Bu sözleri Giray'dan beklemediğim halde, ondan bunları duymak bayağı ağrıma gitmişti. Beni ne olarak görüyordu? Ben onun takıldığı, sürtük kızlara filan mı benziyorum? Ya Burak'ın dediği şeyler; o ise beni safın teki olarak görüyor. Üstüne üstlük Özgür'le yanıma gelip, bana yenge muamelesi göstermesi yok mu? Düşüncelerim beynimi yiyip bitirirken kendimi kontrol edemeyerek, çöp konteynerine bir tane yumruk attım. Yumruk atmamla beraber 'pat' diye bir ses çıktı. Sesin çıkması üzerine Burak:
"Kim var orada?" diye seslendi. Hafif yandan kafamı uzatıp baktığımda, Giray hala yerinde duruyordu. Burak'sa çöp konteynerine doğru ilerliyordu.
Azra topuklama zamanı kızım. Tabana kuvvet, diyerek okulun köşesini dönene kadar çömelerek yürüdüm. Köşeyi dönmemle arkama bakmadan, sadece koştum. Umarım beni görmemişlerdir. Okuldan çıkınca koşmayı kesip, eve doğru yürümeye başladım. Esila'yıda bahçede görememiştim. Beni bekleyip, bulamayınca eve gitmiş olmalı. Eve geldiğimde kimse yoktu. Pamir'de daha eve gelmemişti anlaşılan. Odama gidip üzerime pijamalarımı giyerek, yatağa girdim. Şu an gerçekten kendimi bir zavallı olarak görüyordum. Düşündüğüm şeyler bile zavallıcaydı. Giray'a ben nasıl inanabildim ki. Burak'ın söylediği gibi kendimi saf olarak görüyordum. Dünyanın en saftirik insanı olabilirdim heralde. Ama Giray'la çıkmadan önce bu olayları öğrendiğime seviniyorum doğrusu. En azından beni kullanamamıştı. Bundan sonra nasıl davranmalıydım? Giray'ın yüzüne bakmalı mıydım? Yoksa ona karşı tavır mı koymalıydım? Yada onu bir köpek gibi süründürmeli miydim? Veya hiçbir şey olmamış gibi hayatıma devam mı etmeliydim? Ne yapacağım hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. Sadece Giray'ı gördüğüm yerde onu bir kaşık suda boğmak istiyorum. Gözlerimi tavana dikmiş düşünürken, gözlerimin kapanmasına engel olmayarak uyuya kaldım. Ve beyaz atlı prensli hayallerime daldım.
Uykumdan beni ayıran şey, kapı sesiydi. Kim çalıyordu bu zili böyle durmaksızın. En iyisi kapıyı açmamaktı. Pamir'in anahtarı yanında olmalıydı. Pamir olsaydı eve girebilirdi yani. Yatmaya devam ettim. Zilin çalması durmuşken, şimdi de ev kapısı tekmeleniyordu. Yastığımdan kafamı kaldırıp, yataktan doğrularak kalktım. Başım çatlıyordu ya. Uykum yarıda kalınca, bunun olması çok normal. Uykumu bölen her kimse ona tekme tokat dalacaktım. Ayağıma pofuduklu terliklerimi giyerek, kapıya doğru ağır adımlarla, gözüm yarı açık yarı kapalı bir şekilde gittim. Kapıyı açtığımda, karşımda sinirden gözü dönmüş bir adet Pamir duruyordu. Bana bağırmaya başladı.
"Ayı mısın kızım sen? Kış uykusuna filan mı yattın? Neden açmıyorsun kapıyı?" Pamir ardı ardına sorular soruyordu. Hiçbirine cevap vermeyecektim. Pamir ona cevap vermediğimi görünce daha çok sinirlendi. Ayakkabılarını çıkarıp beni kapının önünde yere doğru itti. Ne olduğunu anlamadan kendimi yerde buldum. Pamir dış kapıyı örterek göbeğimin üstüne çıktı ve saçlarımdan çekerek bana işkence yapmaya başladı. Bugün herkesden dayak yemek zorunda mıyım? Önce Burak, şimdi Pamir. Acıların çocuğu gibiyim resmen.
"50 lira mı n'aptın lan söyle? Hemen paramı bana geri veriyorsun."
"Ne parası ya neden bahsediyorsun sen?"
