mellifluous. tatlı, yumuşak, dinlenmesi zevk veren ses.
+
Yağmur ormanları.
Üzgün, sevimli dudaklarının etkisiyle aşağı düşmüş dolgun yanaklarıyla ve karşısında, yedi bir çocukla konuşuyor olduğunun ayırdında değilmiş gibi duran kadına bomboş fakat parlak gözlerle bakan çocuğun aklından geçen şey yalnızca buydu. Geçmişte yaşanılan şeylerin insanlar üzerinde etki bırakabiliyor olması ve insan denilen şeyin yalnızca onun gibi bir varlık oluşuyla ilgili tek bir şey bile düşünmemekteydi o an. Zira anlamını bilmediği onca sözcükle dolu, art arda sıralanan cümleler kulağına bir uğultu olarak giriyor, bir diğerinden ise girdiği gibi geri çıkıyordu.
İnsanlar, bilinç akışının oldukça kuvvetli olduğu bu minik çocuk gibi yalnızca varlık değildi onun için. İnsanların arasındayken küçük yüreğinin nasıl göğsünü tekmelediğinin ve midesinin ne kadar kasıldığının haddi hesabı yoktu. İnsanların arasında olmak aynı devasa ağaçların bulunduğu yağmur ormanlarında yalnız başına bulunmak gibiydi. Atılacak adım yoktu. Koca ağaçların arasından tek bir güneş hüzmesi görebilmek ise imkansızdı.
Ağaçların arasında sıkışıp kaldığı görüntüler göğüs kafesinde bir şeylerin sıkışmasına neden olduğunda gözlerini sıkıca yumup geri açtı. Şimdi gözleri karşısında geveleyip duran kadına yalnızca bakmıyor, onu inceliyordu da. Onu dinlemek bir işkence gibi geliyordu. Dümdüz alnına uzanan parlak kahve saçlarının diplerinden en ucuna kadar sızladığını hissediyor gibiydi. Konuştukları bir anlam ifade etmiyordu. Başını ağrıtan konuşma, keskin bir sesle bölündü. Telefonu kulak tırmalayan bir sesle masanın üzerinde titreyerek masada duran bardağın içerisindeki suyu hafifçe dalgalandırıyordu.
"Bugün bu kadar konuşma yeterli olacaktır," dedi sıcak bir gülümseme eşliğinde telefonunu eline alırken.
Konuşmanın bittiğini anlamıştı. Kadife yapılı, üzerinde kahverengi çiçek desenleri bulunan fildişi koltukta oturmaya alışmış poposu ve tahta koltuk kenarlarına uzatmakta olduğu kolları yavaşça hareketlendi. Minik hareketlerle kapıya ulaştığında duyduğu seslerle kaşlarını çatmadan edememişti. Kulak kesildiği müziği bölen ses arkasından gelmişti.
"Çıkmadan önce beni bekle, Jimin." Kafasını salladı fakat onu kendine çeken müzik sesi kulaklarına dolmaya devam ederken, telefonuyla ilgilenen bu kadına bekleyeceğiyle ilgili yalan söylemek pek cazip geliyordu.
Cilalıymış gibi duran kapı kolunu yavaşça aşağı indirdiğinde şimdi müziğin sesi belirginleşmişti. Çok da uzaktan gelmiyordu bu ses. İşte tam karşısında, hafif aralık kapının ardındaydı müziğin kaynağı.
İlerledi, ilerledi ve kapının pervazına yaslanıp odanın içerisini süzdü. Bacakları oturduğu sandalyeden yere ulaşmıyordu bile bu müziğin sahibinin. Küçük, beyaz parmakları sertçe piyanonun tuşlarını buluyor, her vuruşunda siyah telleri ardına saklanmış kaşları daha da çatılıyordu. Alnının ortası kırışmıştı, geniş pencereden gelen güneş ışığı kırışmış alnını aydınlatıyordu fakat profiline düşen gölge, onu incelemeyi zorlaştırmaktaydı. Süveteri altına giymiş olduğu beyaz, çizgili gömleği tertemizdi. Elinin altındaki yamaha piyano kadar siyah saçları vardı. Tuşlara her vuruşunda aşağı yukarı, bakış açısına ve boyuna göre ise büyük olan piyanoda tuşları bulurken ise sağa sola salınıyorlardı. Kıyafetleri gibi yüzü de tertemizdi. Fakat biraz kin doluydu. Jimin hayatında hiç bu kadar yorgun, bu kadar iç karartıcı bir müzik duyduğunu hatırlamıyordu. Müziğin durmasını isteyen yanı vardı fakat onu rahatlattığını düşünen yanı ağır basıyordu.
Seyrine öylesine dalmıştı ki, pervaza yasladığı başı hafif aralık kapının altın kaplı koluna çarptı. Aniden çıkan yüksek sesle siyah saçlı çocuk duraksadı. Bakışları buluşurken Jimin, karşılaştığı siyah irislerin soğukluğuyla midesinin birazcık üstüne kocaman bir buz kütlesinin düştüğünü hissetti. Ona kalsa uzun bir süre daha inceleyeceği bu çocukla bakışmasını kesen şey omzuna dokunan ince fakat uzun parmaklar oldu.
"Hadi Jimin," diye seslendi yumuşak bir şekilde. "Ailen seni almaya geldi."
Jimin'i dik merdivenlere ilerletmeden önce siyah kapıyı çekip onu görmesine engel oldu.
Merdivenleri inerken saniyelik yüzünde yer alan tebessümle düşünmeye başladı Jimin.
Kendisi gibi yağmur ormanlarından hoşlanmayanlar var mıydı ki?
+
Ups! Tento obrázek porušuje naše pokyny k obsahu. Před publikováním ho, prosím, buď odstraň, nebo nahraď jiným.
lux: bu fic sanırım angst olacak angst yazmak istedim ve yazıyorum fluff ağır da basabilir kendime pek güvenim yok ilk defa angst yazıyor olacağım??? umarım güzel bir şeyler çıkarabilirim hadi bakalım 🖤