'in onun adını bile bildiğinden emin değildi. 

Onu görünce yerinden kalkıp hızlıca jimine eğilerek selam verip hemen toparlanmaya başladı. Jimin de aynı şekilde onu selamladı, "Acele etmene gerek yok bekleyebilirim." dedi. Jimin'in onunla konuştuğunu duyan Jungkook'un eli ayağına dolaştı "Kusura bakma zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım." diyerek hızlıca eşyalarını çantasına doldurdu. Jimin'in yüzünde küçük bir gülümseme belirdi, "Evet farkındayım kendini kaptırmış görünüyordun. Gerçekten de dans etmek senin için bir tutku olmalı." dedi. 

Duyduklarıyla karnı iyice kasılan Jungkook utanmadan edemedi "Teşekkür ederim elimden geleni yapıyorum." dedi. Kapıya vardığında çıkmadan önce tekrardan eğilip iyi çalışmalar dileyerek kapıyı arkasından kapadı.

Az önce yaşananların etkisinden çıkamayan Jungkook sırtını kapıya yasladı ve derin bir nefes aldı. Çalan telefonu sayesinde kendine geldi. Arayan abisi Namjoon'du, "Jungkook nerede kaldın yemek hazır Yoongi ile seni bekliyoruz." dediğinde saatin farkına varıp elini anlına vurdu. "Abi çok özür dilerim hemen çıkıyorum kendimi çok kaptırmışım." deyip telefonu kapadı. 

Lise bittikten sonra dans akademisine kabul edildiğinden beri Seul'de prodüktörlük ve söz yazarlığı yapan abisi ve erkek arkadaşında kalmaya başlamıştı. İlk günden beri huzurlu ve rahat zaman geçirse de onlara yük oluyor gibi hissetmeden duramıyordu. 

Sonunda abisinin Seul'ün merkezindeki lüks apartmanına ulaştığında şifreyi girip ayakkabılarını çıkardıktan sonra içeri adımladı.

Geniş salondaki yemek masasına bir şeyler yerleştiren Yoongi Jungkooku görür görmez genişçe gülümseyip "Nerelerdesin oğlum abin başımın etini yedi açlıktan. Seni bekliyoruz sabahtan beri." deyip saçlarını karıştırdı. 

Jungkook saç karıştırma olayına göz devirip elini yıkadıktan sonra masadaki yerini aldı. O sırada Namjoon da hemen karşısına yerleşti "Nerelerdesin bakalım sen, saat kaç oldu? Saatlerce pratik yapmaktan yorulmadın mı hiç?" dedi. 

Jungkook bunalsa da kabalık etmek istemediğinden "Abi 22 yaşındayım lütfen artık benim için endişelenme bu yarışmanın benim için ne kadar önemli olduğunun sen de farkındasın." dedi. 

Namjoon ağzı tıka basa doluyken "İyi be bir şey demedik yemeğini ye çok bilmiş." deyip önündeki yemeği çiğnemeden yutmaya devam etti. 

Yoongi bu görüntüye iç geçirdi Jungkook'un onlarla yaşaması hayatlarına bir renk getirmişti ve onu en az kendi kardeşi kadar çok seviyordu. 

Geçmişte beraber geçirdikleri zorlu günler aklına geldikçe Namjoon ile beraber kurdukları bu düzen için her an şükür ediyordu. 

Jungkook'un küçücük yaşında yaşadıkları aklına geldiğinde onunla bir kez daha gurur duydu. Eskiden yaşadıkları karanlık zorlu günlerin geride kaldığını kendine hatırlatıp sahip olduğu küçük ama güzel ailesi için tekrar teşekkür etti. Aşık olduğu adam ve kardeşiyle beraber yaşamak ona güç ve ilham veriyordu. 

Namjoon sonunda tamamen doyduğunda arkasına yaslanıp derin bir nefes aldı ve Yoongi'nin ellerine uzanıp küçük bir öpücük kondurup yemek için teşekkür etti. 

Yapması gereken işleri hatırladıkça yorulsa da ailesi için bunları yapmaya devam etmesi gerektiğinin farkındaydı. Masadan kendi tabağı ve bulaşıklarını kaldırıp stüdyosuna ilerledi. Derin bir nefes alıp kendini tekrar o büyülü dünyanın içine girmeye hazırlayarak kapıyı arkasından kapadı.

Jungkook da sonunda yemeğini bitirdiğinde Yoongi'ye dönüp "Albüm hala bitmedi mi ?" diye sordu. 

Yoongi kafasını iki yana sallayıp "Abini biliyorsun, fazla mükemmeliyetçi ve bir şekilde en iyisi olsun istiyor." dedi. 

Jungkook omuzlarını düşürerek "Benim yüzümden kendini baskı altında hissediyor. Sürekli çalışması gerektiğini düşünüyor ama bu son yaptığı üç albümle istese emekli bile olabilir." dedi.

Yoongi Jungkook'un böyle düşüneceğini tahmin ettiğinden elini Jungkook'un omzuna güven verircesine yerleştirip gülümseyerek "Abin hayatımda tanıdığım en idealist ve en zeki adam. İnan bana yaptığı her şey bizler için olsa da kendi ismini ve sanatını yaşatmak için de yapıyor. Çok yorgun olduğunu biliyorum ama o bu şekilde hayat buluyor. Sen onu merak etme yarışmana odaklan o iyi olacak." dedi. 

Jungkook tuttuğu nefesi vererek Yoongi'ye sarıldı yemek için teşekkür edip bulaşıklarını kaldırdı. 

Odasına ulaştığında kendini hızlıca duşa attı, ılık su vücudundan akarken bugün yaşadıkları ve Jimin aklına geldi "Acaba hala pratiğe devam ediyor mudur? Umarım kendini çok hırpalamıyordur." diye düşündü. Duştan sonra üzerini değiştirip hemen uyumak için kendini yatağa attı. 







Seven - JikookWhere stories live. Discover now