Anlaşıldı ben bir
düşteymişim.
'Sen canavar kalacaksın...' falan filan... atıp
tutmaya başladı başıma bu şirin hasırları ören şeytan.
'Ölümüne sürsün cümle iştahın, bencilliğin, cümle
bağışlanmaz günahın.' Ah, canıma yetti arttı-Kuzum şeytan, ne olur daha
bir öfkesiz bakıver de benden yana ufak tefek, yolda
kalmış alçaklıklar vara dursun, sen ki yazarda tasvir,
öğreticilik vergilerinin yokluğuna vurgunsun, senin için
kopardım lanetli gün defterimden bu uğursuz yaprakları.
Arthur Rimbaud - Cehennemde Bir Mevsim
🌊
Hiç acımasız olmayan bir insana rastladınız mı? Her canlıya merhamet eden, sevgiyle yaklaşan, her canlının yaşam hakkı olduğunu savunan birini? Böyle insanlar nadir görülür derler. Herkese iyilik etmek ister, herkese saygıları vardır gibi görünür ve kendilerinden önce başkalarını düşünürler. Bazılarının gözünde bu insanlar bir iyilik meleği iken, bazılarının gözünde aptal olurlar. Bana göre ise bu insanlar aslında hiç var olmamıştır. Acımasız olmayan bir insanın varlığına inananlar aptaldır bana göre. Her insan acımasızdır. Her insanın kalbinin derinliklerinde yatan minik bir yara vardır ve o yara sadece kabuk bağlamıştır. Sonsuza dek kabuk bağlamış bir şekilde kalacaktır. Fakat o yarayı kaşıyıp kanattıysanız, işte o zaman insanların acımasız yönünü görebilirsiniz.
O günde bunu düşünüyordum işte. Acımasız olmayan, o melek gibi insanların var olduğunu düşünen aptalları. Madem vardı böyle insanlar bana neden denk gelmiyordu böyleleri? Neden hayallerimle bir başıma kalmıştım ben öyleyse? Neden kimse bana yardım etmiyordu? Oysa en alt tabakaydım ben. Bu dünyada melek sanılan insanların bile acıyarak baktığı, nefret ettiği deli çocuktum ben. İşte bu yüzden acımasızlardı. Bana karşı herkes hep acımasız olmuşlardı.
Karanlık sokaklarda adımlarken yırtık ayakkabılarıma bakarak iyi insanlara küfürler ediyordum. Evet, kötülere değil iyi insanlara küfür ediyordum. Kötüler dürüsttü bana göre, fakat iyi insanlar herkesi kandırıyordu. Eh, ben hariç. Bir deliyi asla kandıramazdınız. İnsanlar benden nefret etse de ben kendimi sevecek yanlarımı bulmuştum. Bu yüzden bana acımayan insanları seviyordum. Bana acıyan insanlar, işte onlar iyi yani bana göre kötü olan insanlardı.
"Artık kes sesini." Arkamdan gelen ses ile gözlerimi devirdim. Kendi kendime düşünmek bile yasaktı bana. Ref yine aksiliğini konuşturuyordu. "Asıl sen kes sesini, gerçek bile değilsin." Demiştim ona bakmadan. Homurdandığını duydum. Ondan gerçekten sıkılmıştım. Travmaya bağlı şizofreninin en sevmediğim kısmı buydu. Tamam bazen beni eğlendiriyordu ama Ref'in yıkımları her zaman daha fazlaydı.
Ref ben var olduğumdan beri vardı neredeyse. Ya da bana öyle geliyordu. Çok küçükken kaçırılmıştım. Tamam klişe gelebilirdi ama kaçıran kişileri hatırlamıyordum bile. Sadece çok küçüktüm. Yaklaşık bir ay boyunca ailemden uzak kötü şeyler yaşamıştım. Fakat sonra neyse ki bulunmuştum. Eve geri döndüğüm 4 ay boyunca kimse ile konuşmadım. Annemlerin çok korktuğunu hatırlıyorum. Ses bile çıkarmıyordum çünkü doktorların dediğine göre şoktaydım. Orada neler yaşadığıma dair net bir şey hatırlamıyordum. Bazen Ref bana gösteriyordu çok kötü bir şekilde. Ve gösterdiği şeyler cidden çok kötüydü. Çok çok kötüydü. Konuşmadığım sıralarda ise ilk kez Ref'i görmüştüm. Huysuzdu. Yanımda ağlayan annem ile dalga geçiyordu. Cehenneme gitmemi söylüyordu. Odamın bir köşesine geçip sadece beni korkutuyordu. Ondan nefret ediyordum. Odanın bir köşesine bakıp ağlamamda bu yüzdendi.
ВЫ ЧИТАЕТЕ
gece boyalı zambaklar | chanbaek
ФанфикшнKüçükken yaşadığı bir olayla beraber şizofreni teşhisi konulan Baekhyun, hayatını dışlanmış bir birey olarak geçirir. Yanında olan tek kişi, sadece onun görebildiği, ona büyük zararlar verse bile onsuz kendini düşünemediği Ref ismini verdiği kepçe k...