"Azra, bilmemezlikten gelme ver paramı bana. Alnımda enayi mi yazıyor?" diyerek bana elini uzattı parasını vermem için.
"Off yeter be kalk üstümden vericem paranı!" dedikten sonra Pamir üzerimden kalktı. Odama doğru ilerlediğimde peşimden Pamir'in de geldiğini anladım. Pamir'e dönerek:
"Odamdan çıkmayı düşünmüyor musun? Paralarımın yerini sana gösterecek kadar akılsız değilim. Çık dışarı!" diye bağırdım. Pamir bu sefer beni dinleyerek dışarı çıktı. Hep böyle beni dinlesen ne olurdu sanki? Beni dinlemek sana daha çok yakışıyor. Dolabımdan çantamı çıkarıp, içindeki cüzdanı aldım. Cüzdanımda sadece elli lira vardı. Bu elli lirayıda Pamir'e vermek zorundaydım. Bir dahakı haftaya okulda aç kalacaktım. Ağlamak istiyoruum! Hep şu gerizekalı Pamir yüzünden. Ailem geçen hafta iki haftalık harçlığımı vermişti. Yüz liranın elli lirasını harcamıştım. Elli lirasıda Pamir'e gidiyor. Bana kalan şeyse sadece boş bir cüzdan. Odamdan çıkarak, Pamir'in odasına geçtim. Elli lirayı ona uzatmadan önce, kendimi biraz acındırmalıydım.
"Pamir, bu elli lirayı aldığında ablan bir dahaki haftaya aç kalacak biliyor musun? Ya açlıktan okulda bayılırsam, bunları hiç düşünmüyor musun?"
"Azra ya geber! Sana hiçbir şey olmaz." diyerek elimdeki parayı aldı. Hiç uzatmadan bende kendi odama çekildim. Yarın haftasonuydu. Okul filan yoktu, rahatım anlaşılan. Haftasonu dışarı çıkmayı düşünmüyorum. Bütün gün sıcacık yatağımda yatmayı tercih ederim.
***
Ertesi gün uyandığımda saat 09.00'du. Haftasonu saat dokuzda kalmamın sebebi, annemin koyduğu altın kurallardan kaynaklanıyordu. Kahvaltı yapıp, annem işe gittikten sonra nede olsa yeniden uyuyabilecektim. Haftasonlarını eskiden sevmiyordum. Şimdi ise iple çekiyorum. Burak'ın yüzünü görüp, onunla kavga etmekten bıktım usandım artık. Benden özür dilemediği sürece onunla da konuşmayı düşünmüyorum. Sonuçta ben bir kızım. Beni o şekilde itemezdi. Daha fazla yatakta oyalanmamalıydım. Yataktan kalkıp lavobaya doğru ilerledim. Elimi yüzümü yıkayıp, mutfağa kahvaltıya gittim. Sandalyeyi çekerek, yerime oturdum. Her zamanki gibi bütün aile bireyleri masaya benden önce oturmuş, annemin çay koymasını bekliyorlardı. Annem çaylarımızı koyduktan sonra kahvaltımızı ettik. Masadan kalkacakken annem:
"Ee n'apacaksınız bugün çocuklar? Hava çok güzel. Azra kardeşinle beraber gezin bugün." Gözlerimi pörtleterek, ben ve Pamir'i işaret ederek:
"Pamir'le ben gezmek? Anne ben bununla gezemem. Benim sözümü hiç dinlemiyor. Artı ben bugün evden dışarı çıkmayı düşünmüyorum."
"Babana nasıl da çekmişsin Azra." dediğinde annem, babama bakarak sırıttım. Babam da bana gülümsedi. Hafta içi bütün gün okuldayım. Hafta sonu dinlenmek benimde hakkım. Sanırım babam da benimle aynı fikirdeydi. Pamir anneme ufak tatlı bir çocuk gibi bakarak:
"Anne ben bugün gezmek istiyorum. Azra yüzünden evde oturaramam." dediğinde annem bana kaş göz işareti yaparak:
"Hem Burak oğlumuda çağırırsınız. Beraber gezersiniz." Ne diyordu annem? Şaşkınca ağzımdan:
"Burak?" kelimesi çıktı. "Burak'a gerek yok anne biz Pamir'le kardeş kardeş gezeriz." Pamir:
"Hayır anne. Lütfen Burak'ta gelsin. Azra'yla ben sıkıntıdan patlıyorum. Burak'la en azından geçinebiliyorum." demesi üzerine annem:
"Tamam o zaman. Burak'ta sizinle geldiğine göre istediğiniz yere gidebilirsiniz. Bizde bugün iş çıkışı babanızla bir yerlere gidebiliriz. Eve geç gelebiliriz." Anneme kafa salladım ve masadan kalktım. Annem resmen saçmalıyordu. Tam odama geçecekken, annem arkamdan seslendi.
