Yeni yolculuk.

33 0 2
                                        

-Ayşe!
-Ne!?
Off sadece rüyaymış nasıl birşeydi o öyle? Doğru sınav dün bitmişti. Ve bugün cumaertesiydi. Annem seslenmeye devam ediyordu.
-Çamaşırları topla!
Sabahın köründe çamaşır mı toplanır? Böyle birşey varsa ben niye bilmiyorum?
-Ayşe saat 13:00.
Saate baktım saat daha 08:34'tü.
-Anne saat 08:34 ne 13:00'ı? Ayrıca sabahın köründe çamaşır mı toplanır?
-Toplada toplansın. Ayrıca makinede yeni çamaşırlar var. Çabuk topla. Sanada bi haberim var.
-Allah Allah ne haberi acaba?
Acaba ben rüya içinde rüya mı görüyorum?
-Çamaşırları topla, sonra öğrenirsin. Hadi hadi kahvealtı 5 dakikaya hazır olur.
Mübarek ev ev değil asgariye. Ne bu erken kalkış okul yok. Hadi içinden geldi kalktın ama iki aydan beri ilk defa birlikte kahvealtı yapıcaz. Oflayarak yukarı kata çıktım. Çamaşırları topladım. Sonra aşağı indim. Annem hiç olmadığı kadar güzel bir kahvealtı hazırlamıştı. Durup dururken neden böyle bir şey yapmıştı ki?
-Anne ne söyleyecektin?
-Ee otur istersen. Öyle konuşalım.
-İyi tamam.
Yok bu kadında bir haller var. Sabahın köründe çamaşır toplatmalar. Acil çamaşırlar. Güzel kahvealtılar. Merakla ona döndüm.
-Sen yüzünü yıkadın mı? Dedi annem. Şokla banyoya gidip yüzümü yıkadım. Anlaşılan bende bugün dalgındım. Soğuk suyla yüzümü yıkayınca kendime geldim. Hızla mutfağa girdim. Oturmamla annem konuşmaya başladı.
-Biliyorum belki bu diyeceğimi hiç istemeyeceksin. Sende haklısın. Ama yapmak zorundayız.
-Anlamadım. Birşey mi kaçırdım tuvaletteyken? Dedim.
-Direkt konuya giricem. Çünkü sen uzatmaları sevmiyorsun. Biz İngiltere'ye taşınacağız.
Annemin bunu demesiyle elimi yumruk yapıp azıma götürdüm. Zeytinin çekirdeği kaçmıştı.
-Ne ne?
Dedim meraklı gözlerle. Annem sırtıma vururken bir yandan da durumu açıklıyordu.
-Yani babanın işi yüzünden. Burada Türkiye'de yaşamanı isterdim. Ama sanırım 9. Sınıf 2. Dönemden itibaren biliyorsun ki sömestrın başındayız. İngiltere'de okuyacaksın. Eğer okul için Türkiye'ye gidecek olursan bir arkadaşınla üniversiteye gidebilirsin.
Ben Türkiye'den ayrılmak istemiyordum. Çünkü burada arkadaşlarım vardı. Zaten babam birkaç yıl önce demişti Birgün İngiltere'ye gidebiliriz diye. Bu yüzden yabancı dil öğrenmiştim. Ve şimdi durum anlaşılmıştı. Annem bu teklife yumuşak bir şekilde evet diye bilmem
için böyle güzel bir kahvealtı hazırlamıştı. Çamaşırlarsa temiz gitmek için ve dolabın tozlu köşelerinde kalan çamaşırlarla gideceğimiz için, temiz olması içindi. Cevabım evet olmak zorundaydı ama nasıl diyecektim? O sırada annem konuşmaya devam etti.
-Yarın akşam gibi gidicez havaalanına. Dün belli olmuş. Hem daha iyi bir eğtim görürsün. Biz o işleri hallediceğiz. Gideceğin okulun müdürüyle baban anlaşmış. Sen bugün valiz işlerini hallet. Sonra arkadaşlarınla konuşursun.
Sadece tamam diyebildim. Başka birşey diyemezdim. Konuyu uzatmak istemiyorumdum. Sonra masadan kalkıp valizimi hazırlamaya başladım. Hemen olsun bitsin istiyordum. Annem hiç birşey demedi. Sanırım vakit bu vakit hiç dokunma diyordu. Sonra annem de kahvealtısını yapınca oda hazırlanmaya başladı. O sırada ben bitirmiştim bile. Nasıl yaptığımı ne kadar hızlı yaptığımı hatırlamıyorum bile. Herşey bi anda gerçekleşmişti. Ve ben annemin bana "İngiltere'ye taşınacağız" lafını dediği andaydım. Odamda hiç birşey kalmadığı için arkadaşlarımı aradım ve dışarı çıkmak istediğimi söyledim. Üstümü değiştirip bir siyah sweatshirt altına da yine siyah bir efşortman giydim. Sadece yanıma telefonumu ve paramı aldım. Dışarıda, Ömer, Nur ve Tolga'yla buluşacaktık. Onlarla lisede tanışmıştık. Ve daha ilk günü kaynaşmıştık. Ayrıca çok çabuk bir şekilde gerçekleşmişti Ömer'le Nur'un sevgili olması. Sonra cafede buluşmuştuk. Ben oturmamızla söze girdim. Çünkü herşey olsun bitsin istiyordum.
-Ee uzatmıyacağım. Biz kesin ve net bir şekilde ve zorunlu olduğum bir şekilde İngiltere'ye taşınıyoruz.
