~19~ Yağmurda Koşturmaca

3.2K 300 177
                                        

Bu sözleri Giray'dan beklemediğim halde, ondan bunları duymak bayağı ağrıma gitmişti. Beni ne olarak görüyordu? Ben onun takıldığı, sürtük kızlara filan mı benziyorum? Ya Burak'ın dediği şeyler; o ise beni safın teki olarak görüyor. Üstüne üstlük Özgür'le yanıma gelip, bana yenge muamelesi göstermesi yok mu? Düşüncelerim beynimi yiyip bitirirken kendimi kontrol edemeyerek, çöp konteynerine bir tane yumruk attım. Yumruk atmamla beraber 'pat' diye bir ses çıktı. Sesin çıkması üzerine Burak:
"Kim var orada?" diye seslendi. Hafif yandan kafamı uzatıp baktığımda, Giray hala yerinde duruyordu. Burak'sa çöp konteynerine doğru ilerliyordu. 
Azra topuklama zamanı kızım. Tabana kuvvet, diyerek okulun köşesini dönene kadar çömelerek yürüdüm. Köşeyi dönmemle arkama bakmadan, sadece koştum. Umarım beni görmemişlerdir. Okuldan çıkınca koşmayı kesip, eve doğru yürümeye başladım. Esila'yıda bahçede görememiştim. Beni bekleyip, bulamayınca eve gitmiş olmalı. Eve geldiğimde kimse yoktu. Pamir'de daha eve gelmemişti anlaşılan. Odama gidip üzerime pijamalarımı giyerek, yatağa girdim. Şu an gerçekten kendimi bir zavallı olarak görüyordum. Düşündüğüm şeyler bile zavallıcaydı. Giray'a ben nasıl inanabildim ki. Burak'ın söylediği gibi kendimi saf olarak görüyordum. Dünyanın en saftirik insanı olabilirdim heralde. Ama Giray'la çıkmadan önce bu olayları öğrendiğime seviniyorum doğrusu. En azından beni kullanamamıştı. Bundan sonra nasıl davranmalıydım? Giray'ın yüzüne bakmalı mıydım? Yoksa ona karşı tavır mı koymalıydım? Yada onu bir köpek gibi süründürmeli miydim? Veya hiçbir şey olmamış gibi hayatıma devam mı etmeliydim? Ne yapacağım hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. Sadece Giray'ı gördüğüm yerde onu bir kaşık suda boğmak istiyorum. Gözlerimi tavana dikmiş düşünürken, gözlerimin kapanmasına engel olmayarak uyuya kaldım. Ve beyaz atlı prensli hayallerime daldım. 
Uykumdan beni ayıran şey, kapı sesiydi. Kim çalıyordu bu zili böyle durmaksızın. En iyisi kapıyı açmamaktı. Pamir'in anahtarı yanında olmalıydı. Pamir olsaydı eve girebilirdi yani. Yatmaya devam ettim. Zilin çalması durmuşken, şimdi de ev kapısı tekmeleniyordu. Yastığımdan kafamı kaldırıp, yataktan doğrularak kalktım. Başım çatlıyordu ya. Uykum yarıda kalınca, bunun olması çok normal. Uykumu bölen her kimse ona tekme tokat dalacaktım. Ayağıma pofuduklu terliklerimi giyerek, kapıya doğru ağır adımlarla, gözüm yarı açık yarı kapalı bir şekilde gittim. Kapıyı açtığımda, karşımda sinirden gözü dönmüş bir adet Pamir duruyordu. Bana bağırmaya başladı. 
"Ayı mısın kızım sen? Kış uykusuna filan mı yattın? Neden açmıyorsun kapıyı?" Pamir ardı ardına sorular soruyordu. Hiçbirine cevap vermeyecektim. Pamir ona cevap vermediğimi görünce daha çok sinirlendi. Ayakkabılarını çıkarıp beni kapının önünde yere doğru itti. Ne olduğunu anlamadan kendimi yerde buldum. Pamir dış kapıyı örterek göbeğimin üstüne çıktı ve saçlarımdan çekerek bana işkence yapmaya başladı. Bugün herkesden dayak yemek zorunda mıyım? Önce Burak, şimdi Pamir. Acıların çocuğu gibiyim resmen. 
"50 lira mı n'aptın lan söyle? Hemen paramı bana geri veriyorsun." 
"Ne parası ya neden bahsediyorsun sen?" 
"Azra, bilmemezlikten gelme ver paramı bana. Alnımda enayi mi yazıyor?" diyerek bana elini uzattı parasını vermem için. 
"Off yeter be kalk üstümden vericem paranı!" dedikten sonra Pamir üzerimden kalktı. Odama doğru ilerlediğimde peşimden Pamir'in de geldiğini anladım. Pamir'e dönerek:
