"Sessizsin..." diyorum. Bu gece hiç olmadığı kadar sessiz. Yıldızların altında... Önünde mor renklerin yoğunlukta olduğu bir tablo... Elleri yine renkli, boyalı...
Bunlar alışılmış, normal şeyler. Sessizliği de öyle aslında ancak bu defa farklı hissediyorum. Öylesine sessiz değilmiş gibi. Nefes alış verişlerinde bir şeyler anlattığını hissediyorum.
Gülümsüyor. "Bilirsin, ben hep sessizim sevgilim."
Ayçiçeklerinin arkasındaki tahta tabureyi çekip yanına oturuyorum. Bunu geçen kış o yapmıştı. Soğuk havada sahibinin sıcacık kucağını bulup kıvrılan kedi misali koluna sarılıp oraya siniyorum. Gözlerim kapalı ancak gülümsediğini biliyorum. Bembeyaz dişleri kulağından sarkan inci küpelere meydan okuyor.
Gözlerim hâlâ huzurla kapalı.
Nereden bilebilirdim ki? Başıma omzuna huzurla son koyuşum olduğunu...
🌻
Büyükanne o gün eve gittiğimde koltukta uyuyakalmış oluyor. Kapıdan girip de onu öyle gördüğüm ilk andan itibaren biliyorum, yanaklarında geceden kalma gözyaşlarının izleri duruyor. Nefret etsem de haklı çıkıyorum. Yavaşça omzuna düşmüş boynunu düzeltiyorum.
"Hadi büyükanne, her yerin acıyacak. Seni yatağına götürmeliyim, uyanmalısın."
Usulca lacivert gözlerini aralıyor. Gözlerinin renginin eskiden böylesine koyu olmadığını söyler. Gök mavisiymiş, zamanla günler, anılar, yıllar derinleştirmiş bakışlarını. Mavileri laciverte çalmış. Öyle söyler. Ben pek inanmam insanın göz renginin değişebileceğine ancak severim de bunu söylemesini. Nedendir bilmem, bunu her söyleyişinde beni de çeker derin lacivertlerine.
Büyükanneyi yatağına yatırdıktan sonra bileğimdeki lacivert tokayla saçlarımı toplayıp ev işlerinin başına koyuluyorum.
Büyükanne, annemin bana emaneti. Annem yıllar önce kanserden vefat etti. Zaten her genç için sorunlu olan ergenlik dönemini, annemin de vefatıyla beraber ultra sorunlu olarak büyükanneyle geçirdim. Sabahları canımı acıtmamak için bir kaseye su koyup tarağı o suya batırarak saçlarımı tarardı. Sonra örer, okuluma yollardı beni.
Ona dair en sevdiğim şeylerdendir saçlarımda pamuk ellerinin gezişi.
Bir de lacivert düşkünlüğüdür. Sanırım o seviyor diye ama benim de en sevdiğim renk laciverttir.
Ancak bu benim hikayem değil.
Bu lacivert gözlü büyükannenin hikayesi.
🌻
Aynanın karşısında öylece kendime bakıyorum. Ne zaman bir parça hüzün düşse içine koyulaşan mavi gözlerim laciverte çalmış bugün de. Bileğimde gözlerimden daha koyu lacivert bir sporcu saati duruyor. Su geçirmeyenlerinden. Dizlerime kadar uzanan yüzücü mayomun üzerine takım eşofmanımı geçiriyorum. Artık bir takıma sahip olmasam da en sevdiğim eşofmanlarım onlar olarak kalıyor takımım dağıldığından bugüne dek. Siyah spor ayakkabılarımı giyip saçlarımı tepeden topluyorum. o kadar uzadılar ki ilk defa bağladığımda keçi kuyruğu yerine normal kızlarınki gibi at kuyruğuna benziyor. Garip buluyorum bu durumu. Herkesin "oğlan çocuğu" gibi gördüğü ben bir kıza benzeyebilir miydim?
Sanırım o gündü hayatımın değiştiği gün.
Sıkı bir antrenmandan sonra kapalı olimpik havuzun bahçesindeki büyük ağaçlardan birine yaslanmış, yıldızları izleyerek bir şarkı mırıldanıyordum. Vincent isminde bir şarkı. Başımın üzerinde lacivert gökyüzü, yanımda ise ayçiçekleri var. Arkamda bir hışırtı duymamla gözlerimi açıyorum.
Onu ilk gördüğüm andı. Ensesine uzanan simsiyah saçları nemli, kulağında inci bir küpe, elinde de o güzel ayçiçeklerinden vardı bir tane. Şaşkın gözlerle onu süzerken gülümsedi. Kulağındaki beyaz incilerden daha parlak dişleri vardı. Çiçeğini spor sırt çantasının fermuarına sıkıştırıp bana geri döndü.
ESTÁS LEYENDO
SEVGİLİ GÜNEBAKAN
Historia CortaHikâye, yeme bozukluğuna sahip, kendisinden nefret eden bir kızın hayatına girip onun acı dolu avuçlarına kısa bir süre içinde sonsuzluğu bırakan bir adamı anlatıyor 🌻