"Burak'ı ara bakalım müsait miymiş Azra?" Harbiden kafayı yiyicem ya. Burak'ın bende telefon numarası bile yokki. Sanırım annem beni Burak'la sevgili filan sanıyor. Sevgilim olsa zaten onun yanına uçarak giderdim. Yeniden mutfağa gittim.
"Burak'ın bende telefon numarası bile yok. Anne lütfen bize karışma da Pamir'le beraber gezeyim."
Esila'nın Ağzından:
Sabah kalkar kalkmaz, dün abime anlatmak istediğim meseleyi anlatmak üzere Burak'ın odasına uçtum. Burak'ın odasına girmeden önce kapıya birkaç kere tıkladım. Bu genelde yapmadığım bir şeydi. Bugün kibarlığım mı tuttu ne? Kapıya vurduğum halde içeriden hiçbir ses gelmiyordu. Kapıyı açıp, odasına girdim. Haftasonunu uyuyarak geçiren insanlardan nefret ediyorum. Haftasonlarını uyurarak geçirmek isteyen insanlardan biri de Burak'tı.Onu uyandırmalıydım. Normal bir uyandırmadan kalkmadığı için onu anormalce uyandırmam gerekiyordu. Burak'ın yatağına doğru yürüdüm, ve Burak'ın kulağına doğru yaklaştım. Sesimi düzenleyerek, çığlık atmaya hazır hale getirdim. Üçten geriye doğru sayarak, sesimin yettiği kadar çığlık attım. Burak kafasının altındaki yastığı alarak, kafasını yastığın altına soktu. Alışmıştı artık çığlık atmama. Başka bir şey denemeliydim. Aklıma şeytanca bir fikir gelmişti. Telefonumu elime alarak, Tuğçe'yi aramış gibi yaptım. Bağıra bağıra konuştum.
"Tuğçe nasılsın bugün, bize gelmek ister misin?" dediğimde Burak üzerindeki yorgana tekme atarak, ayağa fırladı.
"Esila! Ağzına sıçarım. Sakın bugün başıma Tuğçe'yi sarma." diye fısıldadı.
"Ya öyle mi?" diyerek kahkaha attım. Bunun üzerine Burak elimdeki telefonu aldı. Aramadığımı anlayınca:
"Hayırdır Esila noluyoruz? Sabah sabah kaldırma sebebin ne kızım? Yine ne isteyeceksin?"
"Tabikide beni gezdireceksin. Ne isteyebilirim ki başka senden. Alışamadın mı hala?"
"Tamam Esila tamam. Gezmeyi bırakta seninle başka bir konuda konuşacağım." Alllah Allah Burak benimle başka bir şey konuşacak. Ne konuşacak acaba? Yatağının kenarına oturdum. Oda yanıma gelip, oturdu.
"Dün Azra bu işin arkasında Beste var dedi. Dün sizi dinlediğimde Beste'den filan bahsetmiyordunuz. Azra neden yalan söylüyor?"
"Dün sen bizi mi dinledin? Dinleyeceksen tam dinleseydin bari gerizekalı. Zaten kızı dün milletin içinde, olur olmaz laflar söyleyerek, itip kaktın. Kız doğruyu söylediği halde, onu herkesin içinde yalancı durumuna düşürdün.
"Sen ciddi misin?" diyerek tek kaşını kaldırarak, bana baktı.
"Yok ya ben öylesine konuşuyorum zaten dimi bunları."
"Yapma ya!" diyerek elini kafasına getirerek saçlarıyla oynamaya başladı.
"Azra'nın telefon numarasını versene. Bu sefer ileri gitmişim yeterince, bi özürü hak ediyor."
"Benim abim özür dilemeyide mi bilirmiş? Yok ya Azra'ya sormadan sana telefon numarasını verecek değilim. Sonra zırt pırt arayıp rahatsız edersin kızı. Mağlum Azra'Da aranmayacak kız değil."
