DEVAM-3

194 12 7

-WTH?! sabah sabah bomba sesleriyle uyanmak mı?!- Başka bi alarm sesi yokmuş gibi sabahın 6'sında cephede gibi hissettiren şu tuhaf alarmla uyanmıştım. Alarmın çalmasıyla yastığı kendime siper etmem bir olmuştu. Biraz durup düşünmeden öylece oturdum. Uykum açılmaya başlayınca "napıyorum ben bu saatte?" diyerek yastığı fırlattım. Yatağın kenarına ayaklarımı sarkıtıp ellerimi iki yanıma destek olarak koydum bi süre öylece oturdum. Yataktan kalkıp lavaboya gittim. Tuhaf bi şekilde bu evin her yerini biliyodum ve güvende hissediyodum. Elimi yüzümü yıkadım. Odaya gidip dolabı açtım. Bi T-shirt ve kapri giydim. Aşağı indim. Kahvaltı hazırdı fakat kimse yoktu. Pek iştahım olmadığı için bahçeye çıkmayı düşündüm. Hava biraz soğuk olduğu için üzerime bi kapşonlu swit aldım. Bahçeye çıktım. Hava kapalıydı. Evin arkasına doğru ilerledim. Evde kimse olmamasının nedenini şimdi anlamıştım. Arka bahçede açık spor salonu vardı. Abim torbadan tüm sinirini çıkarırcasına çalışıyodu. Bi süre hayranlıkla onu seyrettim. Çalışması bitmiş olacak ki sargıları açmaya başladı. Arkasını dönüp beni görünce duraksadı. Yanıma doğru gelip yanağımı öptü. "günaydın yui" diyerek gülümsedi. Yüzüm hem soğuk hem de utanmanın verdiği etkiyle kızarmıştı. "g-günaydın" diyerek karşılık verdim. Eve doğru giderken ben de onu takip ettim. Lavaboya girip ellerini yıkadı ben de o sırada mutfağa doğru gidiyodum. Mutfağa girip muhteşem kahvaltı masasını darma dağın gördüm. Sinirlerim yine gerilmişti. İlk defa yemek görmüş gibi tüm yiyeceklere saldırmıştı. Bi süre öylece baktım. Beni fark etmesinin üzerinden bikaç saniye sonra abim mutfağa geldi. Kiyo hemen bi hanımefendi moduna girdi. Abim masaya oturdu. Masanın dağınıklığını hiç takmadan yemeye başladı. Bu masaya oturmak istemiyodum fakat aç kalmaya pek de gönüllü deildim. Gözlerimi devirdim sandalyeyi çekip oturdum.

Kiyo sakince yemeği bitirip içeri geçti. Kahvaltı süresi boyunca tek kelime etmemişti kimse. Ben de pek doymamış olsam da bu kıza güvenmediğim için masadan kalktım. Abim hâlâ sakinliğini koruyarak yemeğini yemeye devam etti. Odama gidip örümceği elime aldım. Yerdeki pufların birine yayılıp elimde gezişini izledim. Ne kadar süre öyle oturduğumu bilmiyorum... Tüm düşüncelerimi çekip beni rahatlatıyodu. Tam her şeyden sıyrılıp fly'ın gezişine dalmışken kapımın aniden yumruklanmasıyla irkildik. Fly korkmuş olacaktı ki elimi ısırdı. -bi bu eksikti..! Bunu öğrenirlerse mutlaka abim seni öldürecektir..!- örümcekle konuşuyodum. Ben de şaşırmıştım fakat şuan kapımı alacaklı gibi çalan kişiyi ölümüne dövmek istiyodum. Bi elimi diğerine bastırıp "ne istiyosun ya alacaklı gibi vurma kapıyı" diye bağırarak kapıya ilerledim. Kiyo korkmuş şekilde kapıya vuruyodu. Kapıyı açtığımda bi iki darbe kapıya deil de bana gelince içimde büyük sinir patlaması yaşandı. Parmaklarımı çıtlatıp kükrercesine "ne istiyosun yine" diye çıkıştım. "k-kira..... Bayılmış..." nefes nefese kalmış ve korkmuştu. Koşarak aşağı indim. Bi mutfak bezini alıp geçici olarak elime sardım. Sandalyeyle beraber düşmüş olan abimin yanına hızla çöktüm. Sandalyeyi kenara çekip abimi sırt üstü yatırdım. Neden bayıldığını anlamamıştım. Kiyo'dan yardım etmesini istemek için arkamı döndüm ama düşündüğümün tersine arkamda durmuyodu. Şuan onu düşünmek yerine abimi uyandırmaya çalışmalıydım. Ne hali varsa görsün bi köşede ölmesi daha uygun. Bayılan birini nasıl uyandırıcamı bilmiyodum. Aklıma gelen en basit şey olarak yüzüne su vurdum. Uyanmayınca buzluktan buzu çıkarıp içine attım. Bilmiyorum belki soğuk şoku olur ve uyanırdı. Tekrar başarısız olmuştum. Omuzlarından tutup sürüklemeye başladım. En yakın koltuğa kadar sürükleyip önce oturttum sonra ayaklarını da koyup uzandırdım. Yüzünü buruşturup bikaç bişi söyledi. Söylediği şeyi anlamadan onu seyrediyodum. Tek gözünü yavaşça açarak bulunduğu yeri algılamaya çalıştı. Ayaklarını sarkıtıp oturur vaziyete geldi. Elini başının arkasına götürüp gözlerini sıktı. "i-iyi misin?" diyerek aniden sarıldım. Gülümseyip başımı okşadı ve "iyiyim yui" dedi. Anlamsızca yüzüne bakarken aniden hissettiğim elimin acısıyla yüzümü buruşturdum. Bi şeyler hatırlamaya çalışır gibi etrefa bakan abime çaktırmamaya çalıştım. Bu defa yaralandığımı fark etmemiş olması iyiydi. "uyuya mı kalmışım?" diye sordu. "aslında mutfakta bayılmıştın ve seni buraya kadar taşıdım." diyerek yüzüne baktım. Elime odaklanmıştı. Kolumu tutup beni dışarı sürüklermeye başladı. Tam kapının önünde duraksadım. Benim kavanozum... Benim örümceğim fly... Ve elinde kaya olan kiyo... Kapıyı açıp bağırıncaya kadar kaya kavanozun üstüne sertçe inmiş ve kavanoz parçalara ayrılmıştı. Beynime fırlayan kanlarla yandığımı hissettim. Bu savaş demekti. Onu öldürmemi hiç bişey engelleyemez. Kapıyı açıp koşarak odunun üstüne saplanmış olan baltayı aldım. Kiyoya doğru koşarak gidiyodum. Bi kaç defa baltayı ölğmcül yerlerine salladım. Şanslı olarak kurtulmuştu. Düşünmeden hareket ediyodum. Yine içimde tuhaf duygular benimle savaşıyodu. Üstüne gidince yere düşmüştü. Bu bi fırsat olmuştu. Baltayı kaldırdım... Ve indiremedim balta havada kalmıştı. Arkama dönüp baktım. Abim baltayı tutmuştu. -neler oluyo izin ver de beynini dağıtıyım şunun!!- baltayı bırakıp aldırmadan kiyo'nun üstüne oturdum. Yüzünü yumuruklamaya başladım. Kanlar içinde kalmış ve ağlıyodu. Göz yaşı ve kanla karışmış suratı eskisi kadar güzel görünmüyodu artık. Belimden tutularak kaldırılınca duraksadım. Henüz sinirimi alamamıştım. Abim kiyoya bakarken kırılan kavanoz parçalarını ve fly'ı alıp odama koştum. Camların elimi kesmesi umrumda deildi. Canımı yakan tek şey ölmüş arkadaşımdı. Elim hem kendi kanım hem de kiyonun kanıyla kırmızıya boyanmıştı. Odama girip kapıyı iki-üç defa kilitledim. Elimdeki bezi çıkarıp bi kenara attım. Kırık cam parçalarına ve fly'a bakarak ağladım. İçimde büyük öfke vardı. Hıçkıra hıçkıra ağlarken uyuya kaldım.

