1.Bölüm🍷

35 4 1
                                        

Londra yağmuru, şehrin üzerine ince bir gümüş perde gibi çökmüştü. Mayfair'in tarihi sokaklarında yükselen eski malikânelerin taş duvarları, gece ışıklarının altında her zamanki gibi mağrur ve görkemli duruyordu. Şehrin geri kalanı soğuk ve sessiz bir gecenin içine gömülürken, seçkin davetlerin düzenlendiği o eski salonlardan birinde hayat bütün ihtişamıyla devam ediyordu. 

Kristal avizeler tavandan sarkan yıldız kümeleri gibi parlıyor, kemanların zarif melodileri yüksek tavanlı salonda dolaşıyordu. Londra aristokrasisinin, iş dünyasının ve eski ailelerin temsilcileri ellerinde kristal kadehlerle birbirlerine gülümsüyor; birbirlerini överken aslında ne kadar az güvendiklerini saklamaya çalışıyorlardı. Bu salonlarda herkes nazikti ama kimse samimi değildi.


Will Graham ise bu sahte ve mesafeli dünyanın tam ortasında bile kendi ışığından ve şakacılığından ödün vermeyen nadir insanlardandı. Elindeki kadehi iki parmağı arasında umursamazca çevirirken, gözleri salondaki kasıntı insanları taradı. Eğlenceli bir ifadeyle yanındaki Beverly'ye doğru hafifçe eğildi. "Bu insanların hepsi gerçekten böyle mi konuşuyor?" diye sordu, sesindeki çocuksu alay hemen fark ediliyordu.

Beverly Katz, Will'in bu tip resmi ortamlarda patlamaya hazır bir bomba olduğunu bildiğinden ona bakmadan kadehinden küçük bir yudum aldı. "Nasıl?"
Will başını hafifçe yana eğip muzipçe gülümsedi. "Sanki birazdan bir gizem çözeceklermiş gibi... Fısıldayarak."

Beverly'nin dudaklarının kenarı istemsizce kıvrıldı. "Evet, Will. Çünkü buradaki insanların çoğu söyledikleri tek bir kelimenin bile gün gelip kendi aleyhlerine kullanılabileceğini bilir."
Will birkaç saniye düşündü. Sonra gayet rahat, hatta son derece sevimli bir ifadeyle omuz silkti. "Aman, ben söylediklerimin duyulmasından hiç korkmam. Zaten genelde harika şeyler söylerim."

Beverly sonunda bakışlarını ona çevirdi, gözlerinde hafif bir bıkkınlık ama büyük bir sevgi vardı. "Biliyoruz."
Will bakışlarını kıvılcımlandırıp ışıldayan bir gülümsemeyle karşılık verdi. "Güzel! Demek ki beni çok iyi anlıyorsun."

"Hayır, Will. Seni çok iyi tanıyorum, ikisi farklı şey."
Yanlarında duran Matthew Brown, aralarındaki bu tanıdık atışmaya daha fazla dayanamayıp kahkahasını bastırmaya çalıştı. "Beverly sonuna kadar haklı dostum."
Will hemen ona dönüp sahte bir alınganlıkla göğsünü kabarttı. "Sen de mi Matthew? Arkamdan bıçaklandım şu an. Ne yaptım ki ben?"

Matthew başını sallayarak kadehini gösterdi. "Daha beş dakika önce salonun ortasındaki o garsona dönüp 'Bana bu içkiyi getiren elin sahibine bakılırsa, salondaki herkesten daha güzel gülümsüyorsun' dedin. Adam neredeyse tepsiyi düşürüyordu!"

Will hiç geri adım atmadı, tam aksine flörtöz bir özgüvenle çenesini kaldırdı. "E ama doğruydu! Çocuk gerçekten çok güzel gülümsüyordu, iltifat hak edene verilir."
Beverly derin bir nefes alıp elini alnına koydu. "Bir gün o durmak bilmeyen tatlı dilli ağzın yüzünden başın çok büyük bir belaya girecek, biliyorsun değil mi?"

Will, Beverly'nin yanına biraz daha sokulup gözlerini kırpıştırdı, sesini alçaltıp takıldı. "Aşk olsun Beverly... Benim ağzım bir kere çok sevimli ve zararsız. Hem sen de bu halimi seviyorsun."
"Will..."

"Ne?"

"Bazen gerçekten, sadece birkaç saniyeliğine bile olsa kendini durdurmayı öğrenmelisin."

Will dudaklarını büzüp birkaç saniye dilini tutmuş gibi sessiz kaldı. Beverly bir anlığına umutlandı; belki bu sefer laf dinlemişti. Ancak tam üç saniye sonra Will, Matthew'a doğru eğilip kısık bir sesle fısıldadı: "Ama harbi güzel gülümsüyordu , yalan yok."

Kısmetse Tehlike | Hannigram BxBStories to obsess over. Discover now