"Esila ne dediğinin farkında mısın? Oradan bakınca bir sapık olarak mı görünüyorum?" diyerek elimdeki telefonu zorla alarak, koşmaya başladı. Ben de peşinden koşmaya başladım. Ben ona yetişene kadar o çoktan benim odama girip, kitlenmişti bile. Kapının önünde beklemeye başladım. Bir dakika geçmeden, Burak kapıyı açtı. Elindeki telefonumu sallayarak:
"Tamamdır alabilirsin telefonunu." Elindeki telefonumu aldım ve odama girdim. Burak'ta kendi odasına gitti sırıta sırıta.
Azra'nın Ağzından:
Annemi tam ikna etmek üzereydim ki elimde olan telefonumun çalmasıyla anneme bir şey diyemedim. Telefonuma baktığımda, yabancı bir numara arıyordu, açtım.
"Alo? Siz kimsiniz?"
"Azra Hanımla mı görüşüyorum?" Ses tanıdık gelse de tam olarak çıkaramamıştım.
"Evet Azra benim. Siz kim siniz? Nereden tanışıyoruz?"
"Aslında tam olarak tanışmıyoruz. Ben Burak memnun oldum." Burak'mı? Gerizekalı. Beni oyuna getirecekti aklı sıra. Beni neden aramıştı?
"Burak oyun mu oynuyorsun benimle?" dememle beraber annem Burak ismini duyunca, masadan kalkıp yanıma gelerek, kulağımda olan telefonu çekerek aldı. Ne yapmaya çalışıyordu bu kadın? Amacı beni delirterek, deliler hastanesine yollamak mı? Annem konuşmaya başladı.
"Alo Burak senmisin oğlum?"
"Evet ben Azra'nın annesiyim. Senden bir şey rica edecektim. Çocuklar yani Pamir ve Azra bugün evde çok sıkıldılar. Bir işin yoksa onları bi yerlere götürür müsün?
"Oldu o zaman. 12 de hazır olurlar. Azra'ya veriyorum telefonu." Annem elinde olan telefonu bana uzattı. Az önceki konuşmadan anladığım kadarıyla, Burak bizimle gezmeyi kabul etmişti. Ben ondan ne kadar uzaklaşmaya çalışsamda, o daha çok üstüme geliyor. Bu arada o hala beni hangi yüzle arıyor? Numara mı kimden almıştı? Biraz düşündükten sonra aklıma tek gelen isim, Esila'ydı. Esila neden böyle şeyler yapıyorsun kızım sen? Ona numara mı nasıl verirsin? Annemin verdiği telefonu alarak, odama gittim. Telefonu kulağıma koyduğumda Burak:
"Ee çocuklar sizi bugün nereye getirme mi istersiniz?" Ah anne ah! Beni düşürdüğün hallere bak. Burak'ın gözünde ergen, saf şimdi ise çocuk. Burak'ın gözünde olmadığım bir şey kaldı mı?
"Cehennemin dibine ne dersin?"
"Cehennem pek bana uygun bir yer değil. Her neyse yarım saate kadar hazır olun." diyerek telefonu kapattı. Ne! Telefonu mu kapattı? Elimdeki telefona baka baka karardım resmen. Hem arayan o, hemde bir şey söylemeden yüzüme kapatanda o. Burak beni ne için aramıştı acaba? Of Azra! Düşünmeyi bırakıpta, hazırlanacak mısın artık? Ne giysem ki hava nasıl acaba?Telefonu mu çıkarıp hava durumuna baktım. Parçalı bulutlu, sağanak yağışlı. Ah buna inanmamı beklemeyin. Ne zaman yağmur yağacak deseniz, tam tersine güneş açıyor. Ama ben ne olur olmaz, üstüme yağmurluğumu alacaktım. Üzerime gri zebralı tişörtümü giydim. Altıma ise siyah çorabımla, siyah eteğımi giydim. Üstümede siyah yağmurluğumu aldım. Topuz olan saçlarımı açarak, düzleştirdim. Hafif bir makyajla hazırlanmam tamamlandı. Tam odadan çıkacakken, Pamir odama damladı.
"Hazır mısın Azra? Hadi gidelim. Bu üzerindeki ne? Kör müsün kızım hava çok sıcak. Çıkar şu üzerindekini."
