Arabadaki sessizlik yolculuk boyunca sürmüştü. En sonunda ona teşekkür edip arabadan indim. Önünde durduğum yüksek binanın önünde Arat duvara yaslanmış beni bekliyordu. Beni görünce kafasını kaldırdı ve yavaşça yaslandığı duvardan doğrulup yanıma geldi. Ben ise önünde durduğumuz binayı inceliyorum. Siyah renk camlarından içerisi gözükmeyen en az 40 kaldı bir binaydı.
" Neden Sarp yanında değil? "
" Bilmiyorum, bana işlerinin olduğunu söyledi."
Dediğimde nefesini sıkılır gibi dışarıya verdi ve ellerini cebine yerleştirdi. Bende binanın en yüksek katına bakmak için kafamı kaldırdım. Gerçekten yüksekti.
" Seni yanlız mı bıraktı? "
" Gün boyu beraberdik sadece son dakika işi çıktı. "
Arat bana güvenmek istercesine baktı. Mimiklerimi, sakinliğimi, gözlerimi analiz ettikten sonra kafasını olumlu anlamda salladı.
" Binayı incelediğin yeter, artık gidelim. "
Dedikten sonra yürümeye başladı. Hayret ilk defa kolumdan sürüklemiyordu.
" Nereye gidiyoruz? "
Dedim ve peşinden yürümeye başladım. Arat arabaya binip benimde binmemi bekledikten sonra arabayı çalıştırıp sürmeye başladı. Ben ise cevapsız bırakılan soruma yanıt olarak anca gittiğimizde cevap bulabildim.
Şehirin dışında sahil kenarında bir düğün salonuydu. Etrafı sandalyeler arası palmiye ağaçları, pembe renklerde salıncaklar, iki ağaç arasına kurulmuş hamaklar, nikah masasının etrafında kuma batırılmış iri iri çiçeklerle çevrili bir düğün salonuydu. Sahilin kenarında pek kullanılmışa benzemeyen salondan yine çatal bıçak sesleri, yemeklerin kızmış yağda çıkardı cızırtılar geliyordu.
Arat arabadan indikten sonra nikah masasına kadar ilerledi. Bende onu takip ettim. Etrafta uçan bir kaç martı sahilin dalga sesleriyle beraber üstümüzden uçuyordu.
" Burada neden geldik? "
Dediğimde Arat nikah masasının damat ve gelin sandalyesine oturmuştu. Masanın üstünde her zaman bulunan kırmızı karanfil ve güller vardı. Masanın örtüsü sarı ipek bir kumaştan yapılmış gibiydi. Arat ellerini masaya koydu.
" Annem ve babam evlenirken büyükbaba kalp krizi geçirmeye başlamış ve hemen hastaneye kaldırmışlar. Annem o sıradan benim sancılarımı hissetmeye başlamış ve hastanedeyken dedem öldükten bir dakika sonra beni doğurmuş. O yüzden bana Azrail diyorlar. Dedemin canını alarak dünyaya geldiğim için. "
Gözlerim ve ağzım açıldı, ne kadar garip olsada korkutucu bir anıydı.
Bir kaç adım geriledim ve denize, sahile ve ileride yürüyen insanlara baktım. Hayat bu kadar acı için fazla kısa değil miydi ya da yaşanılamayacak kadar uzun?
Düğün günü babanızı kaybetip çocuğunuzu kollarınızın arasına almak. Kim bilebilirdi ki, belkide annesi onu bu yüzden hiç sevememişti. Dedesinin öldüğü gün doğduğu için şimdiye kadar doğum günü kutlayamamıştı.
" Şimdiye kadar senin ağzına bile alamayacağın şeyler yaptım. İnsan öldürdüm. Bu en kötüsüydü."
Bununla beraber gözlerim sahildeki insanlardan bir anda kaydı. Arat katildi. Bu ihtimal aklıma gelmiş olsada onun ağzından duymak, bir katilin yanında durmak çok farklıydı. Onun hakkındaki en ufak iyilik düşüncelerim bu sözüyle beraber kül oldu. Onun bana baktığını görünce onu kanı ve duyguları çekilmiş boş bir beden olarak gördüm ve korktum. Hiç onun gözlerine katil gözlerine bakar gibi bakmamıştım. Onu görmekle beraber vücudumdaki kanda çekilmişti sanki.
YOU ARE READING
TUTSAK
Teen FictionAilesini cinayetle kaybetmiş bir kadın. Onu kaçıran bir katil. Sırların karşısında gerilen iki ruh. Ve bir kelebek uçtu başımın üstünden. Kanatlarını çırparak mavi mor renkli bulutlara doğru ilerlemeye devam etti. Güçsüz kanatları bir kaç çırpınış...
