NF- Let You Down
*
=Benim lanetim.
''Bak.'' dedim kollarını göğsünde bağlamış patronumun gözlerinin içine bakarken. ''Buradan çıkarsam gerçekten biterim ben.'' Bu adama kaçıncı yalvarışımdı bilmiyorum fakat bu duruma sokulmaktan artık aşırı derece de sıkılmış ve karşımda duran herifin yüzüne yumruğumu geçirmek istiyordum.
''Barmen olarak görevin millete sulanmak değildir, Bay Jeon.''
''Sulanmak mı?'' elimi iki yana salladım. ''Böyle bir şeyi yapmadım.''
Tamam, yakışıklı bir erkektim. Bu bara gelen kızların çoğunun gözünün üzerimde olduğunu ve bedenlerinin altımda kıvranmak istediği bir gerçekti fakat tek derdim şu sikik bardan evimin kirasını ödemek için istediğim paraydı, diğer şeyler ile ilgilenmiyordum.
''Bay Jeon, bu son şansınız.'' dediğinde gözleri ile beni süzmüş daha sonrasında yanımdan geçip gitmişti. O gittikten sonra tuttuğum nefesi geri vermiş ve elimde tuttuğum çantayı sallayarak çalışan bölümüne doğru ilerlemiştim. Üniversite zamanımın yarısını iş aramakla ve diğer yarısını ise o işten atılmakla geçiriyordum. Ne iş sahipleri, ne de okul bursları yüzüme gülüyordu. Şu lanet şehre adımımı attığım andan beri lanetlenmiştim çünkü tüm zamanımı bulunduğum evin kirasını ödemek için işlerde sürünmekle geçiyordu.
Sabah okulda öğrenci, öğlen bir cafede garson, akşam ise şu sikik herifin sikik barında barmenlik yapıyordum. Kendime ayırdığım zaman dilimi çalıştığım iş yerlerinin molasından ibaretti.
''Yine posta kutusuna konulmuş mektup gibisin.'' dedi Hoseok gülerek. Ona gözlerimi devirdim ve üzerimdeki ceketimi üzerimden çıkarıp dolabıma asmıştım. ''O adam bir gün kesinlikle beni postalayacak.'' dedim sıkılmış bir ses ile. ''Tek suçum aşırı miktarda yakışıklı olmak tamam mı?'' deyip koltukta oturan Hoseok'a döndüm ve sırıttım. Telefona diktiği gözlerini baygınca bana doğru çevirmiş ve kusar gibi yapmıştı.
''Tek suçun şu diline sahip olamamak.'' dedi bu sefer oturduğu yerden ayağa kalkarken. Sabahları o buraya barmenlik yapar akşamları ise ben yapardım. Buraya ilk geldiğimde kesinlikle birbirimizden haz etmemiştik fakat şu an bu kadar yakın olmamızın tek sebebi, adi patronumuz olmasıydı. Birine karşı gelmek için bir olmanız gerekirdi ve Hoseok ile kesinlikle bunu başarmıştık.
Hemen yanımda duran dolabını açıp ceketini eline aldığında derin nefes aldı. Omuz silkip dolabımın kapağını kapattım. ''Ben kaçar.'' dedim elimle omzuna iki kere vururken. ''Uslu bir çocuk ol ve direkt eve git.'' dediğimde, ceketini üzerine geçirirken yumruğunu gösterdi. ''Hey, gitmem gereken bir sahibim var. Ben sen gibi boş değilim.'' dediğinde göz kırpması ve bacağına tekme atmam neredeyse dakikalar almışken, birlikte gülmemiz ise saniyeler olmuştu.
''Seks kölesi olmaya devam mı?'' dediğimde omuz silkti. ''Eğlenceli oluyor.'' dedi ardından. Yüzünü incelediğimde sırıttı ve kafasını bana kaldırdı. ''Sevdiğin biri ile yaptığın her şey eğlenceli olur Jungkook-ah.''
Ona gözlerimi devirdim.
''Konuştu bizim filozof.'' dedim onunla dalga geçerken. Dışarıdan ismim yankılandığında Hoseok'a el sallamış ve hızlı bir şekilde dışarıda beni bekleyen bara doğru ilerlemiştim. İleri ki masalarda oturan patronum ile göz göze geldiğimde, ona kafamla selam vermiş daha sonra ise benimle birlikte çalışan mesai arkadaşıma gülümsemiştim.
''Hey.'' Eliyle işaret yapan uzun dalgalı saçlı çocuğa doğru ilerlerken tam önünde durdum. Kafasını yaslandığı masadan kaldırıp gözlerime baktığında yüzümü inceledi. ''Ne istemiştiniz?'' dediğimde, dudaklarını büzdüğünü gördüm. Tanrım, gerçekten patronum tarafından izlendiğim bir gecede bir manyakla uğraşmak benim lanet şanssızlığımdan kaynaklandığını biliyordum.