"Bu zeki ablan tabikide hava durumunu kontrol ederek, giyiniyor. Ayrıca içimden bir seste, bugün havanın yağmurlu olacağını söylüyor."
"Neyse ne Azra." Elinde olan parayı göstererek:
"Bugünlük gezme paramız. Babamdan zorla kopardım. Sana güvenmediğim için bu para bende kalıyor." diyerek parayı cebine soktu.
"Pamir ver şu parayı. O para benim hakkım ve bende kalacak." diye cırladım.
"Tabi tabi sıkıysa gelde al." diyerek kafasını salladı. Ardından odamdan çıkarak, dış kapıya doğru koşmaya başladı. Ben de peşinden koşmaya başladım. Pamir dış kapıyı açarak, ayakkabılarını ayağına yarı giymiş bir şekilde merdivenlerden inmeye başladı. Pamir'i yakalayamayacağımı anlayınca, annem ve babama bağırarak:
"Anne, baba biz çıkıyoruz." 'Tamam' diyerek karşılık verdiler. Spor ayakkabılarımı ayağıma geçirdikten sonra aşağı indim. İndiğimde kapı açıktı. Pamir'e daha kaç defa söylemem gerekiyordu, dış kapıyı kapatması gerektiğini. Ama benim söylediklerim Pamir'in bir kulağından girip, diğerinden çıkıyordu. Hiç düşünmüyor ki ablasını. Ya ben evde tek olduğum bir zamanda eve hırsız girse. Beni bayıltıp kaçırsa. Tecavüz edip, organları mı bir mafyaya satsa? Paralarım olmadığı için sadece kendimi düşünüyorum. Yoksa yani para benden daha önemli. İnanmıyorum Azra. Paraya verdiğin değeri kendine vermiyorsun. Kafama bir tane patlatarak, kendime gelmemi sağladım. Dış kapıyı kapatarak, Burakların kapısına doğru ilerledim. Pamir'le Burak merdivenlerde oturmuş, beni bekliyorlardı. Merdivenlerin önünde dikilerek, Pamir ve Burak'a baktım. İkisi de bana baktığında:
"Çok beklettim mi?" Burak:
"Sen değil de Esila bu gidişle bekletecek." Esila'nın geldiğini bilmiyordum. Onun gelmesi çok iyi olmuştu. En azından tek kalmayacaktım. Pamir'in yanına gidip oturdum. Ve bende Esila'yı beklemeye başladım. Esila yaklaşık bi on dakika sonra aşağı indi. Yanımızdan geçerek, merdivenlerin başında dikildi. Ayağa kalkıp, Esila'nın yanına gittim ve ona sarıldım. Pamir'de ayağa kalkıp, yanımıza geldi. Fakat Burak hala yerinden kalkmayarak, Esila'ya sinirli bir şekilde bakıyordu.Esila:
"Kalkmayı düşünmüyor musun abi? Daha bizi ne kadar bekleteceksin?" Burak kendini işaret ederek, ardında Esila'yı:
"Bekleten ben miyim yada sen mi? Ayrıca bu şort fazlasıyla kısa, git üzerine düzgün bir şeyler giyip gel." Esila'nın şortuna baktığımda, gerçekten de bayağı kısaydı. Ama tabiki de Esila'yı savunacaktım.
"Burak yeterince bekledik. Dahada beklemeyelim. Ayrıca Esila'nın şortunun boyutu kısa filan değil."
"Peki. Bugünlük karışmıyorum ama bir daha benim yanımda bu şekilde dolaşma Esila." diyerek yanımıza geldi. Esila konuyu değiştirmeye çalışarak:
"Ee nereye gidiyoruz? Planlarınız ne?" Burak:
"Gezmek isteyen Azra, planlar ondadır." diyerek planı benim üzerime attı.
"Ne bileyim ya, ben sinemaya filan gideriz diye düşünmüştüm." dediğimde Pamir hemen lafımın üzerine atladı.
"Ne sineması ya? Lünaparka gidelim." diyerek ortaya apayrı bir plan soktu.
"Kusura bakma Pamir ama bir günümü lünaparkta geçirmeyi düşünmüyorum." Esila araya girdi.