"YUİİ!! AÇ KAPIYI!!" diyerek kapıya vuran abimin sesiyle uyandım. -hiç bi zaman düzgün uyanamıcak mıyım beeeenn!!!- uykulu bi halde "ne istiyosun?" diye karşılık verdim. "bak fly için çok üzgünüm. Ben de çok seviyorum onu ama öldü bundan sonra yapılacak bişi yok. Aç da kapıyı yarana bakıyım." diye yanıtladı sakince. "hayır var!" diyip sustum. Bikaç saniye sessizlikten sonra "onu öldürebilirim..." dedim. "yui son kez söylüyorum aç kapıyı kırmak zorunda kalıcam!" sesi daha sinirli geliyodu. Biraz daha sessizce oturduktan sonra ayağa kalkıp kapıya ilerledim. Tam kapıyı açınca abim gerilmiş şekilde üstüme doğru koştu. Kapının açıldığını görünce durmaya çalışsa da sadece biraz yavaşlamıştı. Saniyeler içinde burnumdaki acıyla kendimi yerde buldum. Abim de üstüme düşmüştü ve elini başımın altına siper etmişti. Omzu burnuma sert bi şekilde çarptığı için burnum kanıyodu. -çok harika bi burnum kanamamıştı o da oldu şimdi her yer kan!!- abim hemen üstümden çekilmişti ben de ayağa kalkmaya çalıştım. Abim benden önce davranıp kucağına alarak lavaboya götürdü. Ellerimi ve yüzümü iyice yıkadı. Dolaptan yeni havlu çıkarıp burnuma tuttu. Şimdi havlunun yarısı kan olmuştu. -böyle sürekli kanarsam ölücem..- ellerime pansuman yapıp sardı. Burnumun kanaması da bi süre sonra durmuştu. "böyle olmasını iste.." sözünü yarıda keserek "biliyorum" demiştim. Acı acı gülümsedi. Ben de gülümseyerek karşılık verdim. "şimdi yapman gereken bişi var diye düşünüyorum.." diyerek gözlerime baktı. Bişi demeden cümlesinin devamını bekledim. Bikaç saniye sessizlikten sonra "kiyodan özür dilemelisin" dedi. -neee?!! O kızdan özür dilemek miiii!!! Ölecek olsam özür dilemem- "hayır hayır.. Ondan özür dilemicem." diyince üzgün üzgün yüzüme baktı. Abimi kıramazdım ama kiyo'dan özür dilemek de istemiyodum. "peki tamam.. Özür dilerim ama bu olacakları tekrarlamayacağımı göstermez." diyerek aşağı indim. Saatlerdir odamdaydım ve daha yeni aşağı iniyodum. Çok susamıştım. Mutfağa gidip bi bardak aldım. Buz dolabını açıp soğuk su aradım ama yoktu. Normal ısıdaki suyu içip oturma odasına gittim. İçeriden sesler geliyodu. -Kendi kendine mi konuşuyo bu?- aniden bi kahkaha patlattı. Abimin içeride olduğu düşüncesiyle odaya girdim. Koltukların birinde oturmuş kahkaha atıyodu beni görür görmez uzandı. Yanında kimse olmaması da şaşırtıcıydı. Şaşkın bakarak "kendi kendine mi konuşuyodun..?" dedim. Yüzüme zorlukla bakmış gibi yaparak "neyden bahsediyosun böyle.. Uyumaya çalışıyorum. Sanırım aklını yitirmiş olmalısın ki bana da durduk yere saldırdın ve şimdi de hayaller görmeye başladın.." sesi alaycı ve küçümser gibi çıkınca ona saldırmak istesem de tüm enerjimi kendimi kontrol etmeye harcıyodum. "şimdi defol odadan küçük böcek!" şimdi devreleri yakmıştı. Sehbanın üzerinde duran meyve bıçağını alıp boğazına dayadım. Hep tam zamanında yetişmeyi başaran sevgili abim araya girip bıçağı elimden aldı. Gözlerimi kiyodan ayıramıyodum. Nasıl baktığımı bilmiyorum ama gözleri patlayacak kadar açılmıştı. Titriyodu abime sarılıp ağlamaya başladı. "b-ben burda uyurken aniden üstüme saldırdı.. A-anlayamıyorum benimle alıp veremediği ne??" -ahh.. Hayır şimdi de yalan söylüyodu.- Bu hale gelmiş olmasına rağmen hâlâ minik iğrenç oyununa devam edebilmesinini takdir etmemiş deildim. Azimli kızmış doğrusu. Abim kolumdan tutup çekiştirerek mutfağa götürüdü. Bi sandalyeye beni oturtup tam karşıma da kendisi oturdu. Yüzüme uzun uzun baktıktan sorguya çekileceğimi anladım. "neden böyle yapıyosun yui?!" diye sordu. Tam beklediğim soru gelmişti. Gözlerimi devirdim. "hiç bişi bilmiyosun abi" onu koruduğumu söylemek istesem de bunu yapamazdım. En azından şimdilik... Bana az daha yaklaştı. "sana bi sır vermemi ister misin yui" diyerek gözlerimin içine baktı. Gözlerimizin neredeyse aynı olduğunu şimdi fark etmiştim. Konuyu fazla kaçırmadan belirsizce kafamı salladım. "onunla aynı okuldayken ondan hoşlanıyodum." dedi. Tüm planlarım şimdi alt üst olmuştu. Onu öldüremezdim. Abimi üzmek istemiyodum fakat o daha çok üzecekti. "duygularınla oynuyo. Seninle alay ediyo. anlamıyosun!! Çok fazla kalbini kırıcak. Sadece senin zenginliğini istiyo..." susmamı işaret etti. Gözleri donuk bakıyodu. Şok olmuş gibiydi. "zeginliğimi...?" yüzüme bakıp "bunu nerden öğrendin?!" diye sordu. Gözlerimi kaçırarak "her şeyi kiyo söyledi. Arkadaşıyla konuşurken duydum. Seni oyuna getiricek." diyince ayağa kalktı. Ben de hemen ayağa kalktım. Yüzüme bi süre baktıktan sonra kahkahalarla gülmeye başladı. Gözlerini silip sarıldı. "sadece kıskandığını söylesen yeterdi yui.. Bu kadar şey uydurman gerekmiyo tabiki.. Benim için senin yerini kimse dolduramaz." dedikten sonra dolaba yöneldi. "şimdi beraber yemek hazırlayalım" diyerek dolabı açtı. -kıskanmak mı. Uydurmak.. Öyle mi..- sinirlenmiştim. Kendimi kontrol edemeden "uydurmuyorum..!" diye bağırdım. Beni takmayarak dolaptan malzemeleri çıkardı. Bu iş burda bitemezdi.. Bana inanmalıydı...

Whoa.. Uzun bi bölüm oldu umarım sıkılmazsınız :3 neyse fazla dicek bişi yok :D iyi okumalar (๑❛▽❛๑)

THE LITTLE GAMEBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!