.anlaşma.

87 8 4
                                        


Doğa düzensiz bir düzene sahipti ve asla önüne neyi çıkaracağını bilemezdin. Kendini doğadan uzaklaştırmaya çalışıp beton yığınlarına hapseden insanoğlu ne kadar kaçarsa kaçsın doğayı taklit edip durdu zamanın başından beri. Doğayı sevdi, korudu, yeri geldi doğadan nefret etti, onu bozdu, bazen ilişkilerine yansıttı. Tüm inişleri ve çıkışlarıyla onun kanunlarını yaşadı hayatının her bir noktasında.

İnsanoğlu da en az doğa kadar sürprizlerle doluydu mesela, sağı solu belli olmazdı. Çoğu zaman yarınından bihaber soluksuz maceralara atılmayı hayal ederdi ama elinde tuttuğu korkuları ve beklentilerinin büyüklüğü onu olduğu yere zincirlemişti.

Dedik ya doğa hayatıydı insanın, ondan ilham alır ondan beslenirdi. Her şey kontrolüm altında, ipler elimde sandığı bir anda kopuverirdi halat görünümündeki pamuktan ipler. Fırtınalar uğrar, yakar yıkardı tüm düzenleri.

Gün geldi ve kopuverecekti tüm bağlar.

Yollarının ayrı yerlere baktığını başından beri biliyorlardı ama insanoğlu sonunu bilse de bazı şeyleri umursamazdı. Ne de olsa bir araya geldiğin kadar yolların ayrılmalıydı ki taşıdığın sudan yeni nehirler doğsun.

Parmağını soğuktan buharlaşmış camın yüzeyinde ilerleterek süzülen damlanın izini takip ederken ilişkilerinin seyrini düşünüyordu. Her şey sıradanlığın biraz berisinde ilerlemişti. İki bar taburesinin birbirine döndürülmesi ve viskinin uyuşturduğu dillerin kıkırtılarıyla başlayan tatlı sohbet, Min Yoongi'nin Butik kafesinde sabahlamalarıyla devam etmişti. İlk başta kendisine yöneltilen kahve teklifini seks teklifi sanan Jungkook bir miktar hüsrana uğrasa da, Yoongi'nin minik bir sohbetle başlayıp sevgililiğe yürüyen evrimsel ilişki anlayışına hayran kalmıştı zamanla.

Sonsuza dek mutlu ve beraber kalma sözünü asla vermemişlerdi birbirlerine. Bu günleri görmüş gibi ayrılırlarsa kariyerlerine odaklanacaklarının lafını ettikleri zamanlar bile vakiydi.

Gelmişti işte o zaman. Arkasını dönük tezgahta sebze doğrayan adamın son kez yiyecekti yemeğini. İki buçuk yılın taptaze anıları vardı bu akşamın menüsünde. Yemeklerini yiyecek, sarılıp son kez birlikte uyuyacaklar ve sabah havaalanından Yoongi'yi yeni kariyeri için Kore'ye geri uğurlayacaktı .

Fakat bazı şeyler Jeon Jungkook'a tersti. Bu güne kadar ilişkiyi  Yoongi'nin tarzında yaşamalarından hiçbir zaman şikayetçi olmamış siyah saçlı ama kendi tarzında bitirmeliydi bazı şeyleri. Tüm bu düşündüklerini yapmak klişelere boğulmak demekti ve klişeler... Bilirsiniz klişeydi işte.

Yaslandığı camdan ani bir kararla ayrılarak yemek masasından bir sandalye çekti .

"Yoongi." Ses gelmedi diğerinden. "Yoongi dinle beni."

"Huh? Efendim." Onun da zihninin yoğunluğu baygın bakışlarından okunuyordu.

"Klişelere boğulmayalım ne dersin?"

"Nasıl yani?" Kaşları anlamak istercesine çatıldı sarışının.

"Diyorum ki, şu yemeği bırak ta seninle bir anlaşma yapalım."

*

Hayatta öyle noktalar vardır ki, korkularının treni üzerine deli gibi bir hızla gelmesine rağmen olduğun yerde donakalırdın. Gözlerini kapatmaktan başka kaçış yolun olmadığını fark ettiğinde usulca kapanırdı göz kapakların. Beden bir kez kaçamadı mı ruhun özgürleşirdi ve o trenin sana bodoslama dalmasını umursamamak için her yol mubah görünürdü.

O gece iki buçuk yıllarını arkalarına gömmek üzere olan ikilinin de o yollardan birine ihtiyacı vardı.

Beyinlerini uyuşturmak için gittikleri barda "normal" bir gün geçirir gibi davranırken aslında gözlerini sımsıkı yumuyordu ikisi de.

"Dostum. Uzun mesafeli ilişkiler boktan bir zırvalık zaten." Derken kıkırdayarak sözü açtı küçüğü. İkisi de çakırkeyifti ve uyuşmakla ilgili emellerine oldukça yakındılar.

"Hem birbirimizi arasak ta ne olacak sanki?"

"Iyy vıcık vıcık telefon konuşmaları. Sabahlara kadar uykusuzluk falan.."

"Kaldı ki zaman dilimlerimiz bile uyuşmuyor. " Hafif gülümseyip içkisini yudumladı sarışın.

"Sonra da özledim ettim diye Skype'ta ağlanacağız birbirimize. En iyisi böyle oldu böyle..." Kafasını sallayıp ardından bardağı dikledi. "Neyse ben bi' işeyip geleceğim."

Yoongi gözlerini kapayıp onaylarcasına kafasını salladı.

Jungkook tuvaletlere yöneldiğinde aceleyle bardağındakini bitirdi. Son kez Jungkook'un sandalyede bıraktığı ceketinden kokusunu derince soludu ve anlaştıkları gibi kendi içtiklerini ödeyip hızla mekândan uzaklaştı.

Anlaşmada veda yoktu. Jungkook'un eşyalarını gelmeden bir pansiyona yerleştirmişlerdi ve Yoongi havaalanına yakın bir otelde geceleyecekti.

Jungkook tuvaletten döndüğünde Yoongi'yi yerinde bulamayacağından adı gibi emindi – ki öyle olmuştu.- Boş sandalyeye bakıp gülümsedi. Yavaşça yaklaşıp Yoongi'nin sıcağına bir süre oturduktan sonra ceketini aldı ve içkilerini ödeyip kendini dışarı attı

YN: Beni gaza getirip sildiğim hikayeyi yeniden yazdıran  @cresswellne alacağın olsun güzelim. 

After Us - YoonkookWhere stories live. Discover now