"Şöyle yapalım. Ben de lünaparka gitmek istiyorum. Biz Pamir'le lünaparka, siz de Burak'la sinemaya, anlaştık." diyerek gözlerini bir bana birde Burak'a çevirdi. Şaşırmıştım, beni Burak'la yalnız bırakmakta neydi şimdi? Tam cevap verecektim ki Burak benden önce davrandı.
"Bana uyar." der demez Esila benim bir şey dememe izin vermeden, Pamir'in kolundan tutarak:
"Size iyi eğlenceler o zaman." dedi. Ve yanımızdan ayrıldılar. Gitmelerinin ardından Burak'a şaşkınca bakmaya başladım.
Esila'nın Ağzından:
Pamir'i zorla çekiştire çekiştire, Azra ve Burak'ın yanından ayrıldık. Pamir:
"Buda neydi şimdi Esil? Esil dememde bi sorun yoktur umarım, Esila çok uzun geliyor nedense."
"Madem sen benim ismi mi tam olarak söylemiyorsun, bunu sen istedin. Pami dememde eminim bir sorun yoktur." diyerek Pami'ye gülümsedim.
"Seni sevdim Esil. Bana bir açıklama yapmak zorundasın. Onları neden yalnız bıraktık?"
"Bak Pami. Seninle bir konuda anlaşalım. Ben Azra ve Burak'ın arasını yapmak istiyorum. Yani ikisinin sevgili olmasını istiyorum. Seninde benimle aynı fikirde olacağını düşünüyorum.
"Tamda üzerine bastın Esil. Ben de Azra'nın Burak'la olmasını istiyorum, Giray'la değil." Giray'da kimdi? Yoksa Burak'ın kankası olan Giray mı?
Azra'nın Ağzından:
Burak'a şaşkınca bakışlarımın ardından, Burak iki adım ilerleyerek, arkasını döndü.
"Azra bütün gün orada duracak mısın?" Aslında ben de tam olarak bunu düşünüyordum. Burak'ın yanına giderek:
"Hadi gidelim." diyerek sahteden bir gülümsemeyi yüzüme yerleştirdım. Burak'la gezmek nasıl olacaktı, gerçekten hiçbir fikrim yok. Ana caddeye daha çıkmadan, Burak bi anda duraksadı. Kolumdan tutarak benide durdurdu.
"Madem tek başımıza kaldık, bizim de gezmemize gerek yok. Sen kendi kafana göre takıl, ben de kendi kafama göre anlaştık."
"Ne yani sinemaya gitmiyor muyuz? Senden de bu beklenirdi." Burak'ın bir şey demesini beklemeden, arkamı dönerek yürümeye başladım. Arkamı dönüp bakmalı mıydım acaba? Ya peşimden geliyorsa? Saçmalama ya o mu senin peşinden gelecek. Resmen beni az önce yanından kovdu. Telefonumu çıkarmak için elimi cebime atıyordum ki, arkadan bi el kolumu tutarak, telefonumu almama engel oldu. Arkamı döndüm. Karşımda Burak vardı. Peşimden gelmesini beklemiyordum, neden peşimden gelmişti ki? Sinirlenmiştim.
"Yine ne var? Benimle takılmak istemediğini söylediğin halde, peşimden gelme sebebin ne?" dedikten sonra aniden gökyüzünde bir şimşek çarptı. Anın etkisiyle korkarak, Burak'a yaklaşıp omzuna suratımı gömdüm. Şimşekten korkuyordum. Hemde çok. Evet korkulmayacak şeyden korkuyordum. Kafamı Burak'ın omzundan yavaşca kaldırdığımda Burak pis pis sırıtıyordu.
"Gerçekten şimşekten mi korkuyorsun?" dedi gülmesine devam ederek.
"Sana çocukça gelebilir ama ben gerçekten de korkuyorum. Birazdan yağmur başlayacak ve ben burada ıslanmak istemiyorum. Sana iyi eğlenceler." diyerek arkamı dönüp gidecekken, Burak yeniden kolumdan tutarak, beni kendine döndürdü.
"Nereye gittiğini sanıyorsun? Hani bugün beraber takılacaktık? Yalnız mı bırakıyorsun beni?"
"Peki ne yapacağız? Burda böyle dikilecek miyiz?" derken bir şimşek daha çaktı, ardından yağmur yağmaya başladı. Yağmurun yeni başlamasına rağmen, saçlarım hemen sırılsıklam olmuştu.
"Şu anda yaptığımız şeyi yapacağız." diyerek yanıma yaklaştı ve elimden tuttu. Ve kafasını döndürerek yüzüme baktı.
" Hazır mısın koşmaya? "dedi ve gülümsedi.
"Aslında hazır değilim. Bu anı seninle değil de ileride sevgilim olacak insanla yaşamak isterdim."
"Of Azra! O zaman bugünlük beni sevgilin olarak gör de, şu anın tadını çıkaralım." Bir dakika bir dakika. Burak beni sevgilin olarak mı gör dedi? Yoksa ben mi yanlış anladım. Ben bunu beynime sindirmeye çalışırken, Burak aniden koşup elimi çekmesiyle irkildim. Burak'ın ayak adımlarına uymaya çalışarak, bende koşmaya başladım. Bunu yapmak çok zevkliydi. Hem kahkaha, hemde ayaklarımızı her defasında yere çarptığımızda çıkan seslerle keyfimize diyecek yoktu. Deliler gibi sokakta bir o yana bir bu yana koşturuyorduk. Bu şeyi yapmadan önce onunla eğleneceğimi sanmıyordum. Ama şu an gerçekten de çok eğleniyordum. Yağmurda koşmanın bu kadar zevkli olacağını hiç düşünmemiştim. Özelliklede Burak'la. Sanki şu anda yanımda Burak değil de başka birisi vardı. Çok koşmuştuk ve ben yorulmuştum. Vücudumda olan ıslak kıyafetler, üşümeme sebep oluyordu. Durdum ve el ele tutuşmuş olduğumuz kolumla Burak'ı çekerek, durdurdum. Yüzüne bakarak:
"Yoruldum ve üşüyorum. Yağmurda duracak gibi değil. Eve gidelim."
"İyi peki" dedi ve kafasını salladı. Elimi bırakacak mıydı acaba şimdi? Yada eve gidene kadar tutmaya devam mı edecekti? Elimi bırakmadan, yürümeye başladı. Bende elimi çekmedim. Şu anda gerçekten Burak'ı sevgilim olarak görüyordum. Burak bana hep bu şekilde davransa, ona çoktan aşık olabilirdim. Bugün sanki masalın güzel prensesi ben, beyaz atlı prensiyse Burak'tı. Ama sadece masaldı. Yani her an Burak bana kötü bir söz söylerek, beni o güzel masaldan uyandırabilirdi. O öküzden herşey beklenirdi. Ona bugün eğlendiği mi söylemeli miydim? Acaba o da eğlenmiş miydi? Bugün onca kahkahasından sonra eğlenmişti bence. Boşta olan soğuktan hissetmediğim elimi cebime getirerek, telefonumu aldım. Ve saate baktım. Oha! Vakit ne kadar da çabuk geçmişti böyle. Saat dörde geliyordu. Burak'la bu kadar zamanı kavga etmeden, geçirdiğimize inanamıyordum doğrusu. Telefonun tuş kilidini açtığımda, ona yakın cevapsız arama vardı. Ve hepside Giraydandı. Telefonum sessizde olduğu için hiçbir aramasını duymamıştım. İyikide duymamıştım. Onun sesini duymak bile istemiyorum. En azından Burak beni saf olarak görüyor, onun gibi sürtük değil. Ama ben de Azra isem bunun intikamını alacağım. Bizim eve yaklaşmıştık, neredeyse gelmiştik bile. Burak benimle hiç konuşmamıştı. Ben de onunla konuşmayarak, sessizliği bozmadım. Bizim kapının önüne geldiğimizde, kapıda siyah deri ceketli arkası dönük biri duruyordu. Ayak sesimizi duyduğunda bize doğru döndü. Karşımda kim duruyordu tahmin edelim bakalım?
Selam azmanlar. Nasıl meşgul olduğumu size anlatmak isterdim. Hiç boş vaktim yok inanım. Sınavlarla zaten bu aralar başım büyük bir belada. Bölümü elimden geldiğince uzun yazmaya çalıştım. Sizinde beğenmenizi umuyorum. Yalnız hala istediğim kadar vote gelmiyor. Vote atanlara bir şey demiyorum ancak okuyupta atmayanlar gerçekten çok gaddarsınız. Sınır koyuyorum ve bu vote ve yorum gelmeden yeni bölüm atmayacağım.
+250V +150 yorum