Sevgili kadupul'um | 1. Bölüm

103 10 2
                                        


Benim güzel yapraklı, kırılgan çiçeğim.

Aylar sonra, beyaz yapraklarını bana göstermiş ve sakinleştirici kokusuyla beni resmen kendine aşık etmişti. Gözlerimi ondan alamıyordum. Nasıl bu kadar güzel olabilirdi?

Sandalyeme oturmuş çiçeğimi izliyordum sadece. Bu çiçeği tabii ki de satmayacaktım! Açması aylar sürmüştü ve zaten 4 saat sonra ayrılacaktık. Öyle ki bu çiçeğin ömrü saadece 4 saatti. Şafak doğumu ile açar ve 4 saat içinde yapraklarını dökmeye başlardı.

Benim planım ise 4 saat boyunca onun güzelliğini izlemekti. Saat erken olduğu için henüz açılmamış olan çiçekçi dükkanımın arka tarafındaki seramda oturacak ve onu izleyecektim. Güzelliğini kaçırmak istemediğimden fotoğraf çekmek bile istemiyordum. Tabii çiçeğin açtığını öğrenen Jimin dükkanın açılmasına daha vakit olmasına rağmen hızlıca seraya gelmiş ve bir kaç fotoğrafını çekmişti.

Jimin de benim gibi heyecanla bekliyordu. Gerçekten güzel bir çiçekti çünkü. Ancak benim için sadece güzel değildi, değeri çok daha büyüktü. Her gece aynı saatte seraya gelir, açmamış tomurcuğun karşısında uzun uzun dururdum. Jimin bir çiçeğin açmasını beklemek için geceleri buraya gelmemin doğru olmadığını ve dinlenmem getektiğini söylese de onu asla dinlemezdim.

Belki de kadupul bu yüzden çok güzeldi. Herkes göremezdi çünkü.

Beyaz yapraklarındaki her detayı inceledikten sonra neredeyse 4 saat geçtiğinin farkında bile değildim. İlk yaprağı yavaşça toprağa düştüğünde moralim bozulmuş ve yüzüm düşmüştü. Jimin ise bunu farketmiş olacak ki yanıma gelip beni teselli etmeye çalışmıştı.

"Üzülme hyung. Sonuçta saatlerce doya doya baktın ona. Hem ben fotoğrafını da çektim."

"Sadece onun solmasını engellemek istiyorum Jimin. Hep burada dursa olmaz mı?"

"Hyung çiçeklere bu kadar bağlanmamalısın. Çiçekler solar, bunu çok iyi biliyorsun."

"Biliyorum. Elimde değil ki"

Yaprakları dökülmeye devam ederken dayanamamış ve sandalyemden kalkıp seradaki diğer çiçeklerle ilgilenmeye başlamıştım. Onun ölüşünü izleyemezdim.

Güzel lalelerim arasından bir kaç tanesini almış ve buket haline getirmek üzere sepetime koymuştum. Ardından sepetimle birlikte dükkana girmiş ve vitrine koymadan önce laleleri önce kraft ardından da pelür kağıdına sarmıştım. Son olarak ufak bir kurdele ile güzelce bağlayarak çok daha güzel görünmelerini sağlamıştım.

Vitrine yerleştirdiğim lalelerim şimdi yeni sahiplerini bekliyordu. Acaba bu güzel laleler bugün hangi kadına armağan edilecekti?

Dükkanın kapısındaki kapalı yazısını ters çevirdim. Ardından vitrindeki solmak üzere olan papatyalar dikkatimi çektiğinde onları alıp yerine yeni bir papatya buketi koymak için serama geri döndüm. Lalelere yaptığımın aynısını papatyalarıma da yaptıktan sonra vitrinde yerlerini almışlardı.

Kapının açılması ile duyduğum zil sesi kafamı aniden kaldırmama sebep olmuştu. Kapıya baktığımda ise son zamanlarda görmeye alıştığım o yüz ile karşılaştım. Karanfil bey.

Adını bilmediğimden onun hakkında düşünürken ona karanfil bey diyordum. Haftanın hep aynı günü gelir ve bir buket karanfil alırdı. Pekâlâ solgun yüzünü, neredeyse dolmuş gözlerini ve aldığı karanfilleri gören herkes mezar ziyaretine gittiğini anlardı. Bu yüzden o geldiğinde normalinden daha nazik olamaya çalışıyordum. Narin bir çiçek gibi. Hafifçe gülümsedim ve sesimi yumuşakça çıkarmaya çalıştım.

Mr. Carnation | TaekookStories to obsess over. Discover now