Herkes bir ağızdan "Ne" dedi.
Tolga konuşmaya başladı; Nasıl? Yani ne zaman döneceksiniz? Çok mu uzun? Ayrıca Türkiye'ye ziyarete gelecek misiniz?
-Ee bilmiyorum. Ama annem liseyi orada okuyacağımı söylüyor. Belki üniversitede Türkiye'ye gelmem gerekirse bir arkadaşımla kalabileceğimi söylüyor.
Tolga yine söze girdi; Peki niye gidiyorsunuz?
-Çünkü babamın işi dolayıysıyla.
Dedim iç çekerek. Bu çocuğu çok seviyordum. Orta boylu. Yeşil gözlü kahverengimsi bi saçları vardı. Kısaydı saçları. Biraz tombuldu yanakları. İnsanın sıkası geliyordu. Mert'se ela gözlü biraz kısa boylu sarı saçlı bir çocuktu. Ve zayıftı. Nur kahverengi saçlı, kahve gözlü, kısa bir kızdı. Bense sarı saçlı kehribar gözlüydüm. Biraz uzun ama Tolga'dan kısa. Tolga erkeye göre orta boylu. Nur ve Mert'tense uzundum. Ben dalmış gitmişken Mert'in sesiyle irkildim
-Orada mısın?
-Ne
Dedim, afallamıştım.
-Sana diyor Tolga, Ne zaman gideceksiniz?
-He haber dün açıklanmış. Yarın akşam.
Herkes oflamıştı. Sonra döndüm.
-Zamanı böyle harcamayalım. Eğlenelim. En azından soğuk bir anı kalmaz. Tolga döndü; Haklısın. O zaman beni takip edin.
Cafeden merakla kalktık. Anneme mesaj attım. Sonra bir ara sokağa girdik.
-Ne yapacağız?
Dedim merakla.
-Sadece bekle.
Dedi Tolga.
Sonra bir ara sokağa daha girdik. Ama o da ne!? Önümde bir süs havuzu, ve bir sürü lale... En sevdiğim çiçektir lale...
-Tolga bu ne!
Dedim merak ve heyecanla.
-Evet biliyorum, çok şaşırdın. Bizim mahalle nasıl görmedim diye. Çok araştırdım böyle bir yer bulmak için. En sevdiğin çiçek lale olduğu için burayı seveceğini düşündüm. Umarım beğenirsin.
Dedi. Bense Tolga'ya sarılmış gülüyorum mu? Ağlıyorum mu? Ne yaptığımı bilmiyordum. Ama çok beğenmiştim. Burası insana huzur veriyordu.
-Çok beğendim. Çok güzelmiş. Teşekkür ederim. Nasıl buldun?
O sırada Mert'le Nur gitmişti.
-Lütfen. Sen iste ben yapayım. Ama nasıl yaptığımı sorarsan araştırdım.
-Varya sen bitanesin. Bitane. Ben bu yanakları özlicem. O zamana kadar sakın yanakları eritme sonra bozuşuruz bak. Ayrıca geri döndüğamde yine burada yanaklarını sıkacağım.
Ben onun yanağını sıkarken o gülüyordu. "Bakalım ozaman tek bunu mu yapacaksın?" Dedi. Bir anda yanağını bırakıp onun yeşil gözlerine baktım. "Nasıl yani, anlamadım?" Dedim. Ama gözlerinden gözüm çekilmiyordu. O kadar güzeldi ki gözleri, bakışları... Bilmem ya ben yeşil göz hayranıydım yada büyü
falan yapıyordu. O sırada Tolga konuşmaya başladı. Oda bana bakıyordu.
-Yani belki serılırsın falan. Yani tabi belki sadece sıkarsın.
Dedi umutsuzca. Oysa gülmek daha çok yakışıyordu ona.
-Hehe sarılmam tamam. Sonra o güzel kokun üstüme falan siner. Sonra ömür boyu çıkartamam onu. Uğraştırma beni.
Dedim gülerek. Bu sefer oda gülmeye başladı.
-Bencede ya. Senin kokunda uğraşamam. Eziyet çekerim o kokuyu kokladıkça. Senden uzak kaldıkça. Bence tişörtleri falan değiştiririz sonra.
Bi dakka bir dakika konu nereye gidiyordu? Ben ne kaçırmıştım. Ama gülüşü solmaya başlayınca o gülüş gitmesin diye gülerek; Tabii. Ama tişört kalsın. Sonra bir birimizi aramak için neden olur. Ama ben seni yine ararım.
"Bende" dedi. Tolga. Sonra annem arıyordu. Bi an afalladım. Ne kadar çabuk geçmişti zaman. Saat 19:56'ydı. Telefonu açtım.
-Ayşe eve gel. Hadi. Babanın eşyalarında. Adam geç gelecek eve.
-T-Tamam.
Dedim. Tolga bana baktı.
-Şey babamın eşyalarını toparlıyacağız da. Olsun bitsin artık. Off...
-Tamam, tamam. İyiki bu gün görüştük. Yoksa özlemim bitmezdi.
Güldüm. Yanağından öptüm. El salladım. "Görüşürüz" Dedim.
-Eve bırakayım!
-Olur.
Dedim eve konuşa, konuşa, geleceketen falan konuştuk. Sonra eve varınca el salladım. Oda salladı. Orada donmuş bana bakıyordu. Sadece... İçim acımıştı. O gözlere bunu yaptığımda. Neyse yine konuşurduk. Bırakmazdı beni. Bırakmazdı değil mi? Yok canım daha neler bırakmaz, bırakmaz. Derken eve gelmiş, eşyaları yerleştiriyordum.

Solak Where stories live. Discover now