Zaman mıydı bizi yaşlandıran, yoksa yaşadıklarımız mı? Kalbimizi yok eden de, tuğlaları üst üste koyup tekrar yapan da aynı kişi miydi? Kimdik biz? Hayal denilen şey olmasa asla yaşayamayacak ahmaklar mıydık? Gerçekten var olmayı ve yaşamayı istemiş miydik?
Jin, bu soruların hiçbirinin cevabını bilmiyordu. Bunca zaman yaşamak istememişti ki. Kardeşini kaybettikten sonra her güne, yeni bir duyguyla uyanmıştı. Bazen o duygu intikam arzusu olmuştu; bazense intihar arzusu... Çok şey görmüştü, çok şey yaşamıştı. Fakat yaşamadığı tek bir duygunun kaldığını, o duyguyu yaşayınca anlamıştı. Aşk idi o duygu. Önceleri defalarca ölmek istese de, şimdi Taehyung'u bir daha göremeyeceği için korkmasıydı, aşk.
Jin, güzel sevgilisine baktı. Hastane odasına kaçıncı gelişiydi, kaçıncı kez yaralanışıydı sayamadı. Fakat umursamadı tüm bunları. Her gözlerini açışında Taehyung olacaksa şayet, o yaralanmaya razıydı.
"Jin, bana neler olduğunu anlat!"
Profesörün sesi kızgın çıkıyordu fakat ikisi de umursamadı. Birbirlerine sarılmaya devam ettiler bir süre daha. Akciğerlerini birbirlerinin kokusuyla doldurdular, kalplerini birbirlerinin kalbiyle sardılar. Şimdi içleri sıcacık olmuştu işte.
"Jin'e dokunma!"
Taehyung, yavaşça Jin'den ayrılırken sinirli gözüküyordu. Bu adamın her yerden, her köşeden çıkması sinirlendiriyordu onu.
"Bana bak babalık, hastanenin bir odasını da sen doldurmak istemiyorsan kes sesini."
Profesör kafasını yana eğip tek kasını yukarı kaldırdı. Taehyung'a doğru birkaç adım attıktan sonra durdu. Bazı şeyleri anlamışçasına salladı kafasını sonra.
"Yaparsın tabiki." dedi kendinden emin bir ifadeyle. "Creatura'lar güçlüdür."
Etraf buz kesildi. Jin'in gözleri anında açıldı ve doğruldu yatakta. Tüm bedeni tir tir titrerken, dudaklarını araladı. Taehyung'un kendini korumayacağından emindi. Bu yüzden onun söylemediği yalanı söyleyecekti hızla.
"Profesör, i-insanları sevmiyorsun d-diye onlara C-Creatura diyemezsin."
Profesör dudaklarını büzdü. Ellerini göğsünün altında bağlayıp yavaşça yürüdü etrafta. Jin korkuyla izliyordu profesörü. Eğer Taehyung'u öğrenirse, olacakları düşünmek bile istemedi. Hayatı kararırdı, nefesi giderdi. Jin yok olurdu. Taehyung'un aldığı her bir yarada, hissettiği her acıda bırakırdı ruhunu.
"Sabahın ilk saatlerinde onunla beraber hastaneye gelmişsin. Bu da demek oluyor ki, sen denize gece girdin. Gece de Creatura'lar açığa çıktığına göre ve ikinize de bir şey olmadığına göre, biriniz Creatura demektir. Yoksa Creatura sen misin, Jin?"
Taehyung yavaşça kapattı gözlerini. Profesör zekiydi, çok zekiydi hem de. Gözü Jin'i korumak için her bir detayda kalıyordu. Her bir köşede bekliyor, her bir alanda dinleniyor ve gözlemliyordu. Bu yüzden kızamadı ona da. İkisinin de amacı Jin'i korumaktı çünkü. Anlıyordu profesörü.
"P-profesör..." diyerek kekeledi, Jin. Eski benliğini aradı. Kötü olsa da, iyiyim yalanlarını söyleyebildiği zamanları hatırladı. İyi bir yalancı olmak istedi tekrardan. Fakat korku sarmıştı onun aşık yüreğini, kekelemeden duramıyordu.
"Yoksa seni o mu boğdu?!"
Profesör, bağırarak sorduğu soruyla beraber Taehyung'a ilerledi. Onun Jin'e zarar vermiş olabileceğini düşünerek yakasını tuttu. Sikik bir Creatura oluşu umurunda değildi. Oğlu gibi gördüğü kişiye zarar vermişse, ondan korkmuyordu.
Jin ise hızla ayaklandı. Taehyung'un profesörün elinden kurtulmamak için hiçbir hareket etmeyişinden anlamıştı Jin; Taehyung yine korkak tarafındaydı. Yine o güzel kalbi empati yapmış olmalıydı. Yine dolaylı yoldan da olsa Jin'e zarar verdiğini düşünmüş olmalıydı. Bu yüzden tek bir hamlede çıkardı damar yolunu. Canının acımasını umursamadı bile. Tek bir hamlede profesörün elini, Taehyung'un yakasından ayırdı ve önlerine geçti.
"İntihar ediyordum!" diye bağırdı bir anda. "Kardeşimin ölümünden sonra her gün intiharı düşündüğümü biliyorsun, profesör! Onu en son gördüğümde, minik kardeşime nefret kustuğumu biliyorsun. Onun kalbini acıttığım için öldüğünü biliyorsun!"
Jin'in gözlerinden yaşlar süzüldü bir anda. Kardeşinden bahsedince yarım hissetmişti. Kalbi kırılmış, hıçkırıklara boğulmuştu yine.
"Pişman olduğum çok şey var." diye fısıldadı sonra. Bu sefer de o Taehyung'u korumak istemişti. "O sadece beni kurtardı. Beni takip etmiş ve zamanında yetişmiş... Hepsi bu."
Jin bir bakıma yalan söylemiyordu. Çok kez intiharı düşünmüştü. Her zaman psikolog olmasına rağmen, psikoloğa ihtiyacının olduğunu biliyordu. Fakat bulamamıştı, Jin. Onun kalbini anlayabilecek kimseyi bulamamıştı, Taehyung'tan başka...
"Yine de bu iki deliye nasıl güvenebiliyorsun?"
Jin, ilk başta profesörün iki deli derken kimlerden bahsettiğini anlamamıştı. Gözünü odanın içinde gezdirdiğinde Soyeon ile göz göze geldi. Kaşları çatıldı bir anda. Onun burada olduğunu daha yeni görüyordu fakat bunu çaktırmadı profesöre.
"Grip olup doktora gittiğin için kimse sana kanser hastası demiyor, değil mi profesör?" dedi hafif bir sinirle. "O zaman, duyguları incinmiş insanlar psikolağa geliyor diye deli de diyemezsin."
Profesör derin bir nefes verdi. Jin'in intihara kalkışması korkutmuştu onu. Yıllar sonra bunu yapması endişe yerleştirmişti kalbine. Oğluna intiharı yakıştıramamıştı.
"Senin için bir şeyler yapmalıyım." dedi profesör, hızla. Jin ise ıslattı dudaklarını yavaşça. Arkasında Taehyung'un varlığını hissetti, hissettikçe bir güven kapladı bedeninin etrafını. Güç aldı sevgilisinden, dimdik durdu sonra.
"Benim için bir şeyler yapmak istiyorsan, insanları suçlamayı bırak."
Profesör birkaç saniyeliğine kapattı gözlerini. Ense kökünden bir ağrının tüm kafasına yayıldığını hissediyordu. Kafasını ovuştururken, Taehyung'un Creatura oluşuyla alakalı düşündüğü tüm teorileri sildi kafasından. Jin'i biraz rahat bırakmalıydı, bunu fark etmişti. Bu yüzden geriye doğru birkaç adım attı.
"Pekala, istediğin gibi biri olacağım. Ne seni koruyacağım, ne de çevrendekilere karışacağım. Oldu mu? Artık senin için iyi bir profesör oldum mu?"
