Zorlu Stajyerlik Günleri

436 14 2
                                        

 Bugün çok zorlu bir gün olmuştu. Gerçi JYP şirketinde her gün zordu. Özellikle de benim için. Bu şirkette 8. ayımdı. Ben hala kimseyle doğru düzgün konuşmuyordum. Stajyerler arasında pek de iyi bir imajım yoktu.

Görselimden dolayı seçmeleri hemen geçtiğim için haliyle bir ön yargı oluşmuştu. Bu yüzden herkesten daha çok çalışıyordum. Dansımı ve vokalimi geliştirmeye çalışıyordum. Duygusal bir çöküntüdeydim. Bu şirkete hayallerimi gerçekleştirmek için girmiştim bu konuda kararlıydım da. Ama sürekli arkamdan duyduğum fısıldaşmalar, eleştiri dolu bakışlar hayatımı zorlaştırıyordu. 

Canım çıkana kadar pratik yapıyordum. Bazen nefesim kesiliyor ve yere çöküyordum. Buna rağmen hep dışarıya güçlü görünmeye çalışıyordum. Çünkü burada güçlü olan hayatta kalırdı.

Her üç ayda bir stajyer eliyorlardı o günlerden biri de bugündü. Herkes sıra kendisine gelmeden önce ellerindeki kağıtlardan şarkı sözlerine çalışıyorlardı. Çaylaklar için ayrılan bir salonda kız erkek herkes toplanmıştı. Sahnenin tam önündeki koltuklara eğitmenler oturmuştu ellerinde dosyalar vardı. Sahneye ilk olarak Yeji çıktı. Dansını sergilerken herkes beğendiğini belirten sesler çıkarıyordu. Eğer çıkış yaparsa büyük ihtimalle ana dansçı olacaktı.

 5. sırada ben vardım. Sahneye çıkmadan önce saçlarımı yukarıdan topladım. Basit giyinmiştim. Beyaz bir tişört ve siyah nike tayt. Sahneye doğru yürürken erkeklerin güzel olduğum hakkındaki yorumlarını duymuştum. Umarım sahnemden sonra ne kadar yetenekli olduğum hakkında konuşurlardı. 

 Ariana Grande'nin God is a Woman şarkısı çalmaya başladığında dansıma başladım. Koreografisini kendim hazırlamıştım. Ve dün gece saat 3'e kadar çalışmıştım.

Dansım bittikten sonra şarkı söylemeye geçtik. Sesime çok güvenmiyordum o yüzden çok hareketli bir şarkı seçmedim. İdolüm olan IU'nun Not Spring, or  Cherry Blossoms şarkısını söyledim.  Performansım bittiğinde eğitmenlerin yorumuna geldi sıra. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Elenmek istemiyordum. Daha çok erkendi.

İlk önce eğitmen Song konuştu. Vokal koçumuzdu. Bu kadından korkardım. Eline mikrofonu alıp konuşmaya başladığında alnımdan akan teri sildim.

"Performansın hatasızdı. Ve ses tonun tatlı ama bir şey eksik. Performansında duygu yok. Yaşın küçük olabilir ama duyguların vardır mutlaka. Lütfen donuk bir yüzle şarkı söyleme." 

Hayal kırıklığıyla omuzlarım çökerken eğitmen Kim mikrofonu eline aldı. Bu da dans koçuydu. 

"Soovin değil mi? Vokalinin aksine dansın şaşırtıcı derecede iyiydi. Çok çalıştığın belli oluyordu ve vücuduna söz geçirebiliyorsun. Görselinle dansının insanların hoşuna gittiğinden eminim. Bana kalırsa dans konusunda Yeji ile yarışabilecek kıvama gelmişsin. Üstelik şirkete alınalı henüz birkaç ay olmuşken. Çok çalışmaya devam et Soovin."

Eğitmen Kim'in yorumu içimi serinletmişti. Eğilip sahneden indim. Boş bir koltuğa gidip oturduğum.

"Cidden iyiydin noona." Tanıdık sesle arkama döndüm. Jeongin diş tellerini göstererek gülümsediğinde ben de gülümsedim. Yanında oturan Jisung bana bakarak. "Çok güzel." dediğinde gözlerimi açtım. O da ne dediğinin farkına vararak eliyle ağzını kapattı. Onlara gülümseyip önüme döndüm. Diğer stajyerlerin de sahneleri bittiğinde üç saat geçmişti. 

Elenenleri yarın açıklayacaklardı. Herkes yurtlara veya evlere dağılırken ben kafeteryaya indim. JYP'nin en beğendim yeri burasıydı. Oldukça ferahtı. Acayip güzel yemekleri vardı ama diyette olduğum için belirli şeyleri yiyebiliyordum. Bazen idoller de burada olurlardı. En son Day6'ten Jae'yi görmüştüm. Beni çalışan sanıp bir Americano sipariş etmişti. Ben de bozuntuya vermeyip siparişini getirmiştim.

Omzumdaki havluyu kendimi serinletmek için yüzüme yelpazeledim. 

Yemeklere bakarken omzuma birinin dokunmasıyla arkamı döndüm. Uzun boyundan dolayı kafamı kaldırmak zorunda kalmıştım. Siyah saçları iki yana ayrılmış ve bebek yüzlü bir çocuk görmeyi beklemiyordum. Çekingen bir tavırlı konuştu.

"Acaba bana şu kişinin nerede olduğunu söyleyebilir misiniz?"

Elindeki karta baktım. Kim Joon Seo. Bizim dans koçumuzdu. 

"Muhtemelen 2 numaralı pratik odasındadır." 

"Orası neresi?" Çekingen bir tavırla konuşması hoşuma gitmişti saygılı biri olmalıydı.

Açıklamak çok uzun geleceği için benimle gel işareti verdim. 

"Yeni stajyer misiniz?"

 "Oh evet. Peki ya siz?"

"Ben 8 aylık stajyerim. İsmim Soovin. Kang Soovin. Sizin adınız ne?"

"Hwang Hyunjin."

Gülümsedim. O da gülümsediğinde gözleri kaybolmuştu. Bir bebek gibi görünüyordu muhtemelen gençti. 

Asansördeyken onu biraz inceledim. Uzun boyluydu, sevimli bir yüzü vardı. Çekik gözleri vardı. Sol gözünün altında küçük siyah bir beni vardı. Ne gibi yetenekleri vardı merak etmiştim. 

Pratik odalarının olduğu kata geldiğimizde onunla birlikte pratik odasına girdik. Eğitmen Kim bilgisayarda çalışıyordu. Beni görünce "İçeri gel Soovin." dedi. Beni severdi.

"Hyunjin-ssi sizi arıyormuş." 

"Oh evet hatırladım seni. Kayıt yaptırmaya geldin değil mi?"

Hyunjin eğilerek selam verdi. "Evet efendim." 

"O zaman ben gideyim." Kapıya doğru giderken konuştum. Çıkmadan önce Hyunjin'in teşekkür ettiğini duydum. Hafif bir baş sallamasıyla karşılık verdim. 

Bu çocuk bir prens gibi görünüyordu. Ama emindim ki bu şirkete sadece götseliyle girmemişti mutlaka yetenekleri vardı. Ona bana davrandıkları gibi davranmayacaktım. Belki de şirketteki ilk arkadaşım o olurdu.

 Belki de şirketteki ilk arkadaşım o olurdu

Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.

Bu Soovin arkadaşlar.

Prince CharmingStories to obsess over. Discover now