DEVAM 6

94 6 0


Yumuşacık bir yatakta uyandım. Daha önce burayı görmemiştim. Neredeyse her yer beyazdı. Bembeyaz bir yatak. Bembeyaz duvarlar ve bembeyaz bir dolap vardı sadece. Odayı incelemeyi bırakıp kaşımın tam üstündeki sızlamanın nedenini merak ettim ki yine sakarlık yapmış olmalıyım. Elimi başıma götürdüyümde sarılı oldunu hissettim. Başım çatlayacak kadar çok ağrıyordu. Yataktan doğrularak en son neler olduğunu hatırlamaya çalıştım. Bi türlü aklıma gelmiyordu. Gördüğüm şu rüya aklımdaydı hâlâ. Abimi bulup ona anlatmalıydım bunu. Sahi belki de abimin odasındayım. Ayağa kalktım ve tam o sırada kapı açıldı. İçeri daha önce görmediğim bi kız girdi. Kısa kumral saçları ve ela gözleri vardı. Neredeyse benden 2-3 yaş büyük gibi görünüyodu. Bi süre yüzüme samimi bi şekilde gülümseyerek baktı. Yavaşça yanıma gelerek "uyanmış olmana sevindim" dedi. Bu kız da kimdi böyle. Dolaba ilerleyerek siyah şık bir elbise ve siyah çizmeler çıkarıp yatağa koydu. Kapıya ilerleyip hafifçe açtıktan sonra tekrar bana dönüp gülümseyerek "üzerini giyinince aşağı in yemek masasında seni bekliyor olacağım.." dedi. Şaşkınlık içinde bakakalmıştım. Tek kelime bile konuşamadım. İtiraz etmeden verdiklerini giydim. Üzerimde olan beyaz şort ve beyaz tişörtü yatağa bıraktım. Benim kıyafetlerim neredeydi?! Bunu düşünmeye zamanım olmadığını hissederek odadan çıktım.

Burası son derece hayranlık verici şekilde döşenmiş her yerde resimler vardı. Aşağı inerek yemek masasına oturdum. Tam karşımda az önceki kız vardı. Yanımızda üç sandalye daha vardı ve boştu. Masanın üstü eksiksiz donatılmıştı. Kaşığı alıp çorbaya daldırdı. "adım misaka.. Seninle tanışmak onur verici yui chan.." dedikten sonra yemeğini yemeye başladı. Yaptığım şey onu izlemekti sadece. İçeriden sesler gelmeye başladı. Kafamı arkaya çevirince ikizleri gördüm. Neydi isimleriiiii... Jhon ve Jhony. Şakalaşarak gelip masada soldaki iki sandalyeye oturdular. Jhon cıvıklıkla "uyanmışsıın küçük kıııızz..." diyerek gülümsedi. Ne işim vardı burda. Bi dakika hâlâ rüyada olmalıyım.. Kaçırılma anımın bi rüya olduğunu sanıyodum. Sandalyeyi geriye iterek ayağa kalktım. Tek kelime bile konuşmadan dış kapıya yöneldim. Onlar sadece oturmuş düz bi ifadeyle beni izliyolardı. Kapıya asılıp açmaya çalıştım. Kilitliydi. Açılmasına imkan varmış gibi zorlamaya devam ettim. "AÇIL LANET OLASI!!" . Ağzımdan bilinçsizce çıkan bu kelime topluluğu Jhonun gülmesine sebep olmuştu. Daha fazla sinirlenmiştim. Kapıyı tekmelemeye başladım. Kendimi tutamıyodum. Jhon ve Jhony masadan kalkıp kollarımı tuttular. Sandalyeye oturtup kelepçeleri taktılar. "ÇÖZÜN BENİ! ABİM NERDE!! SİZİ BULURSA PİŞMAN EDİCEK!!" ben bağırdıkça jhon daha fazla gülüyodu. Misaka jhon'a ters bi bakış atıca sustu. Sinirden kudururken içeriden tanıdık sesler geldi. Jhon ve Jhony hemen ayağa kalkmışlardı. "bu gürültü de ne böyle.. Size misafirim olduğunu söylemiştim." ses oldukça tanıdıktı fakat kim olduğunu hatırlayamıyorum. Tam arkamda durarak bi süre sessiz kaldı. Arkama dönemediğim için kim olduğunu göremiyordum. "ben size bunu mu yapmanızı söyledim..!" diyerek masadakileri azarladı. Jhon "a-ama.." cümlesini tamamlayamadan susmuştu. Arkama geçip kelepçeleri çözdü. Bi süre sadece hareket edemiyordum. Arkamdaki kişi sağ tarafımdaki boş sandalyeye oturdu. Onu gördüğüme gerçekten çok şaşırmıştım. Bu kesinlikle rüya olmalıydı.. Tam sağıma RİSU oturmuştu. Onu en son kaçırıldığım gün görmüştüm. Yüzüme bakıp her zamanki gibi gülümseyerek "tekrar karşılaştığımıza inan çok sevindim" dedi. İkizlere dönerek "bu iki salağın yaptığı şey için çok özür dilerim henüz evcilleştirilmediler.." deyip sinirli sinirli baktı suratlarına. Tekrar bana gülümseyip "aç olmalısın.. Yemeğe başlayalım yui chan" dedi. Hâlâ olayın şokunu atlatamamıştım. Herkes yemeğe başladı.

