kalp eskimez,

59 3 6
                                        

"Hiç gördün mü?" 

"Neyi?" Omuzlarını silkti genç kız. Bacaklarını sallayarak altından geçip giden durgun sudan yansımasına baktı. İlgisiz gözüküyordu, kaşları çatık, ellerini arkasına doğru dayamış ve ruhsuz.

"Onları işte." Başını kaldırdı havaya, bulutluydu gökyüzü. Mavinin üzerinde duran beyaz pamuklarda salınan kuşlara daldı.

"Neyleri? Anlamıyorum, düzgünce anlatsana." Huysuzdu genç adam. Yanındaki kız öylesine güzeldi ki, onun yanındayken başka bir şey düşünemiyordu. Saatlerce köprünün üzerinde bacaklarını aşağıya doğru sarkıtarak oturabilir, kızın yüzündeki mimiksizliği dahi su gibi içebilirmiş gibi hissediyordu. Bazen kız öylesine güzel gülümsüyordu ki kalbinin gümbürtüsünü duyacak diye geri çekilip gözlerini havaya dikiyordu. 

"Kuşları... Kuşları hiç gördün mü?" Bir kaç saniye sustular ikisi de. Genç adama anlamsız geldi bu soru. Kim ömründe hiç kuş görmemiş olabilirdi ki? Türleri ve sayısı öyle çoktu ki, bir zindanda kapalı dahi olsan küçük bir delikten dahi görülebilirdi kuşlar. 

"Elbette. İnsan ömründe sayısız kuş görebilir, Peri." 

Güldü genç kız. Aptaldı. Hayır, aptal olan Alp değildi. Aptal olan kendisiydi. İnsanların kendi zihninden geçenleri bilebilme olasılığını her seferinde düşündüğü için aptaldı. Gözleri bazen bir insan üzerinde durur, göz bebeklerinin içine bakar ve kafasında dolanan düşüncelerin karşısındaki kişi tarafından okunmasının isterdi. İmkansızdı ki bu... Olanağı yoktu ama ihtimal üzerinde yürümenin de zararı yoktu. Hayal kırıklığından başka. 

"Hayır, Alp..." Dişlerini göstererek güldü ve başını, saçlarını iki yana savuracak şekilde salladı. "Sıradan bir kuştan bahsetmiyorum sana. Elbette, insan hayatı boyunca milyonlarca kez kuş görür ama kendine ait bir kuşu görmesi her zaman olmaz. Sen... Sen hiç gördün mü senin olan bir kuş? Sana benzeyen, seni anlatır gibi gökte uçan bir kuş?"

Sesi buğulandı kızın. Alp anlam veremedi kızın dediklerine. Öyle bir konuşuyordu ki, Alp okuduğu kitaplardaki cümlelerin seslendirildiğini zannediyordu. Kızın ağzından dökülen her cümle sanat gibiydi. 

"Hayır," dedi panikle Alp. Ne demeliydi ki? Kızın yanında kendisini çok yetersiz hissetti. Çok sıradan, çok sıkıcı. "Hiç düşünmedim bunu. Yani bana ait bir kuş olabileceğini." 

Peri şaşkınlıkla baktı Alp'e. Nasıl olurdu bu? Nasıl bir insan bir kuşta kendini bulamazdı? 

"Çok garip," dedi kız sesindeki hayal kırıklığını bastırmaya çalışarak. Umutları bir kez daha söndü. Bu dünya üzeride kendisini anlayabilecek kimse olmadığını düşündü saniyeler içinde. Ne zaman bir insan tanısa, onu şehrin içinde kaybolan diğer insanlar gibi olduğunu görüyor bir kez daha uçurduğu umuttan uçurtmaların ağaca takılıp yere çakılışını izliyordu. "Yani, bilemiyorum... Neden düşünmez ki bir insan bir kuşa kendini benzetmeyi? Mesela ben kendimi Anka kuşuna benzetirim. Tabii bu bir efsane ama benim için her zaman hayat rehberi olan bir efsane. Masal çok severim ben. Sanırım babam o yüzden adımı Peri koymuş. Masallardaki Peri'ler gibi uslu, sevimli, neşeli ve nazik olayım diye." 

Bir kez daha güldü genç kız. Oysa saydıklarıyla uzaktan yakından alakası yoktu Peri'nin. Öylesine ruhunu kaybetmiş hissediyordu ki, gözlerinin ferinden bile belliydi yaşama tutunmak için bir sebep aradığı. 

Alp sustu. Susmaktan başka ne yapabiliyordu ki kızın yanında. Büyülenmiş gibiydi. O parlak beyaz dişler kıpkırmızı dudakların arasında bir görünüp bir kayboldukça içi gidiyor, sıvı gibi dökülüp gidiyordu kıza doğru. Toplayamıyordu aklını kızın yanında, etrafındaki saydam engele rağmen kıza ulaşmak için çok çabalamıştı ama olmuyordu. Kız, kendini o camdan içeriye kabul etmiyor, Alp'te eksik bir şeyler olduğunu biliyordu. Alp de biliyordu bu kız için yeterli olmadığını ama gönlü öyle kaptırmıştı ki kendini, aklının yollarına taşlar koymuş, sesi gelmesin diye tamamen kapatmıştı o yolu. 

PERİWhere stories live. Discover now