DEVAM 7

101 6 8

Selam millet (・ω・)ノ biliyorum yeni bölümleri çok geç yazıyorum çok özür dilerim ๏︿๏ ıııım... öyle işte o kadar :3 iyi okumalar ≧ω≦

Böyle devam ederse ölüme kadar gidebilirdim. Yemek yemiyor ve odadan çıkmıyodum. Misaka ve risu sürekli yemek getiriyordu. Getirdikleri yemekten tek kaşık bile yemiyordum. Açlıktan beynim bulanmıştı. Düşünebildiğim tek şey abimdi. Kollarımı başımın altına almış sırt üstü uzanıyodum. Uykum gelmeye başlamıştı ki kapının tıklamasıyla uykum aniden kayboldu. Kapı yavaşça açıldı. Risu içeri kafasını uzatıp baktı. Onu görmezden gelerek duruşumu bozmadan aynı şekilde durmaya devam ettim. Odaya girip kapıyı yavaşça kapattı. Yanıma kadar geldi. Sandalyeyi çekip oturdu. Bi süre baktı. Tıpkı eskiden hasta olduğum zamanlarda baktığı gibiydi. O bakışı eski anılarımı hatırlattı. Risuyla sadece okulda arkadaş deildik. Çocukluğumuz hatta bebekliğimiz bile beraber geçmişti. Ben büyüyene kadar bana yaşlı teyzem bakmıştı. 7 yaşıma geldiğimde ölmüştü. O zamandan sonra yalnız büyümeye başladım. Risu bana hep destek olmuştu. Okula beraber gider beraber dönerdik çoğu zaman. Her sabah aynı güler yüzle karşılardı. Moralinin bozuk olduğunu sadece hasta olduğum zaman görmüştüm. "yui" demesiyle anılardan uzaklaşıp irkildim. Masum masum bakarak "böyle olmasını istrmemiştim... Lütfen biraz yemek ye sana her şeyi anlatıcam ve abini görmene izin vericem." dedi. "pekala" diyerek onayladım.

Yemeği yedim ve tam karşımda beni izleyen Risuya baktım. ona baktığımı fark edince başını eğdi. Derin bi nefes alıp anlatmaya başladı.
"yui.. Biliyorum ki abinin gerçek abin olmadığını düşünüyosun. Evet, abin de gerçekleri bilmiyor..." dedikten sonra biraz durakladı.
"ne demek istiyosun..?"
"b-ben... Diyorum ki... Kira senin gerçek abin. O da senin gerçek abin olduğunu bilmiyor v-ve öldüğünü sandığı kardeşine benzettiği için kardeşi olarak kabul ediyor.."
Dedikleri kafamı karıştırmıştı. Ne demeye çalışıyodu bu çocuk.. Anlamsız yüz ifademi görmüş olacak ki açıklama gereği duydu.
"yui sen, Kira'nın ölmüş olan kız kardeşisin." diyerek masadan kalktı. Hemen arkasından ben de kalktım. Oturma odasındaki büyük koltuğa oturdu. Ben de tekli koltuğa geçip Risu'ya bakmaya başladım.
"n-n-nasıl oluyo bu..? Ben çok küçükken ailemi kaybetmiştim ve yaşlı teyzem büyütmemiş miydi..?"
"hayır Yui! Onların hepsi uydurma. Sana bakan benim yaşlı teyzemdi. Sen küçükken aileni kaybetmedin. Seni onlardan ayırdık. Başta aileni de öldürmeyi düşünmüştük ama seni kaçırırken hafızanı kaybedince buna gerek kalmadı. Annen seni kurtarmaya çalışırken aniden gelen trenin altında kaldı. Bunun olmasını istrmemiştim. Abin seni bulmasaydı... Bunların hiç biri olmıcaktı. Yine benim yui-chan'ım olacaktın." her şeyi tek nefeste anlatıp ağlamaya başladı. Deli gibi ağlıyodu. Donup kalmıştım.. O ana kadar her şeyi yanlış biliyomuşum.. Kandırılmışım... Ailemden ayrılmışım.. Annem benim yüzümden ölmüş.
"NEDEN!!?" diye bağırıp ağlamaya başladım. "neden Risu..? Neden yaptın bunları bana.. Neden?" zorla konuşarak devam ettim. Gözlerini silip yüzüme baktı. Yanıma gelip.
"böyle olsun istemedim.. B-ben seni çok seviyorum yui.. Seni her şeyden çok seviyorum.. Ama ailelerimiz ezeli düşman ve seninle görüşmeme asla izin vermediler. benim olmanı istedim.. sadece benim. Seni ne kadar sevdiğimi babama anlattığımda bu işi halledeceğini söyledi. Şimdiye kadar ne istersem yapmıştı da. Bu şekilde yapabileceğini düşünemedim. Çok pişmanım yui sana bu kadar acı çektirmeyi hiç istememiştim." diyerek eliyle yüzümdeki yaşları sildi. Elini ittirip kalktım. En sevdiğim en güvendiğim nasıl yapardı bunu bana.. Artık o en sevdiğim deildi. Artık kimseye güvenemezdim. Kimsem kalmamıştı abimden başka. Yüzümü silip kendimi toparlamaya çalıştım. Yüzünü bile görmek istemiyodum artık onun. Tam arkamda yerde ağlıyodu. Ona dönmeden "babam..? Babam neden hastanede Risu..? O da mı senin yüzünden." sesim titrek ve öfke dolu çıkıyodu. Bi süre sessiz kaldı. Arkamı dönüp küçük masanın üstündeki cam bardağı masaya vurarak kırdım. Sinirden gözlerim dönmüştü. Onu öldürmek istiyodum. Üstüne yürüdüm. Hâlâ yerde oturuyo ve ağlıyodu. Her zaman böyle sulu göz biriydi zaten. Ağlaması her zaman sinirimi bozardı. Kırık bardağı boğazına dayayıp "Risu söyle.. Abim nerde.. Babam nerde.. Onlar iyi mi risu." sert kalmaya çalışıyodum ama ben de ağlıyodum. Bi elim omzunda diğer elim kanlar içinde kırık cam bardakla boynunda duruyodu. Bu halde gülümseyip "beni istersen öldürebilirsin.. Hak ettiğimi biliyorum.. Abin hâlâ hayatta ve baban da. Ama sana onları gösteremem yui üzgünüm. Seni tekrar kaybetmek istemiyorum." dedi. Yavaşça üstünden çekilip ayağa kalktım. Gözlerimi koluma silip "o halde.. Söylemezsen kendimi öldürürüm" diyerek cam bardağı hızla boynuma dayadım. Telaşla ayağa kalkarak "Y-y-yuii!! Dur! P-pekala seni onlarla götüreceğim." diyerek elimdeki bardağı tuttu. Bardağı yavaşça indirirken "yalnız bi şartım var" dedi.
"ne şartı.?"
"b-benimle evlen." -ne!! Evlenmek mi!!- ondan nefret ediyorum bu kadar şeyden sonra hâlâ kendini düşünüyo.
"ölürüm daha iyi" diyerek bardağı tekrar boynuma götürürken enseme gelen sert darbeyle her şey bulanıklaştı. Sesler uğultulu geliyodu. Direnmeye çalışsam da sonunda yine bilincimi kaybettim ve bayılmışım...

THE LITTLE GAMEBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!