Yemekler bitti ve tatlılar gelmişti. Tek lokma dahi yememiştim. Sonunda "abim nerde risu!" diyerek dolu gözlerle ona döndüm. Jhon kahkaha atarak "abin... ÖLDÜ!" dediğini duyduğum anda elime aldığım tatlı bıçağını eline sapladım. Beyaz masa örtüsüne yayılan kan örtüyü kırmızıya boyamıştı. Jhon "LANET OLSUN!! LANET OLSUN!" diye bağırarak elindeki bıçağı çıkardı. Risu şok olmuş gibi gözlerini açmış kana bakıyordu. Daha da yaklaşarak "abim... Nerde... Risu.." diye soruyu tekrar ettim. Jhon yine abimin öldüğünü söyleyerek gülünce sandalyeyi fırlatıp elime aldığım ilk şeyi jhon'un gözüne sapladım. "bunu bi daha söyleme lanet olası" diye bağırdım. Risu sarılarak beni geri çekti. Kollarımı hareket ettiremeyecek kadar sıkı sarılıyodu. Kulağıma "abin ölmedi yui sakin olursan seni görüştürürüm.." diye fısıldadı. Kendimi kollarından kurtararak yukarı çıkıp kapıyı kilitledim. Risu da hemen gelerek kapıyı tıklattı. "yui kapıyı aç ve sana her şeyi anlatmama izin ver" diye seslendi. Başımı iki elimin arasına alıp yatağa oturdum. Bi süre sessiz kaldıktan sonra kallıp kapıyı açtım. Hâlâ ayakta öylece duruyordu. İçeri geçmesini işaret ettim. Bembeyaz odada tek siyah ikimiz kalmıştık. Anlatmasını bekler gibi yüzüne baktım. Başı eğik yere bakıyodu. Yavaşça gözlerimin içine baktı. "seni gerçekten çok özledim" diyerek gözleri doldu. Evet sınıfta en yakın arkadaşımdı ben de onu çok özlemiştim fakat bu beni kaçırmasını gerektirmezdi diye düşündüm. Sessizlik oluşmuştu. "beni bu yüzden mi kaçkrdın?" diyerek gözlerimi devirdim. "evet... Aslında hayır.. Başka nedenleri de var fakat şimdi öğrenmenin uygun olmadığını düşünüyorum.." diye yanıtladı. Tamamen yüzüne bakarak tekrar abimin yerini sordum. "bak yui sadece bi süre sonra abini görüceksin söz veriyorum..." beklediğim cevap gelmeyince yüzümü çevirdim. Yatağın üstündeki elimi tutarak "sana verdiğim tüm sözleri tuttum öyle değil mi...? Güven bana lütfen yui!" dedi. Elimi çekip "tamam" diye yanıtladım. Ayağa kalktı ve odadan çıktı..
.
.
.
Yo selam millet :D bu bölüm de bu kadaaarr :D iyi okumalar :3

THE LITTLE GAMEBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!