Jin hafifçe yutkundu. Daha önce ona hiç karşı gelmediği için üzgün hissediyordu. Fakat bir yanı da mutluydu. Taehyung'u kurtarabildiği için çok mutluydu.
Profesör odadan çıkıp giderken, Jin'in mutluluğu söndü birkaç saniyeliğine. Omuzları düşerken derin bir nefes verdi. Bunu istememişti. Kimseyi kırmak, üzmek, yaralamak istememişti. Fakat hayat ona hep en kötüsünü getirmişti. Jin kimseyi incitmemek için verdiği çabaya yenilmiş, bir Creatura'ya zarar vermişti. Hatta onun ölmesini istediği zamanları hatırladı. Taehyung'un eğer bunu öğrenirse, onu bırakıp bırakmayacağını düşündü. Oysa ki, sevgilisinin tüm bunları bile bile onu kurtardığından ve kocaman sarıldığından bihaberdi.
Jin'in gözleri tekrar Soyeon'a takıldı. Soyeon ile göz göze geldiğinde gözlerini kırpıştırdı, Jin. Soyeon ise hızla kaçırdı gözlerini. Jin'e bakamayacak duruma gelmişti. Onun Taehyung'u korumak için söylediği cümleler, kalbine dokunmuştu. Ve Soyeon, çoktan pişman olmuştu bile...
"Soyeon? Senin burada ne işin var?"
Odada ölüm sessizliği oldu bir anda. Kimse hareket bile edemezken, Soyeon'un gözleri doldu. Alt dudağına minik bir ısırık bıraktıktan sonra gözlerini etrafta gezdirdi.
"B-ben ge-geçerken g-gördüm de..." derken durdu. Neden yalan söylediğini düşündü sonra. Jin'e bunu yapanın kendisi olmadığını kanıtlamak istiyor gibiydi, kendi benliğine.
"Ö-özür di-dilerim." dedikten sonra çıktı, Soyeon odadan. Jin anlamayarak kalakalırken, kaşıdı kafasını. Taehyung'a dönüp soru işaretleriyle dolu gözlerini dikti ona. Taehyung da kaçırdı gözlerini ve hafifçe gülümsedi. Elini Jin'e uzattı ve onun damar yolundan sızan minik kanı tutup kapattı.
"Dinlenmen gerekiyor." diyerek değiştirdi konuyu. Jin ise hemen unuttu soru işaretlerini ve gülümsedi hafifçe.
"Kesinlikle buradan çıkmam gerekiyor!"
***
"Taehyung, buraya gelsene!"
Taehyung, hareket etmek için bir adım atmadı. Jin, dediğini yapıp hastaneden çıkmıştı. Birlikte Jin'in evine gelmişler fakat o sırada akşam olmuştu. Jin, Taehyung'u eve davet etmişti ama Taehyung, Creatura'ların kuralını öne sunup girmeyi reddetmişti.
"Başlatma kuralınıza! Zorla mı giiryorsun sanki evime? Ben izin veriyorum."
Taehyung hafifçe sırıttı. Jin'in sinirlenince kızarmasına ve rap yaparcasına hızlı konuşmasına baktı uzun uzun. Onun ne kadar güzel olduğunu düşünürken, alt dudağını ısırdı. Onunla oynamayı bırakması gerektiğini düşünerek açık olan kapıya doğru yürüdü. Jin'in elini tutup onu da eve soktuğunda, Jin de sırıttı. Sonunda eve girmeyi başarabilmişlerdi.
Jin, nereye gideceğini şaşırdı bir an. Salona girmek için hamle yaptı fakat nedense yatak odasına doğru da gitmek istedi. Saçma bir şekilde kalakalırken, Taehyung kıkırdadı. Jin'i çekiştirerek, onun yatak odasına doğru ilerledi. Yıllardır burada yaşamışçasına, yatak odasını anında bulduğunda Jin oldukça şaşkındı.
"Nasıl...?" diyecekken, Taehyung kendini Jin'in yatağına attı. Koca bedeni, yatağa büyük geldiğinde bacaklarını kendine çekip kollarını başının altında birleştirdi. Şu an Jin'in yatağında koca bir bebek vardı.
"Tüm gece kapında nöbet beklediğim sıralarda, evine bakıyordum. En son buranın ışığını kapattığını görüyordum her seferinde. 'Ah...' dedim kendi kendime. 'O güzel adam burada uyuyor.'"
Jin gülümsedi hafifçe. Taehyung'un yanına doğru ilerledi sonra. Sevgilisinin yanına uzandı ve hemen aldı sevgilisi onu kollarına. Birbirlerine sarılarak uzandıklarında, Taehyung sabahtan beri sormak istediği o soruyu sordu.
"Kardeşinin öldüğünü söylememiştin." dediğinde, Jin yutkundu. Söylememişti, söyleyemezdi de. Eğer söylerse, Taehyung korkardı yine. Jin emindi onun katil olmadığından. Fakat biliyordu ki, Taehyung her uyandığında işlemediği bir cinayet hakkında kafa yoracak, ağlayacaktı. Söylememişti, söyleyemezdi de. Çünkü onun kırılacağını biliyordu. Her güne acaba katil ben miyim diye sorarak başlayacağına emindi.
"Trafik kazası." diyerek söyledi yalanını. Yine oyunculuğu yerine gelmişti işte. Büyük ödüller almış kadar iyi bir oyuncuydu, Kim Seokjin.
Daha fazla oyunculuk yapmak istemedi. Daha fazla sevgilisini kandırmak istemedi. Kendi benliğini unutup acılara gömülmek istemedi.
"Alpaka... Senin için ne ifade ediyor?" dedi Jin konuyu değiştirmek istercesine. Hoş, bunu bir manada merak da ediyordu. "Bana söylediğin ilk kelimeydi."
Taehyung sessizleşti bir anda. Gözlerini kırptı yavaşça. Aklına kendi anıları doluşurken, yutkundu. İşte şu andı, Jin'e tüm benliğini döktüğü an. Kalbindeki en büyük yaralardan birini açmış ve göstermişti Jin'e. Çırılçıplak kalmıştı sevgilisinin ruhuyla beraberken.
"Alpaka masumluğu anımsatıyor bana. Bembeyaz tüyleri, şirin suratı... Öldürdüğüm iyi biri bana alpaka diye seslenmişti. O da en az senin kadar masum duruyordu. Bana bir hediye verdi sonra. Onu sonsuza kadar unutmamamı istiyormuş gibiydi minik elleri." diye fısıldadı gözleri dolu dolu. Anılar oynuyordu kafasında, bir film misali. Son cümlesinin devamını getiremedi, kısıldı sesi yavaşça. "Öldürdüğüm en küçük insandı."
Jin'in dudakları asıldı. Taehyung'un bu halde olması kimin suçuydu, bilmiyordu. Tanrı mıydı suçlu olan, yoksa insanlar mı? Hatta Creatura'lar bile olabilirdi suçlu olanlar. Taehyung bu haldeyse suçlu herkesti, her şeydi. Onu üzen her şey kötüydü, çirkindi.
"Ne vermişti peki?" diye sordu Jin, düz bir sesle. Sesinin üzgün çıkmaması için ekstra bir çaba göstermek zorunda kalmıştı.
"Bir kalem." diye fısıldadı, Taehyung. O kalem aklına dolurken gözünden bir damla yaş süzüldü. Hiçbir zaman yapmak istemeyeceği şeyleri yaşıyor ve yapıyordu.
Jin çok soru sormak istiyordu. Bir sürü sorusu vardı aklında fakat yapmadı hiçbirini. Taehyung'un dolu gözlerine birer öpücük kondurdu ve sarıldı ona kocaman.
"Geçti." dedi yavaşça. "Alpakalardan daha safsın, daha güzelsin. Senin kalbin güzel."
Bir sessizlik oldu sonra. Taehyung, Jin'e daha da sıkı sarıldı ve karıştırdı kokusunu, sevgilisinin kokusuna. Canavar dudaklarını, Jin'in yumuşak saçlarına gömdü ve yavaşça öptü. Ona sahip olduğu için ne kadar şanslı olduğunu düşündü.
Jin ise iyice Taehyung'a döndü. Ellerini sevgilisinin yanaklarına koyup minik bir öpücük kondurdu dudaklarına. İkisi de birbirlerine bakarken, Jin onun güzel göz kapaklarına baktı uzun uzun. Sonra kalbinden kopan her bir cümleyi fısıldadı yavaşça.
"Beni ne zaman kendine bağladın biliyor musun?" dedi Jin, yatağında uzanan Taehyung'a bakarak. "Tüm mutlu hayatları bir perde arkasından izleyen yaratığın tekiyim dediğinde... O an gözlerinde çaresizlik ve bırakmışlık vardı. O andan sonra hep sarılmak istedim sana. O andan sonra bir ip aldım en kalınından ve ruhumu düğüm attım ruhuna."
Bir sessizlik oldu sonra. İkisi de birbirlerinin gözlerinin içine bakarken, yutkundu Taehyung. Ve devam etti Jin, konuşmasına.
"Seni perde arkasından çıkarıp sahne önüne çıkarmak istiyordum. Mutluluğun tam ortasında bırakmak ve güzelliklerle kaplamak... Fakat beceremedim, değil mi? Seni hep korkutup ağlattım. Daha beter bir hale getirdim, öyle değil mi?"
Jin, başına gelen olaylardan bahsediyordu. Yaşadıkları her kötü olayda bir şey olmuş, Jin yara almıştı. Bu yüzden korkutup durmuştu Taehyung'u. Bir psikolog olarak da, sevgili olarak da başarısız hissediyordu kendini.
"Değil." diye fısıldadı Taehyung, sevgilisinin saçlarına minik öpücükler kondururken. "Bana mutluluğu perde arkasında da, sahne önünde de bulunmayacağını öğrettin. Mutluluk burada..." derken Jin'in gözlerine dokundu. "Bakışlarında," Sonra parmaklarını sevgilisinin dudaklarına değdirdi. "Gülüşünde," Parmakları Jin'in yanaklarına doğru ilerlerken devam etti konuşmaya. "Teninde..." Ve son olarak burnuna dokundu sevgilisinin. Güzel ve pürüzsüz buruna eğildi sonra. Minik bir öpücük kondurduktan sonra söyledi cümlesini. "Senin her nefes alış verişinde saklı benim mutluluğum. O yüzden suçlama kendini, karanlık düşmesin aşık olduğum o gözlere, o gülüşe..."
Jin'in gözleri doldu. Bu adamdı işte her şeyi hak eden. Bu adamdı, güzelliğiyle insanları etkileyen. Bu adamdı, Jin'in kalbine izinsizce girip yerleşen.
Jin, kalbinde baktığı minik alpakanın büyüdüğünü hissetti. Taehyung'un güzelliğiyle, üzerinde güzel duygular barındıran bir bahçesi vardı zaten kalbinde. Şimdi ise o bahçede minik bir alpaka yetiştiriyordu. O alpaka büyüdükçe, ikisinin aşkları da büyüyecekti. Alpakanın saflığı ve güzelliği mest edecekti ikisini de, gözleri kapanacaktı tüm kötülüğe.
"Seni seviyorum."
Jin'in söylediği cümleyle beraber, Taehyung dudaklarını sevgilisinin dudaklarına bastırıyor. Ve birlikteyken parlıyorlar yine, güneş bile çekiliyor geriye. Tüm martılar kıskanıyor onların güzelliğini, o eve yakın uçmuyorlar bile. Ay saklanıyor bulutların arkasına, gölgede kalıyor onun güzelliği bile.
Ve kazanıyor aşk. Bedenlerin büyüklüğüne - küçüklüğüne bakmadan, tür ayrımı yapmadan... Sadece aşk kazanıyor, sadece o başarıyor.
***
💜