Bölüm 1

47 3 0
                                        

Rahat bir nefes almak için geldiği sahil kenarında, sıcak bir rüzgar sıkıntılı iç geçirişlerini alıp uzaklara götürdü. Önünde uzanan uçsuz bucaksız okyanus, rahatlatmaktan çok içini sıkıştırıyordu Hinata Hajime'nin. Ne üzerinde oturduğu sıcak kumlar, ne de uzaklardan işitilen radyodan gelen neşeli yaz şarkısı onu bunun eğlenceli geçecek bir tatil olduğuna inandırabiliyordu. Her ne kadar şimdilik kafasını bu hastalıklı düşüncelerden kurtarmaya zorlasa da birer parazit gibi ruhuna yapışıyorlar, yaşadıkları gözlerinin önünden gitmiyordu.
"Birilerini öldürmeyi bırak daha kim olduğumdan bile emin değilim. Tanrım, çıldıracağım."
Kafasını hafifçe oynatıp müzik sesinin geldiği yöne baktı. Monokuma'nın sunduğu kurallar gereği dışarısıyla tüm bağlantıları kesilmişti. Bu nedenle uzaktan sesi gelen radyonun dışarıdan gelen bir dalgayı yayınlıyor olması imkansızdı.
İmkansız olmalıydı. Muhtemelen radyo görünümlü bir müzik çalardı. Monokuma göz göre göre bunu yapacak kadar aptal olamazdı.
Yine de dönüşte şu radyoya bir göz atacaktı.

Derin bir iç geçiriş daha koptu zayıf ciğerlerinden. Güneş parça parça batıyor, hava gündüz vakitlerindeki yakıcılığını tatlı ve serin bir melteme bırakıyordu. Hafif rüzgar, omuzlarını ve saçlarını okşayarak az da olsa zihnini kemiren parazitlerden uzaklaşmasına yardımcı olmuştu. Biraz önce dimdik duran omuzları aşağıya düştü ve göz kapakları hafifçe yarı yarıya indi.
"Günün en güzel saatleri." Ses arkasından, tam omzunun üzerinden gelmişti. Farkında olmadan yanıt verdi.
"Kesinlikle."
Cevap verişinin hemen ardından olduğu yerde vücudunu dikleştirdi ve sesin geldiği yöne baktı.
"Komaeda. Burada ne işin var?"
Komaeda omzunun üzerinden eğilmiş ona bakıyor ve minik, saf bir çocuk gibi sırıtıyordu.
"Kovuldum... gibi bir şey."
"Gibi bir şey?"
Komaeda bezginlikle soluk verip Hinata'nın yanına oturdu ve sol elini yere destek yaparken sağ elini kaldırıp derdini anlatmaya başladı. O konuşurken Hinata'nın gözleri ister istemez üzerindeki kalın paltoya kayıyordu. Bunaltıcı yaz havasına rağmen kalın bir palto, dalgalı, düzensiz görünmesine rağmen sağlıklı saçlar, öldürülmekle tehdit edilmesine rağmen sürekli gülümseyen bir surat. Neresinden bakarsan bak bu çocukta garip olan bir şeyler vardı fakat Hinata tam olarak ne olduğunu bir türlü kestiremiyordu. Belki de palto göründüğü kadar kalın değildi. Belki bu havada üşüyecek kadar kansız ve hastaydı. Belki hiçbir şey hissetmeyen bir robottu.
"Komaeda'nın gerçek kimliğini değil de kendi kimliğimi  bulmaya çalışsam daha faydalı olurdu."

Kendi zavallılığına acırken Komaeda'nın önünde sallanan eliyle kendine geldi.
"Ooi. Hinata-kun? Dinliyor musun?"
Kafasını sağa sola sallayıp bakışlarını kumlara vuran dalgalara çevirdi.
"Biraz kafam dağınık. Üzgünüm. Ne diyordun?"
"Boşver. Kazuichi-kun ve ayrımcı fikirleri işte. Ortamı daha fazla germemek için otelden ayrılıp adada bir gezintiye çıkayım dedim. Sonra... buradayım. Baksana bi'?"
Hinata kafasını çevirip Komaeda'yla göz göze geldi. Genç adam iri gözlerini transa girmiş gibi dikmiş Hinata'ya bakarken alçak sesle, hecelerin üzerinde durarak konuşmaya başladı.
"Neden bu kadar dalgın olduğunu sormayacağım. Çünkü aşağı yukarı nedenini anlıyorum. Ama kendini rahatlatmaya çalış. Zor da olsa etrafındaki insanlara güvenmeye, onlarla aranı iyi tutmaya bak."
Beyaz saçlı genç adam kollarını başının arkasında bağlayıp yavaşça bedenini kumlara bıraktı. Bakışlarını Hinata'dan gökyüzüne, yeni yeni belirmeye başlamış yıldızlara çevirmişti.
"Söylemesi kolay." dedi Hinata her zamanki sert tavrıyla. "Monokuma geldikten sonra olanları sen de gördün."
"Ne olmuş?" Komaeda'nın bakışları Hinata'ya kayar gibi oldu. Ancak ona bakmadan konuşmayı sürdürdü. "İnsan yaradılışı gereği yabancı olan her şeyi önce bir tehdit, bir tehlike olarak algılar. Bu nedenden dolayı da önyargısına yenik düşerek yanlış düşüncelere kapılır, hatta saldırgan tavırlar takınır. Bu gayet doğaldır ama sürekli olması durumunda tehlikelidir. Bunu kırabilecek tek şey, güvendir. Güvenmek ise... bir kumardan başka bir şey değildir. Bana güveniyor musun Hinata-kun?"
Bir kez daha göz göze geldiler. Komaeda sorusunun cevabını sonsuza dek bekleyebilirmiş gibi bir sakinlikle Hinata'nın yüzüne bakıyor, Hinata ise bu soruya nasıl bir cevap vermesi gerektiğini bilmiyordu. Söylediklerinde ona katılmıyor değildi ama doğru konuşuyor olduğu, ona tamamen güvenmediği gerçeğini değiştirmiyordu. Tıpkı Komaeda'nın dediği gibi bu gayet doğaldı.
"Elbette tamamen güveniyor olamazsın. Yeni tanıştığın bir yabancıya tamamen güvenmek ancak bir aptalın yapabileceği bir şeydir. Ancak ben sana güveniyorum Hinata-kun. Çünkü seni okuyabiliyorum. Yaptığın her hareket, sergilediğin her yüz ifadesi, dudaklarından dökülen her bir söz seni bir ayna gibi yansıtıyor. Sen gerçek kimliğini sözlerin ve sahte suratların arkasına saklayan türden biri değilsin."
Hinata bu sözlerden tedirgin olmuştu ama bu koca adada en azından birilerinin kendisine güvendiği düşüncesi, içinde sebepsiz bir mutluluğun tomurcuklanmasına yol açmıştı. Komaeda'nın bu ciddi çıkışına ayak uyduramadığı için yalnızca "Öyle mi..." demekle yetindi.
"Öyle!" diye onayladı Komaeda da kıkırdayarak. "Bir insana güvenmek için ilk önce o insanı tanımak gerek. Ben yalnızca sana bakarak bu çıkarımları yapabildiğim için sana güveniyorum. Bir başkası da baksa senin için aynı şeyleri söyler. Fakat herkes kişiliğini yansıtacak diye bir kural yok elbette. Birine güvenmek için onu tanımak, onu tanımak için de onunla yakınlaşmak gerekebilir. İşte bundan sonra iki insan arasında güven duygusu aşılanabilir ve önyargılar kırılabilir. Ama bazen buna rağmen işler yolunda gitmeyebilir. Bazı insanlar kendi kişiliğini yanlış gösterebilecek kadar yetenekli yalancılardır çünkü. Kumar kelimesinin anlamı işte burada ortaya çıkıyor. Bu durumda biraz şüpheci olmak kimseye bir zarar vermez."
"Şüpheci... derken?"
"'Ya öyle değilse?' sorusu düşüncelerini tamamen ele geçirmeyecek şekilde zihninin bir köşesinde daima durmalı. Bu şekilde gerçekleri kolaylıkla görebilirsin. Mesela, şu gökyüzünde gördüğümüz yıldızlar ya gerçek değilse? Ya tüm bu ada bir kurmacadan ibaretse? Ya tüm bunlar kötü bir şakadan ibaretse ve hepimiz birbirimize güvenmeyi başaramayıp Monokuma'nın dediklerini yerine getirsek dahi bir gün uyanıp tüm bunların bir rüya olduğunu fark edersek?"
Komaeda alçak sesle kıkırdadı.
"Elbette bunları sağlam düşüncelerle desteklemezsen birer hayalden öteye gidemezler."
Buraya rahatlamak için gelmiş olan Hinata'nın zihni şimdi tamamen hastalıklı düşüncelerle dolmuş, buraya ilk geldiği zamanki huzursuzluğun ciğerlerini sıkıştırdığını hissetmişti. Kafasını sağa sola sallayıp şikayet etti.
"Sen de insanı huzursuz etmekten başka bir şey yapmıyorsun. Souda seni kovmakta haklıydı belki de."
"Üzgünüm üzgünüm! Öyleyse seni bu düşüncelerden kurtaracak bir oyun oynayalım."
Komaeda, Hinata'nın sorgulayan bakışları altında oturduğu yerde doğrulup üzerindeki kumları silkeledi.
"Ne oyunu?"
"Sana bana güvenip güvenmediğini sorduğumda bir cevap vermedin. Bu, tamamen olmasa da güven duymakta tereddüt yaşadığını gösteriyor. Yani, beni tam anlamıyla tanımıyorsun demek oluyor bu. Oynayacağımız oyun da tam da bu amaca hizmet edecek! Birbirimizi tanıyacağız. Kurallar basit. Birbirimize sırayla cevabını bilmek istediğimiz sorular soracağız. Eğer cevap vermek istemiyorsak karşılığında soran kişinin istediği bir şeyi yapacağız. Küçükken oynadığımız 'Doğru/Cesaret' oyunu gibi."
Hinata kollarını bağlayıp kafasını çevirdi.
"Bu çok aptalca. Oynamak istemiyorum. Unut gitsin."
Komaeda sinsice yaklaşıp mırıldandı.
"Hinata-kun korkuyor."
"Bu da nereden çıktı şimdi!?"
"Korkmasa kabul ederdi. Sakladığı bir şeyler olmalı. Açık bir kitap gibi okunabiliyor olmasına rağmen sakladığı şeyler var. Ama ben bunu oyunu oynamadan da öğrenebilirim, biliyor musun Hinata-kun?"
Hinata, Komaeda'nın ellerinin omuzlarına birer ahtapot kolu misali yapıştığını hissetti. Alayla bakan yüzü sinirlerini bozuyordu. Dişlerini sıkıp kollarıyla omuzlarını saran elleri ittirdi.
"Pekala tamam! Oynayalım şu aptalca oyunu. Ama fazla sürmeyecek. Yalnızca on dakika."

non stopperHistorias para obsesionarse. Descúbrelo ahora