ⓘİntroⓘ

1.5K 89 21
                                        

Yüksek okunmalara erişmemesine rağmen durmadan fic paylaşan bir adet ben djsjsj

♧♧♧

"Jimin, Bay Min kahve istiyor yanında önemli misafirleri de var. 4 kahve götür."

Jimin, önünde ki dev dosya yığınının arasından duyduğu sesle başını kaldırıp sesin yönüne döndü. Seonah elindeki kahveyi yudumlarken imalı imalı sırıtıp sevgili (!) patronunun emrini dile getiriyordu. Jimin bu şirkette zaten deli gibi çalışıyordu. Dışardan sıradan bir sekreter gibi dururken, aslında bütün yük nerdeyse onun üstündeydi. 'Sevgili pislik patronum da bana işkence etmekten beslenen pezevenkin teki' diye geçirdi içinden. Tüm bu yaptıklarının onu delirtmek için olduğunu biliyordu elbette ama işini kaybetmemek adına sessiz kalıyordu. Amacının Jimin'i işten istifa ettirmek olduğunu düşünüyordu. Zaten parası da iyi olmasaydı bir dakika durmazdı burada ama sahiden parası iyiydi. Önceki çalıştığı yerin tam 3 katını alıyordu. 

"Benim sekreter olduğumu bilmiyor mu çaycımıyım ben!! "

"Ben ne biliym senden istedi işte. Git kendisine sor!! "

Sinirle derin bir nefes çekip oturmaktan uyuşan poposuyla koltuğumu geri itti. Cidden birgün bu patron bozuntusu kendi elleriyle deşicekti. Ki o zamanlar çokta uzak gözükmüyordu.

Kahve hazırlamak için indiği kafeteryada bir yandan köpürmesi için kahveyi durmadan karıştırıp bir yandan da Seonah'ın 'önemli' diye vurgu yaptığı misafirlerin kim olduğunu düşünmeye başladı. Bay Min'in en son önemli diye ağırladığı misafirleri yakın arkadaşları olmuştu. O gün bile bütün işleri Jimin'e yaptırmıştı. Şirkette onlarca hizmetlisi olmasına rağmen.

Her zamanki gibi sade bir kahve hazırlayıp gösterişli müdür kapısı önünde durdu Jimin. Aslında hayır. Gösterişli değildi. Düz buzlu camdan yapılmış cam bir kapıydı o kadar. Zaten bu adamın herşeyi böyle sadeydi. Öyle ki kahveyi bile sade içerdi.

Derin nefes alıp sakince kapıyı tıklatacağı esnada yanından geçen iki stajyerin aralarında geçen konuşmayla eli havada kaldı.
"Bay Min'in babası gelmiş gördün mü. Tıpkı babasına benziyor ya. Sadece Yoongi biraz daha soğuk."

" Üf her neyse bizi ilgilendirmez geç kalıcaz şu dosyaları odaya çıkar çabuk"

Seonah'ın önemli diye kastettiği kişiler gerçekten önemliydi.

Jimin nedenini bilmediği bir şekilde gerildi. Bay Min'in yanında yaklaşık 8 aydır çalışıyordu ve şimdiye kadar onca misafirini rahatlıkla ağırlaşmış ama ailesini birkez olsun görmemişti ve şimdi elinde kahveyle karşılarına çıkacak olmak verilmesine neden oluyordu.

Babasının da Yoongi gibi agresif ve pislik olmasından korkuyordu. Ama biraz önce ki stajyerlerin söylediğiklerine göre adamla konuşmuş veya tanıyor olmalıydı ki adamın Yoongi'ye oranla soğuk biri olmadığını söylemişlerdi.

Her ne kadar Yoongi'nin genlerinin o adamdan geldiğini bilse de adamın ona benzememesini umarak kapıyı derin bir nefes alarak yavaşça tıkladı. Sakin olması gerekti çünkü biliyordu ki içerde onu yoğun bir delirtme seansı bekliyordu. Yoongi onu ne şartlar altında olurlarsa olsun, mekanı ve zamanı önemsemeksizin gömerdi. Eğer adam sandığı gibi biri çıkmazsa Jimin, Yoongi'nin pisliklerini şikayet edecekti babasına. Evet küçük bir çocuk gibi yapacaktı bunu.

