LİANHUA'NIN KÜÇÜK EFSANESİ

2.5K 108 49
                                        

Soğuk karların toprağı yorgan gibi örttüğü bir geceydi.

Yangtze kıyısına bakan taşlarla örülmüş ince yollarda karmaşık ayak izleri, yukarıya doğru çıkarken, son beş merdivende ise kan damlaları görülmekteydi. Yamaçtan yukarı çıktıkça, acı ile uğuldamaya başlayan rüzgarın sesi daha net duyuluyor; kan damlaları yol ilerledikçe artıyordu.

Küçük bir hane etrafında onlarca parçalanmış insan bedeni vardı.

Etrafa saçılan tek şey ise kan değildi. Parmaklar, vücut parçaları, bağırsaklar ve iç organlar...

Uzakta, ışıldayan küçük kasaba sessizliğe gömülmüştü. Shen hanesinin tek üyesinin yaptırdığı avluda olanlardan bir haberlerdi.

Rüzgâr kuvvetle esti. 

Gün boyunca kısa aralıklarla yükünü bırakan bulutlar, bir defa daha şehrin üzerinde dolanmaya başladı. 

Büyük, gri bulutlar gecenin mavisine bulanmış, kararmıştı. Kasabanın üzerinde sarmal şekilde yavaş yavaş dönüyor, yoğunlaşıyorlardı.

Çok geçmeden gürleyen gökyüzü, tuhaf sessizliği yırttı.

Ardı ardına çakmaya başlayan şimşeklerin maviliği yitmeden kanla kırmızıya boyanmış beyaz örtünün üzerine düşen ilk yağmur tanesi dağılmadan, Shen hanesinin evinden acı bir inilti duyuldu.

Kapı ardına değin açıktı.

İçeride şeffaf bir parıltı vardı. Gecenin karanlığında fark edilen iki siluetten biri, acı acı inledi. Ve gözyaşları, kucakladığı kişinin yüzüne zarifçe döküldü.

"Benimle gelmeliydin..."

"Özür dilerim...!"

Böğrüne saplanmış kılıcı güçsüz eliyle tutan kişi hafifçe gülümsedi.

Derisinin üstü ince bir vazoymuşçasına çatırdadı. Ve bedeni bir anda çatlaklarla kaplandı. 

Bu kişi, huzurlu bakışlarla kendisini kucaklayan kişiyi izliyordu. Bir korkusunun olmadığı aşikardı. Fakat kara gözlerinin sancısı, haykırarak ağlayan kişiye daha da ızdırap vermemek adına kuytu köşede gizleniyor gibiydi. Bu yüzden dudaklarındaki hafif tebessüm dayanılmaz hissettiriyordu.

Titreyen dudaklarını sıkıca birbirine bastırdı ve zorlukla bir nefes aldı: "Yüzünü eğ, gözlerinden öpmeme izin ver. Gözyaşların bedenimi ısıtıyor."

Ağlayan kişi itaat ederek yüzünü yaklaştırdı.

Yaralı, sol gözünün altına bir öpücük bıraktı. "İyi tarafından bak, Xingyun. Birbirimize dokunabilmek için bir engel yok aramızda."

Fakat bu sözler, ağlayanın kederine keder kattı.

Geri çekilmeden önce gözlerini araladı ve yaşların bulanıklaştırdığı yüze zar zor bakabildi.

"Hepsi benim suçum...! Beni affet!"

Diğer kişi küçük bir kıkırdama ile karşılık vermişti. " Benim güzel Tanrı'm. İnsanların kötülüğü için kendini suçlama artık. İçin rahat olsun." 

Kılıcı kavrayan eli zorlukla kalktı, bir diğerinin yüzüne dokundu. "Senin için yeniden doğacağım." diye mırıldandı kendinden emin bir şekilde. Ve diğerine konuşma fırsatı vermeden dudaklarına küçük bir öpücük bıraktı. 

"Bana inan, senin için yeniden doğacağım..."

Bu söyleyebildiği son şey olmuştu.

 Çatırdayan bedeni etrafa beyaz bir ışık yaydı ve bir anda parçalara ayrıldı. Bu kişi, yavaş yavaş gri kum tanelerine döndü; gri kum taneleri, parıldayan küçük toz tanelerine...

TWO THIN WORLDS / İKİ İNCE DÜNYA [BL]Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin