Bölüm 1: Yıkımın Getirdiği Misafir ‎​Gökyüzü,

35 2 0
                                        

KÜLLERİN BEDELİ

‎​Bölüm 1: Yıkımın Getirdiği Misafir ‎​Gökyüzü,

      ‎Busan'ın o masmavi ufkunu çoktan terk etmiş; yerini kurşuni, ağır ve boğucu bulutlara bırakmıştı. Sanki doğa bile, o gün gerçekleşecek olan haysiyet kırıcı takasa şahitlik etmek istemiyor, yüzünü karanlığa dönüyordu. Joseon Krallığı'nın devasa başkent sarayının kapıları, paslı bir iniltiyle ardına kadar açıldı. Bu kapılar daha önce zaferlerle dönen generalleri, yabancı elçileri ve düğün alaylarını ağırlamıştı; ancak bugün, tarihin en hüzünlü teslimiyetlerinden birine ev sahipliği yapıyordu.

‎​Sarayın taş döşeli avlusuna giren atlı araba, her sarsıntısında içinde taşıdığı ruhu biraz daha parçalıyordu. Park Jimin, arabanın dar ve karanlık iç hacminde, bir zamanlar hükmettiği toprakların kokusunu üzerinden silmeye çalışan rüzgarı dinliyordu. Üzerinde, Busan'ın en usta terzileri tarafından dikilmiş, okyanus mavisi ipekten bir hanbok vardı. Hanbokun yakaları saf gümüş ipliklerle işlenmiş, belindeki kuşak ise inci taneleriyle süslenmişti. Ancak bu ihtişam, Jimin'in solgun teni ve nemli gözleri karşısında sönük kalıyordu. O, bir prens olarak girdiği bu arabadan, bir 'borç bedeli' olarak inecekti.

‎‎​"Geldik," dedi dışarıdaki muhafızın buz gibi sesi. "İn aşağı, Busan'ın artığı."

‎​Jimin, duyduğu hakaretle irkildi. Göz pınarlarında biriken yaşı, titreyen parmaklarıyla hızla sildi. "Ben bir prensim," diye fısıldadı kendi kendine. "Hala bir prensim." Ama kalbi bu yalana inanmıyordu. Arabanın kapısı sertçe açıldığında, Joseon sarayının o devasa, ezici mimarisiyle karşı karşıya kaldı. Gri taşlar, altın varaklı sütunlar ve her köşede nöbet tutan, elleri kılıçlarının kabzasında hazır bekleyen askerler...

‎‎​Aşağı indiğinde soğuk rüzgar, özenle taranmış sarı saçlarını dağıttı. Karşısında yükselen yüzlerce basamağın tepesinde, Joseon'un korkulan hükümdarı Jeon Jungkook'un taht odası duruyordu. Jimin, her adımında ayaklarına bağlı görünmez prangaların ağırlığını hissederek merdivenleri tırmanmaya başladı. Etraftaki hizmetlilerin fısıltıları, rüzgarın uğultusuna karışıyordu.



‎‎​"Bakın, Busan Kralı'nın sattığı oğlu buymuş."

‎"Cariye olarak mı getirilmiş? Ne büyük utanç!"

‎"Gözlerine bak, bir kadından bile daha narin duruyor. Kralımız böyle birini ne yapsın?"

‎‎​Jimin, bakışlarını yerden kaldırmadı. Eğer kaldırırsa, o insanların gözlerindeki nefreti görüp oracıkta yere yığılmaktan korkuyordu. Taht odasının devasa kapıları açıldığında, burnuna ağır bir tütsü ve eski kâğıt kokusu çarptı. Salonun sonunda, yüksek bir kürsünün üzerinde, karanlığın içinden oyulmuş gibi duran o figürü gördü.

‎‎​Jeon Jungkook.

      ‎​Kral, simsiyah ipekten, üzerinde altın ejderha figürlerinin adeta canlıymış gibi kükrediği bir cübbe giymişti. Omuzları geniş, duruşu bir dağ kadar sarsılmazdı. Başındaki kraliyet tacının altından sarkan siyah boncuklar, yüzünü yarı gölgeleyerek ona gizemli ve ürkütücü bir hava katıyordu. Gözleri... Jimin'in hayatında gördüğü en karanlık, en dipsiz kuyulardı o gözler. İçinde ne merhamet vardı ne de bir nebze sıcaklık. Sadece güç ve mutlak otorite.

KÜLLERİN BEDELİ - JikookStories to obsess over. Discover now