"Odamdan çıkmayı düşünmüyor musun? Paralarımın yerini sana gösterecek kadar akılsız değilim. Çık dışarı!" diye bağırdım. Pamir bu sefer beni dinleyerek dışarı çıktı. Hep böyle beni dinlesen ne olurdu sanki? Beni dinlemek sana daha çok yakışıyor. Dolabımdan çantamı çıkarıp, içindeki cüzdanı aldım. Cüzdanımda sadece elli lira vardı. Bu elli lirayıda Pamir'e vermek zorundaydım. Bir dahakı haftaya okulda aç kalacaktım. Ağlamak istiyoruum! Hep şu gerizekalı Pamir yüzünden. Ailem geçen hafta iki haftalık harçlığımı vermişti. Yüz liranın elli lirasını harcamıştım. Elli lirasıda Pamir'e gidiyor. Bana kalan şeyse sadece boş bir cüzdan. Odamdan çıkarak, Pamir'in odasına geçtim. Elli lirayı ona uzatmadan önce, kendimi biraz acındırmalıydım. 
"Pamir, bu elli lirayı aldığında ablan bir dahaki haftaya aç kalacak biliyor musun? Ya açlıktan okulda bayılırsam, bunları hiç düşünmüyor musun?" 
"Azra ya geber! Sana hiçbir şey olmaz." diyerek elimdeki parayı aldı. Hiç uzatmadan bende kendi odama çekildim. Yarın haftasonuydu. Okul filan yoktu, rahatım anlaşılan. Haftasonu dışarı çıkmayı düşünmüyorum. Bütün gün sıcacık yatağımda yatmayı tercih ederim.  
                                                                               ***
Ertesi gün uyandığımda saat 09.00'du. Haftasonu saat dokuzda kalmamın sebebi, annemin koyduğu altın kurallardan kaynaklanıyordu. Kahvaltı yapıp, annem işe gittikten sonra nede olsa yeniden uyuyabilecektim. Haftasonlarını eskiden sevmiyordum. Şimdi ise iple çekiyorum. Burak'ın yüzünü görüp, onunla kavga etmekten bıktım usandım artık. Benden özür dilemediği sürece onunla da konuşmayı düşünmüyorum. Sonuçta ben bir kızım. Beni o şekilde itemezdi. Daha fazla yatakta oyalanmamalıydım. Yataktan kalkıp lavobaya doğru ilerledim. Elimi yüzümü yıkayıp, mutfağa kahvaltıya gittim. Sandalyeyi çekerek, yerime oturdum. Her zamanki gibi bütün aile bireyleri masaya benden önce oturmuş, annemin çay koymasını bekliyorlardı. Annem çaylarımızı koyduktan sonra kahvaltımızı ettik. Masadan kalkacakken annem:
"Ee n'apacaksınız bugün çocuklar? Hava çok güzel. Azra kardeşinle beraber gezin bugün." Gözlerimi pörtleterek, ben ve Pamir'i işaret ederek:
"Pamir'le ben gezmek? Anne ben bununla gezemem. Benim sözümü hiç dinlemiyor. Artı ben bugün evden dışarı çıkmayı düşünmüyorum." 
"Babana nasıl da çekmişsin Azra." dediğinde annem, babama bakarak sırıttım. Babam da bana gülümsedi. Hafta içi bütün gün okuldayım. Hafta sonu dinlenmek benimde hakkım. Sanırım babam da benimle aynı fikirdeydi. Pamir anneme ufak tatlı bir çocuk gibi bakarak:
"Anne ben bugün gezmek istiyorum. Azra yüzünden evde oturaramam." dediğinde annem bana kaş göz işareti yaparak:
"Hem Burak oğlumuda çağırırsınız. Beraber gezersiniz." Ne diyordu annem? Şaşkınca ağzımdan:
"Burak?" kelimesi çıktı. "Burak'a gerek yok anne biz Pamir'le kardeş kardeş gezeriz." Pamir:
"Hayır anne. Lütfen Burak'ta gelsin. Azra'yla ben sıkıntıdan patlıyorum. Burak'la en azından geçinebiliyorum." demesi üzerine annem:
"Tamam o zaman. Burak'ta sizinle geldiğine göre istediğiniz yere gidebilirsiniz. Bizde bugün iş çıkışı babanızla bir yerlere gidebiliriz. Eve geç gelebiliriz." Anneme kafa salladım ve masadan kalktım. Annem resmen saçmalıyordu. Tam odama geçecekken, annem arkamdan seslendi.
"Burak'ı ara bakalım müsait miymiş Azra?" Harbiden kafayı yiyicem ya. Burak'ın bende telefon numarası bile yokki. Sanırım annem beni Burak'la sevgili filan sanıyor. Sevgilim olsa zaten onun yanına uçarak giderdim. Yeniden mutfağa gittim.
"Burak'ın bende telefon numarası bile yok. Anne lütfen bize karışma da Pamir'le beraber gezeyim." 

AZMANWhere stories live. Discover now