(...)

35 5 7
                                        

 "Ocean okul servisi bekliyor! Artık aşağıya iner misin lütfen?!" duyduğum sesle kutuyu topladım ve seslendim, "Geliyorum!". çantamı aldığım gibi odamdan çıktım ve merdivenleri üçerli dörderli inmeye başladım. "Kızım neredesin sen?", "Buradayım anne...","Hadi daha fazla bekletme Bay Wilson'u.", "Çıktım ben.", "Dikkat et.". Kapının kapanmasını beklemeden hızla servise doğru koştum. Oh... Gerçekten de fazlasıyla beklemiş olmalılar. "Üzgünüm Bay Wilson. Gerçekten çok üzgünüm." yüzündeki tebessümle her ne kadar beklemekten yorulmuş olsa da cevapladı "Daha sonra konuşuruz bunun nedenini. Hem sen de kendini nasıl affettirirsin onu düşün." büyük gamzelerimle attığım kahkaha herkesin bana bakmasına sebep olmuştu. Bay Wilson 40'lı yaşlarına dayanmış olsa da onun enerjisi hala gençti ve kafa dengi biriydi. Onun çok sevdiği tatlılardan alabilir ve kendimi affettirebilirdim.

 Okul minibüsü yavaşlayıp durduğunda okula geldiğimizi fark edip vakit kaybetmeden indim. Bahçeye adımladığım sırada kulaklığımı çıkarıp rastgele bir müzik seçtim ve kulağıma taktım. Okula giriş yaptıktan sonra sınıfıma doğru yol aldım. Farklı hem de çok farklı bir sınıftık ve ben bu sınıfı çok seviyorum. Öğretmenler tarafından pek sevilmez aşağılanırdık. Ama bunun sonu onlar için pek iyi bir sonla bitmezdi doğrusu. Biz birbirimizi kardeş gibi görürdük. Hepimizin bir acısı vardı ve aslında bizi birbirimize iten nedenlerden birisiydi bu. Eğlenceli ve gülümsemekten vazgeçmeyen, gülmek için sebep aramayan bir sınıftık. "Hayat zaten yeterince acı." diye düşünürdük.

 Sınıfa vardığımda yine herkesin enerjisin yerinde olduğunu görünce ister istemez yüzümde bir tebessüm oluştu. Edward'ın sahte yakınmalarını duyana kadar gamzelerimin çıktığının farkına bile varmamıştım. "Bu haksızlık biliyorsun değil mi? Bu kadar güzel gamzelere sahip olman bunu her seferinde gözümüze sokacağın anlamına gelmiyor!" ufak bir kahkaha atıp sahte kızgınlığıyla bana bakan çocukluk arkadaşımın yanına adımladım. "Hey! Bu yüzden bana kızdığına inanamıyorum Edward. Bu benim tercihim değildi. Babımın kaybolması gibi..." sonlara doğru sesim kısıldı. "Ocean... Ben gerçekten üzgünüm. Bunu sana hatırlatmak istemezdim." düşen yüzünü ve hafiften büzdüğü dudaklarını görünce kahkaha atıp yanaklarını sıkmaya pardon, kopartmaya başladım. "Ocean! Eğer biraz daha devam edersen sanırım yüzüm felç olacak!" elimi çekip yanağını ovan arkadaşıma baktım. "İlk dersimiz ne?" yönelttiğim soruyla konuyu değiştirmeye çalıştığımı fark etse de bozuntuya vermeden cevapladı "Matematik." göz devirip devam etti "Maalesef...". Oflayıp sırama geçtim. Matematik dahil olmak üzere hiçbir dersi dinlemiyor ya çizim yaparak ya da müzik dinleyerek geçiriyordum. Şimdi başarısız bir öğrenci olduğumu düşünebilirsiniz ama aksine kendim çalışarak sınavlardan en iyi notları alıyordum her seferinde. Sadece ben değil, sınıfça toplanıp çalışıyorduk ve birbirimizden destek alıyorduk. Bayılıyorum bu sınıfa...

 Bugün zamanı, hiçbir zaman eksi olmayan kahkahalarımızla geçirmiştik. Çıkışta Bay Wilson'a kendimi de affettirmiştim. Artık eve dönebiliriz. Spor dersinde -seçmelere katılmak için elemelerle beraber- epeyce yorulduğumdan dolayı eve gider gitmez duş alıp uyumak istiyordum sadece. Okul servisine bindiğimde cam kenarındaki yerimi aldım. Yol boyunca dışarıyı izledim. Hey! Durun bir saniye. Daha kim olduğumu bilmiyorsunuz. Pekala sanırım biraz kendimden bahsetmeliyim? Ben Ocean ve 15 yaşında liseli bir kızım. Okyanuslar benim en büyük tutkularımdan. Benden 4 yaş büyük abimin aksine uzayı sevmem. Hatta nefret ederim. Hiçbir zaman ilgi çekici gelmediği gibi her zaman korkunç bir karanlık olarak görmüşümdür. Düşünsenize; yaşadığınız dünyadan daha büyük her şeyi yutan kocaman siyah belirsizlikler. Kara delikler... Neden sonum olacak olan ya da her şeyi yutan bir canavarın bulunduğu karanlığı seveyim ki? Merak etmeyin uzaya olan öfkemin tek sebebi bu değil. Daha önemli ve büyük bir sebebi var ama sanırım bunu size söylemem için biraz erken?

 Ne zaman bittiğini anlamadığım yolculuğun sonu evime varınca, servisten indim. Annem henüz evde değildi. Bu saatte çalışıyor oluyordu. Anahtarımı çantamdan çıkarıp kapıyı açtım. Çantamı bir kenara savurup kapıyı kapattıktan sonra merdivenlere doğru ilerledim ve uyuşuk adımlarla basamakları çıkmaya başladım. Odamın kapısını açtığımda burnuma dolan okyanus kokusuyla bir an olsun ferahladığımı, rahatladığımı hissettim. Odamın duvarları da kokusu gibi okyanustan esinlenmeydi. Sadece odamın duvarları değil her şey ve her yer okyanusları andırıyordu. Koyu lacivert duvar rengi, okyanus esintileri kokulu oda parfümü, duvarımdaki kendi çizimlerim, bestelediğim şarkıların okyanuslara ithaf eden kesimi... Bunlar sadece birkaçıydı.

 Hızlı bir duşun ardından rahat olacağını düşündüğüm birkaç parça kıyafetimi üzerime geçirdim. Pekala, artık uyuyabilirim. Telefonumu açıp gelen mesajları hızlı ve kısa bir şekilde cevapladıktan sonra yatak örtümü açıp içine girdim, yan tarafımda uyurken sarıldığım mavi yastığıma her zaman olduğu gibi yine sarıldım. Gözlerimi kapattım ve kendimi, kimliğimi ve farklılığımı öğreneceğim bir rüyaya uyanacağımı hiç bilmeden, uykunun derin kollarına bıraktım...






-----

 Olayların başlaması için henüz süre var. Geçiş bölümü olarak sayabiliriz bu bölümü. Bu benim ilk kitabım. Yorum yapıp oy vermeyi unutmayın lütfen :') 

 Medyaya eklediğim şarkıyı dinleyerek ya da kendi seçtiğiniz bir şarkıyı dinleyerek de okuyabilirsiniz :)

 Şimdiden destekleriniz için teşekkür ederim...

♡♡♡

- Yasemin -


You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Jun 05, 2021 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

Snow Flower | Yasemin İLHANStories to obsess over. Discover now