Gök kızıl, yer kızıl, ölümün sessiz kahkaları rüzgara karışmış keder vadisi'nin dörtbir yanında çılgınca dans ediyordu. Toprağın üzeri tamamiyle et ve metal ile kaplanmış, yeryüzü, bugüne kadar aldığı bütün ölüleri geri kusmuştu. Bu derin kan denizinin üzerinde yükselen güneş, etrafta toplanmış leş yiyicilerin sofrasını aydınlatırken, kuzey sınırındaki Tırpan tepelerini yarıp, kahverengi bir nehir benzeri uzanan keder vadisi, birkez daha yutmuştu, doğu topraklarının yiğitlerini.
Geniş vadide ceset tepeciklerinin etrafında, delice esen rüzgarın içinden, zayıf ve titrek inlemeler duyulmaya başladı. rüzgarın çığlıkları ile umutsuzca çarpışan iniltiler, çaresizlikleriyle yalnız bırakılmışlardı, zira onları bu ölüm çukurundan çıkarmaya gelen kimsecikler yoktu.
Biraz daha sonra güneş tepeye yükselirken inlemeler tamamen kayboldu. Vadi etrafınca uzanan yüksek ağaçlar, esen sert rüzgar ile sağa ve sola yatarak, vadiden göğe yükselen ruhları uğurluyorlardı.
Cesaretli bir karga ise, halen hayatta, fakat hareketsiz şekilde yerde yatan yaralı bir şovalyenin göğsündeki derin kesikte, keyifle ziyafet çekiyordu. Bir kaç lokma daha aldıktan sonra aniden beliren ayak sesleri ile ürküp birkaç metre ötedeki arkadaşlarının yanına uçuverdi.
Yaklaştıkça artan ayak sesleri, Kral Vartan, genç prens Eric ile onları takip eden birkaç askere aitti. Kral, birkaç yüz metre ötedeki ordu çadırlarının önünde, kendisini seyreden Lordları'ının umutsuz bakışları eşliğinde, kadim dostu ve aynı zamanda genç Eric'in babası Lord Leonard Valmor'u arıyordu! Elini geniş ve çıkıntılı çenesine götürmüş, dikkatle Kral vartanı izleyen Lord Kalan, beraberindeki lordlara dönerek ' manasız bir arayış! oradan sağ çıkmış olması imkansız!' dedi. Ardından başını teyid edercesine sallayan Lord Eledon ise ; evet hepimiz gördük! intihardan bir farkı yoktu, cesurcaydı fakat o çelik fırtınasından tanrılar bile çıkamaz!
Kral Vartan ise umutsuz gözlerle ceset tepeleri arasında eski dostunu ararken, askerlerine alana dağılmalarını emretmişti. Bir kaç metre uzağındaki genç Eric ise çıktığı ilk savaşında babasının kaybı ile adetataşkesmişti . Hiç bir duygu belirtisi göstermesede, bir heykel gibi donuk suratının ardındaki hüzün ve korku, dışarı çıkmak için derisini tırmalıyordu.
Kral ısrarla ve üşenmeden her cesedi kontrol ediyordu, komutanı Sir Wilson bukadar erken savaş alanına inmesini tehlikeli bulup onaylamasada, o' dinlemedi. Koyu kızıl zırhı ve omuzlarından ayak bileklerine kadar uzanan kırmızı pelerini, her cesedin yanında diz çökmekten çamura bulanmıştı. son baktığı ceset tepesinin önünde kanla yuğrulmuş çamurun ortasına çökerek zırhının üzerinde, göğsünün tam ortasındaki tılsım işlemelerine dokundu. Kızıla çalan kahverengi, büyük gözlerini göğe çevirdi, tanrılardan yardım istiyordu. Dua etmeye pek alışık olmasada dostu için denemeye değerdi, fakat ne gökler yarıldı! nede ilahi bir ses duydu. sessizliğin boğduğu umuduyla, başı önde yavaşça ayağa kaltı ve Eric'e baktı, hüzünlü gözler ile içinden' nekadar da genç' dedi .
Yüreği ağzına kadar keder ile dolmuştu, arkasını dönüp askerlerine vazgeçtiğini söyleyeceği sırada vadiyi arayan şovalyelerinden birninin haykırışı, kederli yüreğinin hızla çarpmasına neden oldu. Yaklaşık üçyüz adım ötede, küçük bir tepenin ardından haykıran askerler ; Lord Valmor yaşıyor! diyerek ellleriyle Lord'un bulunduğu yeri işaret ediyorlardı. Kral ve Eric hızla tepenin ardına koştular. Lord Valmor, etrafındaki ceset çeberinin ortasında, diz çökmüş, toprağa sapladığı kılıcına tutanarak zarzor nefes almaya çalıyordu. Başı öne düşmüş gözleri ise kapalıydı. Yıkılmamak için kılıcı rüzgar'ın kartal başlı siyah kabzasını sıkı sıkıya kavramıştı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KIZIL KRAL
FantasyZamanın tozları arasından yükselen saklı bir tarih... Efsane ve gerçeğin sarmaş dolaş olduğu Sangarus topraklarında krallarla yürüyeceksiniz. Elfler en güzel şarkılarını söylerken, cüceler çekiç sesleriyle eşlik edecek! ve insanoğlunun kan donduran...