Jimin elindeki kocaman tepside duran 4 köpüklü kahveye baktı. Misafirlerine nasıl içtiklerini sorması gerekirdi ama o hepsini şekerli yapmıştı. Patronu dışında sade kahveden tat alacak başka tatsız insan olacağını hesaba katmamıştı. Tabi misafirlerin patronunun ailesi olacağını da. Kapıya yaklaştığında içerden gelen bağırma seslerini yeni yeni farkediyordu.

Kapılar sesi olabildiğince azaltsa da Jimin içerde iyi şeyler olmadığını anlayabiliyordu. Kapıyı tıklatıp birkaç dakika öylece dikildi. Normalde içeri girmek için Yoongi'den gel komutunu alması gerekirdi ama içerden gelen yüksek konuşma sesleri kapıyı duymalarına engeldi.

Kapıyı tekrar tıklatmasına rağmen geri dönüt alamayınca Jimin kapıyı açıp kendi girdi içeri.

İçeri girdiği anda ise beklediği tepkiyi veya ortamı bulamamıştı.

Bay Min camın önünde durmuş stresle eli alnını ovalarken onun babası olduğunu kilometrelerce öteden bağıran adamsa ayağa kalkmış elini tehditkarca havaya sallaya sallaya konuşuyordu.

"BANA BAK YOONGİ ARTIK YETER! İŞİ CİDDİYE ALMIYORSUN EĞER BUGÜN BANA SEV-"

Adam sinirle Yoongi'ye bağırırken ,Yoongi'nin kafasını saniyelik çevirmesiyle kapıda elinde tepsiyle duran Jimin'i farkedebilmişti. Normalin aksine Yoongi'nin bakışları Jimin'i bulunca parladı. Yüzü aynı ifadesiz soğuk halindeyse bile bakışlarındaki parlamayı görmemek imkansızdı.

Yoongi bedenini tamemen Jimin'e çevirip adımlamaya başladı.

Jimin'in , patronunu görmeye zerre alışık olmadığı bakışlarıyla üstüne yürüdüğünü görmek korkmaya ve elindeki tepsiyi tirtir titretmesine neden oldu. Oğlu bu şekilde üstüne yürürken Yoongi'nin babası söylemek üzere olduğu cümlesini yarım bırakıp havada kalan eliyle öylece oğlunu ve hareketlerini izliyordu. 'Cidden bu vahşete tanıklık mı edeceksin yani!! Ne kadar da Bay Min'in babasıca bir hareket !! 'diye geçirdi içinden Jimin.

Kendisine devamlı işkence(!) eden patronu üstüne yürürken Jimin elindeki tepsiyi daha da sıktı. Cesaret alıp direnecebilecek dayanağı yoktu. Şuan yanında duran tek şey içinde kahvelerle metal tepsiydi.

Yoongi sonunda Jimin'in yanına gelince hızla elindeki tepsiyi alıp rastgele masasına koydu ve tekrar Jimin'e yöneldi. Cidden zerre birşey anlayamıyordu yaptıklarından. Sanırım sonunda patronunu delirmişti.

Geldiğinden beridir milim kımıldamadan durduğu yerde inatla duruşunu koruyan Jimin, belinde hissettiği elle öyle bir sarsıldı ki deprem olduğunu hissetti. Sadece kendinin hissedebildiği bir deprem. Asıl dehşeti ise belindeki elin sahibinin sesinden duyduğu cümlelerden sonra yaşayacaktı.

"Ah sonunda geldin. İşte baba. Sevgilim Park Jimin"

ⓑ♡ⓣ♡ⓢ

Ya bakın varya şu ficlerim konusunda egolu falan olabilirim ama ciddi anlamda şu kurguya düştüm aq çok aşırı güzel oldu varya. Tek sıkıntım araya Vhope - Namjin'i nasıl eklenebilecek olmamdı ama onu da hallettim. Vallaa kuduruyorum. Mükemmel bişey çıktı.

Hus-boss² | Yoonmin & Vhope & NamjinMga kuwentong kahuhumalingan mo. Tumuklas ngayon