Benim adım Mona. Ve bu benim hikayem.
Güneşin alevden bedeni yarı yarıya yükselmişti. Ya da küçücük ve yüksek pencereden öyle görünüyordu.
Tam görmek için parmakucuma çıktım.
Neredeyse tamamen yükselmişti. Neyse, güneşi sevmiyorum. Fazla aydınlık ortamda çıplak ve savunmasız hissediyorum. Bir av gibi. Zaten loş ortamlarda bile ayrıntıları fark edebiliyorum. Özellikle de-
Üstünde durduğum yatak başlığı korkunç bir şekilde gıcırdadı. Hemen yatağa atladım ve uyuyor numarası yapmaya başladım. Bir yandan da Bayan Founteau duymamış olsun diye dua ediyordum.
"Mona, yine mi pencereden bakmaya çalışıyordun? Bu saatte? Bunun yasak olduğunu biliyorsun. Hem bak beni de uyandırdın. " diye fısıldadı bir ses.
Neyse ki Bayan Founteau değildi. Sadece arkadaşım Belle'ydi.
"Üzgünüm" diye mırıldandım. Kocaman kahverengi gözleri uykuluydu.
"Olsan iyi olur. Bugün çamaşır günü ve biz küçüklerinkileri yıkıyoruz. Yani bayağı yorucu bir gün olacak. "
Belle şimdi her zamankinden daha çok bir ceylana benziyordu. İncecik omuz hizasında kumral saçları vardı. Burnunda çiller ve devamlı ürkekçe bakan badem biçimli gözleri yüzünden yetimhanedeki herkes onu Bambi diye çağırırdı. Ben hariç. O tek iyi arkadaşım. Ama incecik vücudu ve bacaklarıyla Bambi gibi yürüdüğü doğru.
"Beni dinliyormusun? Sidikli donlar diyorum, aloo?"
"Dinliyorum ama benden ne yapmamı istediğini anlamadım. "
"Ah, boşver." Gözlerini kapadı ve bir süre öylece durdu. Bende geri yatağa döndüm. Uyumaya hazırlanıyordum ki bana seslendi.
"Dinle, sana birşey söyleyeceğim ama burada olmaz. Gel benimle. "
Kolumdan tutup beni arkasından çekiştirdi. Merdivenlerin altına gittik. Çamaşır küvetine girdik.
"Belle, burda yakalanırsak başımıza neler gelir ! Hem nedir bu kadar önemli olan? " dedim fısıltıyla.
"Sus da iyi dinle. " Bir anda ürkek ceylandan korkusuz geyiğe dönüşmüştü sanki. "Ben burada seninle daha fazla kalamam. Gitmem gerek. Ama seni koruyacak biri geliyor, yolda. Leydim bunu sana vermemi istedi. Onu gözün gibi koru. Birgün sana kim olduğunu söyleyecek. Merak etme, tekrar görüşeceğiz. Şimdilik hoşçakal. Bu arada, iyi ki doğdun. "
Bir şey söylememe izin vermeden bana sarıldı ve kucağımda, gözlerimin önünde toza dönüştü. Sadece durduğu yerde hilal biçiminde gümüş bir toka vardı. Ağzım açık bakakaldım. Beynim durmadan düşünüyordu ama mantıklı bir sonuç çıkaramıyordu.
"Phoebe Monica, çamaşır küvetinde ne arıyorsun?"
Bayan Founteau'nun sesini duyar duymaz tokayı ani bir refleksle beyaz geceliğimin cebine attım. Yavaşça Bayan Founteau'ya döndüm. Ve transta gibi sordum:
" Bugünün tarihi nedir Bayan Founteau? Sanırım, bugün benim doğum günüm. "
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Yatağımda cezalı otururken, hala olanları sindirmeye çalışıyordum. Belle'nin kaybolması yetmezmiş gibi, Bayan Founteau yetimhaneye hiçbir zaman Belle adında bir yetimin gelmediğini söyledi. Daha bunamış olamaz, pek 'şakacı' tip de sayılmaz. Diğerleri yemekten dönünce soracağım.
Diğer aklımı kurcalayan şey ise, Belle'nin gidecek olmasına rağmen küçüklerin donlarından yakınmasıydı. Bu çok saçmaydı. Acaba sonradan mı gitmeye karar vermişti? Belki de şu Leydi dediği kadın çağırmıştır, belki de Leydi tehlikededir! Ne diyorum ben? Saçmalıyorum.
YOU ARE READING
Ay'ın Kızı (ASKIDA)
Fanfiction13 yaşına kadar yetimhanede büyümüş olan Mona, en iyi arkadaşının kaybolmasıyla yaşadığı dünyanın sandığı gibi olmadığını farkeder. Canavarlar ve kötülükle dolu bu dünyada Antik Yunan tanrıları gerçektir ve Mona bunlardan birinin melez kızıdır. Ama...
