"Bugün napıyorsunuz?"
Jennie mavi eteğiyle sandalyeye kurulup saçlarını savururken "Annemin yanına uğrayacağım ben," diye mırıldanıyordu. "Manikür yaptırmam lazım. Ayrıca Kuma da onun yanında."
"Uyumak bir şey yapmak sayılmıyorsa hiçbir bok yapmayacağım ben," dedi Lisa ve ardından Jisoo'ya baktı. "Bu fıstık ders çalışacak ama." Sahil kenarındaki kafelerden birinde oturuyorduk. Hava bulutluydu.
Jisoo kahve kartonunu buruşturup yanındaki çöpe basket attı. "Aynen öyle," diyerek sakin denize baktı. Rüzgar saçlarını gözünün önüne getirdiğinde eliyle çekmişti. Yüzünde hiç makyaj yoktu. "Profesör geçen ağzıma sıçtığından beri rüyalarımda bile ders çalışıyorum Lisa, uyusam ne fark eder..."
Lisa "Vur yumruğunu masaya sen kimsin ulan de... demeyeceğim çünkü deme bence. İntihar kartını aktifleştirirsin," diyerek güldüğünde kollarını çapraz tuttuğu dizlerinden aşağı sarkıtıyordu, omuzlarında kestirdiği açık kahverengi saçları salıktı.
Sonra bugün ne yapmam gerektiği aklıma geldi. Elimi saçlarıma atarak kahverengi tutamları parmaklarımla taramaya çalıştım ve rüzgar yüzünden kuruyan dudaklarımı yaladım.
"Pişt," diyen bir ses duydum ardından.
Jennie'ye dönüp ne var dercesine kafamı salladığımda "Sen cevap vermedin," diyerek bacak bacak üstüne attı.
"Haa..." diyerek aydınlandığımda "Bilmiyorum," diye devam ettim. "Büyük ihtimal duş alıp bahçede dizi izlerim."
"Bu havada mı?"
"En kalın pijamalarımı giyerim, o kadar soğuk değil."
Lisa güldü. "Şu garip desenli olanı mı? Kızım renk skalasındaki tüm çeşitleri barındıyor o pijama, bir gün bakarken hipnoz olacağım diye korkuyorum."
Jisoo "Şu ileride koşan çocuk tanıdık değil mi ya..." diyerek konuyu değiştirdiğinde üçümüzün de gözleri oraya odaklanmıştı. Gözlerimi kısarak netlemeye çalıştım.
"Bu havada şortla mı koşuyor?" diye şokla kalakaldı Jennie ama sesi sakin çıkmıştı. Kendisi dünyanın en çabuk üşüyen insanlarından biri olduğundan vücut sıcaklığı yüksek biri görünce uzaylıya bakar gibi kalıyordu.
Jisoo "Kim o?" diye devam etti.
"Neydi ya..." diye homurdandı Lisa. "Surat hafızama tüküreyim çocuk okulun gözde yunan tanrılarından ama hatırlayamıyorum işte."
"Abart sen de. Hiçbir numarası yok." Jisoo göz devirdi.
O noktadan sonra ne söylediklerine dikkat edemedim. Dikkatim dağılmıştı çünkü, sahilden yıldırım gibi geçip gitmekte olan, hatta çoktan küçülüp gözden kaybolmaya başlayan gri hırkalı çocuğa bakıyordum. İleriye değil yere bakıyordu ve tempolu koşarken bacakları bile aşırı iyi gözüküyordu.
Babanneme gidecektim bugün... Önce eve uğramam gerekiyordu ama, yaptığım yemekleri alıp kaplara doldurmuştum ve kocaman bir çantaya koymuştum. Bir de kedisine mama almıştım tekrar, bir kısmını evin önündeki sahipsiz olanlara ayırmıştım, bu ayki bütçem biraz kısıtlıydı ama umarım ay sonuna kadar idare edebilirdim.
Lisa "Hah, hatırladım!" diye aniden bağırdığında irkilerek gözlerimi ufuktan çektim. "Jungkook'tu bu, Jungkook. Geçen yıl sümsük Minnie'ye bile yüz vermediğinden kızın egosunu nasıl da söndürmüştü ama... O zamandan beri göz hapsine aldım çocuğu, şimdi de ben şansımı deneyip sosyal egomu daha da yükselteceğim."
Jisoo güldü. "Sonra gelip bize ağlama da."
"Niye ağlıyım kızım? Sümsük Minnie'de olup bende olmayan tek bir şey söyle."
ESTÁS LEYENDO
because of you
FanfictionSahip olduğum her şey bir yanılsamadan ibaret. Hayal ettiklerimi de mi alacaksın yanına?
