•Bin Yokmuş•

1.2K 69 77
                                    

Her masal bir varmış, bir yokmuş diye başlar ya, bu masalsa bir varmış, bin yokmuş diye başlasın.

💙

♡♤

Çağrı'dan

"Zeynep Elvin Atalar. Uyanıkken görsel halüsinasyon görüyor." Karşımda konuşan Kutay'a kaşlarımı çatarak baktım. "Ailesi bir kaç kere intihara kalkıştığı için buraya getirdiklerini söylediler." Omuz silkti. "Bizden önce ki psikiyatrist bu tanıyı koymuş." Dosyasını elime alıp inceledim.

"Kaç numaralı odada kalıyor?"
"302" diye karşılık verdi. Elimdeki dosyayı masaya koyup ayağa kalktım ve doktor önlüğümü giyindim. "Gidip bakalım." Kutay istifini bozmadı. "Hasta senin, hastan." Gözlerimi devirip odadan çıktım. Asansöre binip üçüncü kata bastım.

302 numaralı odaya girince kapıya vurup girdim içeriye. İçeride ayaklarını karnına çekmiş öylece yatakta oturan bir kişi ve ailesi olduğunu tahmin ettiğim ellilerin sonlarında olan iki kişi vardı. "Merhaba, ben kızınızın doktoru Çağrı Deniz Eroğlu." Diyip elimi uzattım yaşlı adama. "Ferhat Atalar." Yatakta oturan kız kafasını kaldırıp bana baktı. "Kızınızla yalnız konuşabilir miyim lütfen?" İkisi de onaylayıp odadan çıktılar.

Yatağın ucuna oturdum ve Zeynep'e baktım. "Merhaba Zeynep. Tanışabilir miyiz?" Yüzünü kollarına gömdü. "Bu hayır demek mi?" Hiçbir şey yapmadı. "Sana yardımcı olmaya çalışıyorum." Yine tepki göstermedi. "Hastalarımı konuşana kadar zorlayabilirim. Sabırlı bir adamım ben." Dedim gülerek.

"Nefret ediyorum." Diye mırıldandı. "Neyden nefret ediyorsun?" Cevap vermedi. "Zeynep, neyden nefret ediyorsun?" Kafasını kaldırıp gözlerime baktı. "Gözlerin güzelmiş. Keşke benim de gözlerim yeşil olsaydı." Gülümsedim. Konuşması iyi bir şeydi. "Teşekkür ederim. Senin de saçların çok güzel." Kafasını iki yana salladı. "Kimse saçlarımı sevmiyor." Saçları kıvırcıktı ve gayet güzel duruyordu. "Sevmeyenleri bir kenara at bence." Gülümsedi. "Hayır, hiç arkadaşım yok eğer onları da hayatımdan uzaklaştırırsam kimsem kalmaz." Elini tuttum. "Ben sadece doktorun değilim Zeynep. Ben senin arkadaşınımda." Elini hızla çekti. "Hayır, değilsin. Arkadaşlar birbirlerinin canını yakmaz ki." Kaşlarımı çattım. "Canını yakacak bir şey mi yaptım?" Diye sordum. Kafasını salladı. "İğnelerden nefret ederim ve buraya geldiğimden beri üç tane iğne vurdular." Benden habersiz mi?

"Üzgünüm. Bir daha olmayacak söz veriyorum." Kaşları havaya kalktı. "Gerçekten söz mü?" Gülümseyerek kafamı salladım. "Söz ama sen de bana kendin hakkında yardım edersen." Yüzü asıldı. "Neden hayali arkadaşlarım var biliyor musun?" Cevap vermeme fırsat vermedi. "Çünkü insanlar yaptıkları her şeyden karşılık bekliyorlar. Sen de aynısını yaptın." Eski haline geri döndü. Ayaklarını karnına çekip yatağa yattı.

"Sizden nefret ediyorum. Bütün insanlardan." Elimi elinin üstüne koydum. "Özür dilerim. Karşılıksız olucak bu dediğim tamam mı? Sana bir daha iğne vurmayacaklar." Tepki vermedi. Öylece çarşafın deseninin üzerinde elini gezdirdi. "Şimdi gidiyorum ama geri geleceğim tamam mı?" Kafasını salladı. Yataktan yavaşca kalkıp odadan çıktım ve ailesenin yanına gittim. "Odamda sizinle görüşebilir miyiz?"
"Tabii." Beni takip etmelerini söyleyip önden gittim. Onlarda beni takip ediyorlardı.

Odama gelince kapıyı kapatıp koltuğuma oturdum. "Oturun lütfen." Onlar da tam karşımdaki koltuğa oturdular.

"Kızınızın ilk intihar girişimi nasıl oldu?" Annesi ağlamak üzereydi o yüzden babası cevap verdi. "Abisini kaybettiğinde yani lise üçüncü sınıfta." Kafamı anlıyorum der gibi salladım. "Abisiyle arasındaki ilişki nasıldı?"

