9.Hepimiz Biriciğiz

1.5K 148 60
                                    

Hoyratça düşen her tuğulanın hedefi bendim. Azıcık sallanıp kocaman devriliyorlardı ve hepsi birden başıma çarpıyorlardı. Hiçbir yerde huzurun rengi yoktu, kırmızıya bulanmıştı her şey ve çırpındıkça bataklık misali içine çekiyordu umutlarımı. Ağlamaya devam ederken gördüğüm her yüze var gücümle sesleniyordum. Birbirlerine acımasızca vuran Kağan ve Akın'ı ayırmaları için yalvarıyordum ama kimsenin eli çarpışan kırmızılara uzanamıyordu. Öyle çaresiz bir anın içerisindeydim ki ne desem boşa gidecek gibi hissediyordum. Hayallerim için endişe edemiyordum bile, şu an için birileri ölmeden buradan gitmek istiyordum sadece.

En sonunda Yücel'in yakasına yapışmıştım. Neden bir şey yapmıyor diye göğsüne ellerimi çarparak bağırmıştım ve nihayet kurtarmıştım onu gaflet uykusundan. Ürpermişçesine çevirmişti bakışlarını ve şimdi yere düşmüş olan Kağan'a doğru koşmaya başladı. Nihayet kırmızıları birbirinden ayıracak diye umut ederken kendi rengini de karıştırmak istemişti Yücel ve Akın'ın sırtına vurarak Kağan'ın üzerinden indirmeye çalıştı. Çok geçmeden Adil de saldırdı. Ellerim süreli olarak saçlarımın arasında duruyordu. Civardaki insanların korku dolu gözlerine bakarak bir şey yapmalarını istiyordum ama yaklaşmayı deneyen herkes nasibini ağır bir şekilde alıp geri çekilmek zorunda kalmıştı.

"Yeter lütfen! Yalvarıyorum durun artık! Öldüreceksiniz birbirinizi!"

Yücel ve Adil'den kurtulduktan sonra yerde yatan Kağan'ın tepesine dikildi Akın. Kanlar içerisinde kalmış olan yüzüne eğilerek ne görmeyi istiyordu bilmiyorum ama çok dikkatli bakıyordu. Acılar içinde inleyen Kağan'ın yanına koştuğum an Akın da doğrulup gidecekti ama yediği dayağa aldırmadan bir şey mırıldandı Kağan, "Görüşeceğiz seninle, piç"

Dakikalardır yalnızca yumruklar değil, küfürler de havada uçuştuğu için aldırmamıştım ama piç dediği anda Akın'ın apartmana doğru attığı adımları kesildi. Saniyesinde geri dönmüştü ve ayağa kaldırmak için uğraştığım Kağan'ı oldukça kolay bir şekilde göğsünden tutup kaldırdı. Bağırışmaları anca ciddiye almış olan Derya ablanın sesi yankılanmıştı şimdi. Balkondan oğluna seslenirken "Hayır! Hayır dur!" demişti ve aniden gözden kayboldu.

"Ne dedin sen?"

Akın'ın baskın sesi bütün mahalleye yayıldığı sırada Kağan'ın konuşmaya mecali olmadığı için yanıt veremiyordu ama zavallı haline aldırmadan "Sana diyorum lan ne dedin sen!" diye tekrarladı Akın.

Kollarına dokunup durması için bir adım attığım sırada Derya abla geldi. Yaklaşırken yerde yatan Yücel ve Adil'e takılmıştı gözleri, hangi biri için endişeleneceğini şaşırmışa benziyordu ve göz göze geldiğimiz şu anlarda "Alaca?" diye mırıldandı. Şaşkınlığının sesi ismim olmuş gibiydi, konuşmak değildi niyeti kesinlikle ve Akın'ın belinden tutarak, "Yeter! Bırak çabuk! Akın sana diyorum yeter!" diye bağırdı.

"Lan ne dedin söylesene! Bir daha söylesene lan! Söyle!"

"Akın yeter!"

"Bırak!"

"Yeter diyorum sana!"

Canıyla boğuşan Kağan'ı da ben tutmuştum şimdi ve Akın'a yalvarırcasına bakarak, "Lütfen bırak, lütfen Akın" diye mırıldandım. Fakat ne durumda olduğunu zerrece umursamayan Kağan, nefesine tutunduğu ilk anda "Piç dedim" demez mi!

Gözlerini kapattı Akın. Yara bere içinde kalmış olan elleri Kağan'ı daha sıkı tutmaya başlamıştı ve gözlerini açtığında başını bir kez daha Kağan'ın burnuna doğru indirdi. Tam bu sırada bir araba yaklaşmıştı yanımıza. Yerde yatmaya devam eden Yücel'e baktığımda elinde tuttuğu telefonu fark etmiştim ve arabadan kimin ineceğini tahmin etmek zor olmadı. Mahallenin gençlerinden Ali ve Nihat, arabadan indikleri gibi yeniden dayak yemeye başlamış olan Kağan'ı Akın'ın elinden aldılar. Civardaki adamlar da nihayet cesaret bulmuşlardı. Derya ablanın seslenmesi ile hepsi birden Akın'ı apartmana sokmak için yırtınmaya başlamışlardı ve karmakarışık olan sahnenin kıpırdayamayan detayı yalnızca bendim.

ALACAHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin