Annem " Eğer üniversiteyi bırakıp o dükkanı açmaya kalkarsan, bir daha benim yüzümü göremezsin. " demişti, zamanında.
Kahve dükkanımın sahibi olarak ikinci yılımı bitirmek üzereyken, tezgahın başında oturup spor gazetemin sayfalarını çeviriyor ve taze öğütülmüş kahve çekirdeklerinin kokusunu ciğerlerime çekiyorum. Saat daha çok erken. Öyle ki, garsonlar bile daha gelmedi. Hafifçe atan kar dükkanımın pencerelerine vuruyor, insanlar dışarıda koşuşturuyor ve ben kendime sert bir americano yapıp yapmamanın arasında kalıyorum.
Üniversiteyi bıraktığım için hiçbir zaman pişman olmadım, anlarsın. Orası pek benlik bir yer değil. Ben de sosyal ortamlara pek ayak uydurabilen birisi değilim. Dükkanıma sadece benim gibi kalabalıktan ve gürültüden kaçmak isteyen insanlar gelir, kimse kimseyi rahatsız etmez ve ben de rahatça paramı kazanırım. Garsonlarımla bile onlara emir vermek haricinde pek konuşmam, sadece siparişleri pişirir, tezgahın başına oturup tembellik yaparım. Sanırım ulusal bir basketbolcu olmak kadar iyi bir meslek değil ama, yine de üniversiteye gitmekten iyidir.
O günkü ilk müşterim tembel garsonlarımdan önce geliyor. İş yerine yetişmeden önce ayılmak için dükkanımı favorileri haline getirmiş işadamı, Kim Yong Ah. Aklımı pek gereksiz şeylerle meşgul etmeyi sevmem ama bu takım elbiseyi çok fazla giyiyor. Sadece sert bir espressoyu tercih ediyor ve ücreti her zaman bozukluklar halinde ödüyor.
İkinci müşterimi asla tahmin edemem, dükkanım üniversite kampüsüne yakın bir yerde olduğu için benimle muhabbet kurmak için gelen üniversiteli kızlar ya da genelde hayattan veya vizelerden bıkmış olan oğlanlar olabilir. O gün ise tam da anlattığım tanıma uygun bir oğlan gelip ekstra kafeinli mocha alıyor, neredeyse birkaç dakika içerisinde bitirip ücretini üniversite kartıyla ödüyor.
Birkaç saat daha geçiyor. Dükkanımın kalabalık bir yer olmadığını söylemiştim, çok fazla kişi gelmez genelde. Ya benim buz gibi ketum suratımdan hoşlanmıyorlar, ya da kahvemden. Umurumda değil. Ben dükkanımı sessiz seviyorum, kendim gibi.
Saat 12:00 oluyor, güneş tam tepede. Kışın tam ortasındayız ama dükkanım kahve çekirdeği buharıyla sıcacık. Zaten geç gelen iki garsonum da öğle yemeğine ayrılıyor, ben de gazeteme geri dönüyorum. Dükkanım yine sessizliğe bürünüyor. Öğle vakti kimse dükkanıma uğramaz. Kimse öğle yemeği vaktinde bir kahve içmekten hoşlanmaz, haliyle. İnsanlar dükkanımın önünden geçip gidiyorlar, bir tanesi bile dükkanıma uğramıyor.
Ama saat tam 12'yi 3 geçerken kapı açılıyor, sen öğle güneşi gibi ışıklar saçarak dükkanıma giriyorsun, Jung Hoseok.
Ve ben, senin yüzünü annemin yüzüne tercih ettiğim için bir kere daha tanrıya şükrediyorum.
ESTÁS LEYENDO
barista || yoonseok, sope
Historia Cortajung hoseok, her gün saat 12:03'te min yoongi'nin kahve dükkanına gelirdi. yoonseok #1