"İyi anlaşıyorlardı ama pek yanlarında değildik, bilmiyoruz." Dedi. Pekala fazla sorumsuz bir aileydi. "Abisi nasıl öldü?" Diye sordum. Ferhat Bey durdu. Konuşamadı. "Araba kazası," cümlenin devamı vardı ama getiriyordu. "Lütfen devam edin." Boğazını temizledi. "Deniz yani abisi, o gün araba sürmeyi öğretiyordu Zeynep'e. Zeynep kaza yapmış. Zeynep sağ kurtuldu ama oğlum-" Kelimeler Ferhat beyin boğazında düğümlendi.

"Bakın kızınıza yardım etmem için herşeyi anlatmanız lazım." Dedim. Boğazını temizledi ve devam etti.
"O günden sonra bir daha arabaya binmedi. Bizimle gerekmedikçe konuşmadı. Sonra kendini boğmaya çalıştı." Defterime notlar alıyordum. "Sadece abisi onu bu hale getirmiş olamaz değil mi?" Kafasını hayır anlamında salladı.

"On dokuz yaşında birisiyle tanıştı. Uzun süre sonra bir arkadaşı olmuştu ama kız kötü yoldaymış. Zeynep o zamanlar uyuşturucuya başladı. Neyse ki ileriye gitmemişti ve birkaç tedaviyle halledildi."

"Aşk acısı falan?" Diye sordum. Adamın kaşları havaya kalktı. "Zeynep'in öyle şeylerle işi olmaz. Olursa da ne olacağını bilir." Al birini vur ötekini. "Bakın Ferhat Bey, anladığım kadarıyla siz Zeynep'i fazla kısıtlıyorsunuz. Böyle bir çocuğun bunları yapması kusura bakmayın ama normal. Kızınızın sorunları siz de başlamış zaten." Kafasını eğdi. Haklıydım çünkü.

"Kızınızın bir tedavi süreci olacak dört ay burada kalması zorunlu. Baktık ki tedaviye olumsuz sonuç veriyor biraz daha burada tutabiliriz." Dedim. "Kızımı geri getirin lütfen. O eskiden böyle değildi. Hep gülerdi." Adını bilmediğim annesine döndüm. "Zeynep hep burada, sadece siz onu kabullenmiyorsunuz hanımefendi." Başını eğdi kadın.

"Bu süre içinde Zeynep'i görebileceğiz değil mi?" Kafamı salladım. "Elbette görebilirsiniz ama dediğim gibi kızınızın sorunları sizde başlamış. Bir süre görmeseniz daha iyi olur." Ferhat bey ayağa kalktı ve kapıya doğru ilerledi. "Kızımı geri getirin." Diyip kapıdan çıktı. Arkasından da eşi çıktı.

℘℘℘

"Çağrı bey 302 numaralı odadaki hasta fenalaştı sakinleştirici vurmamızı yasakladınız." Elimdeki dosyayı bırakıp hemşireye baktım. "Tamam geliyorum." Önlüğümü giyinip asansöre bindim ve 302 numaralı odaya gittim. Çoğu hemşire kapının önüne toplanmıştı. İçeriden Zeynep'in çığlıkları geliyordu.

"Açın kapının önünü!" Sesimi duyan herkes çekildi. İçeride iki hemşire Zeynep'i tutuyordu. "Bırakın kızı ve dışarıya çıkın." Hemşireler Zeynep'i bıraktılar ve kapıyı kapatıp çıktılar.

Zeynep duvara sırtını yaslayıp ağlamaya devam etti. "Susmuyorlar." Dedi. Ellerini başına vurup duruyordu. "Doktor, susmuyorlar."

"Tamam sakin ol. Gel buraya." Kafasını hayır anlamında salladı. "Korkuyorum." Ona doğru yaklaşmaya başladım. "Yaklaşma!" Dinlemedim ve yaklaşmaya devam ettim. "Dursana!"

"Şşt, Bir şey yapmayacağım söz." Ellerini kafasından çekti ve dolu gözlerle bana baktı. "Susturacak mısın ki?"

"Susturacağım, gel buraya susturacağım." Yatağa doğru yürüyüp oturdu. Kafasını kaldırıp bana baktı. Gözleri kızarmıştı. "Sustursana." Yanına oturdum. "Uyumak iyi gelebilir." Yatağa uzandı ve bana bakmaya başladı.

"Abime benziyorsun." Gülümsedim. "Gerçi onun çiller vardı ama olsun." Diyip gülümsedi. "Sarılır mısın?" Kafamı salladım. Yatakta doğrulup bana sarıldı. Bende kollarımı ona sardım. "Teşekkür ederim."

"Bir şey değil. İyi misin?" Geri çekilip kafasını salladı. "Uyumayı dener misin?" Yatağın pikesine kaldırıp yattı. "Şey, uyuyana kadar burada durur musun?" Saatime baktım. Geç olmuştu. "Eve gitmem gerek Zeynep. Eğer korkuyorsan baş-"

"Hayır." Kafamı salladım ve ayağa kalktım. Pikenin uçlarından tutup Zeynep'in üstüne örttüm. "İyi uykular, Butimar Kuş'u."

Ya ciddili ciddili yazmaya başladım. Çok mutluyum bea :)

İlk bölümler bir tık sıkıcı gelebilir ama eminim gelicek bölümleri beğenirsiniz.

Tarih bırakalım şuraya: 10.06.19
Saat: 00:00 🌹

Sevgilerle 🐾

Butimar Kuş'uHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin