21-Mutlu yıllar

13.9K 839 107
                                    

Naz

Pencereden sızan güneşle gözlerimi araladığımda koltukta uyuyakaldığımı fark ettim. Ağır hareketlerle gözlerimi ovuştururken dün gece Doruk'un burada olduğunu hatırlayıp çevreme bakındım ve bir an için öylece kalakaldım.

Başucumdaki tekli koltuğa oturmuş, ifadesizce beni izliyordu. Bakışları öylesine boş, gözleri öylesine koyu bir lacivertti ki tenimde bir ürperti hissettim. Hızlıca yerimde doğrulduğumda tüm uykum kaçmıştı.

"Doruk" dedim sakin kalmaya çalışarak. "Her şey yolunda mı?"

Hafifçe kafasını eğdi. İfadesinden bir şey yitirmemişti. Gittikçe daha çok tedirgin oluyordum.

"Seni izliyordum. Çok derin uyuyorsun."

Endişemi gizlemeye çalışarak kafamı kaşıdım. "Olabilir.."

Dün geceki Doruk ile alakası yoktu ve bunun farkında olduğumu da görebiliyordu her ne kadar tedirginliğimi gizlemeye çalışsam da.

Karşımdaki Azrail miydi, emin olamıyordum. Ne yapmam gerektiğine dair en ufak bir fikrim yoktu ama her şekilde sakin kalmam gerekiyordu.

"Kahvaltı hazırlamamı ister misin?" dedim her şey yolundaymış gibi gülümsemeye çalışarak. Cevap vermedi. Düz bir ifadeyle bana bakmaya devam etti. Ben de kalkıp mutfağa doğru yürüdüm.

Dün gece bayağı konuşmuştuk, her şey o kadar güzeldi ki. Ne zaman uyuyakaldığımı gerçekten hatırlamıyordum ve saatler içinde bu denli değişmesi, bu değişimlerin sıklaşması beni daha çok korkutuyordu. Bir şeyler yapma ihtiyacı hissediyordum ama çok dikkatli olmak zorundaydım.

Yaklaşık on dakika boyunca mutfakta oyalandım ve tepsi içerisinde tatlı bir kahvaltı hazırladım. Bu süre zarfı içerisinde ne bana seslenmiş, ne de yanıma gelip ne yaptığımı görme ihtiyacı duymuştu.

Derin bir nefes alıp alıcı gözüyle hazırladığım tepsiye baktım ve tepsiyi de alıp sakin adımlarla mutfaktan çıktım. Salona gittiğimde her şey yolunda gözüküyordu. Bıraktığım gibi koltukta hareketsiz oturuyordu. Bakışlarını önündeki sehpaya sabitlemişti, ben de dikkatini çekmek umuduyla tepsiyi bakışlarının kilitlendiği yere koydum.

Birkaç saniye sonra kafasını kaldırıp bana baktı. Gözleri aynı lacivertti ve beni ürpertmeye devam ediyordu bakışlarıyla. Dün verdiğim pijamaları çıkarmış, smokinini geri giyinmişti. Gece hiç uyumuş muydu merak ediyordum. Tüm gece böyle oturmuş muydu acaba?

Bakışlarını tekrardan sehpaya çevirdiğinde çok ani bir hareketle tepsiye vurdu ve hazırladığım her şey yerlere dağıldı. Kırılan bardağın ve tabağın sesi kulaklarımda yankılanırken öyle hareketsizce kaldım.

Birkaç saniye daha hiçbir şey söylemeden önüne baktı. Ardından hızlıca yerinden kalkıp paltosunu aldı ve evden çıktı.

Kaç saniye öyle kaldım bilmiyorum. Aklımdan binlerce düşünce geçerken adını koyamadığım duyguların esiri olmuştum. Korku, tedirginlik belki de öfke... Bunların hepsi hayal kırıklığı ile harmanlanmış gibiydi.

Hüngür hüngür ağlamaya başladığımda dizlerimin üzerine çöktüm ve ellerimle yüzümü kapattım. Çok çaresiz hissediyordum. Bir şey yapmalıydım. Bir yol olmalıydı. Gözyaşlarım durduğunda beceriksizce ayağa kalktım ve koltuğun üzerindeki telefonuma uzandım. Bana yardım edebilecek tek bir kişi vardı.

Hazal

"Eeee sonra ne oldu?" dedim merakla. Bir yandan sahilde yürüyor, diğer yandan Özge ile konuşuyordum. Dün gece ailesinin verdiği davette Atakan ile bir yakınlaşmaları olmuştu ve anladığım kadarıyla Özge bayrakları indirmiş, Atakan'a teslim olmuştu. Fakat henüz bunu kendisine itiraf edememişti.

Doruk SinangilHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin