Gök gürültüsü dört bir yanı inletirken ellerini vücuduna sarmış yağmurdan korunmaya çalışıyordu genç adam. Ellerindeki çamur çalışmaktan oluşmuş nasırlarını gizlesede ağrılarını gizleyemiyordu. Havanın soğukluğu bıçaktan daha keskindi, rüzgar ise acımasızca yüzüne atılan sert bir tokat gibiydi . Titremekten bıkmış dişlerini bastırdı sıkıca birbirine. Üzerinde ince bir kazakla şiddetle yağan yağmurun altında ıslanmaya mahkumdu sanki.
Gök gürledikçe yerinde sarsılıp daha fazla ağlıyordu nerede kalmıştı sevdiği, hâlâ varamamıştı yanına. Titremeye devam ederken ağaç dallarının altına iyice sığınıp korunmaya çalışıyordu, sertçe vücuduna nüfuz eden yağmur damlalarından.
Sevdiğinin gelmediği dakikaları sayarken göz yaşları yağmur damlalarından daha acımasızca süzülüyordu yüzünde.
Dizlerini iyice kendine çekip ısınmaya çabalarken, her gök gürlediğinde o da çığlıklarını bırakacak raddeye geliyordu.
Çığlıklarını bastırmaya çalışırken yaklaşan ayak seslerine kafasını çevirdi. Biraz ötesindeydi beklediği adam. Bir elinde yağmurluk diğer elinde siyah bir poşetle ilerliyordu ona doğru. Yalnız kafası yere eğikti, durgun görünüyordu bakıldığında. Yerinden güçlükle kalkıp koşmaya başladı genç , ona doğru. Çamurların kayganlığı amacına ulaşamaması için diretse de sevdiğine ulaştı.
" Nerede kaldın çok merak ettim, çok korktum."
Gözleri karşısındaki adamı özlemle süzerken bir hıçkırığının daha yağmur seslerine karışmasına müsade etti. Elleri karşısında suskunca yere bakan adamın yüzüne ulaştı. Dokundu,okşadı,kokladı deli olmuştu şu kadarcık zamanda. Sonra yüzünü yaklaştırdı, beyaz tenlinin soluk dudaklarına doğru. Kendi ıslanmış dudaklarını kuru ve pembe dudaklarla birleştirdi. Adamın elleri genç çocuğun beline yerleşti okşadı hafifçe, sonra kafasını gömdü kumral boyna ağlamaya başladı sesiz hıçkırıklarıyla.
" Konuş, söyle ne oldu ? Nedir bu canını yakan ? Böylesine durgun gözükmene sebep olan ?"
Adam elindeki yağmurluğun ve poşetin o anki heyecandan yere düşmüş olduğunu fark edip eğildi onları almak için. Bu yağmurda ıslatıyordu küçüğünü ağlamanın sırası değildi. Eline aldığı siyah yağmurluğu özenle giydirdi karşısındakine daha sonra ellerini kendi ellerine kenetleyip öptü defalarca. İri siyah gözlerin parlaklığına takıldı kaldı öylece, daha sonra elleri küçüğün burnuna dokundu. Uzun ve biçimli burndan aşağıya doğru süzülen yağmur damlaları çok şanslıydı bugün.
Elleri kendisinden yaşça küçük olan gencin yanağını okşarken karşısındaki güzel gözler ise huzurla kapanıyordu.
" Kötü bir şey olmuş sevgilim söyle, söyle de acımızı şimdi yaşayalım mutluluğumuza bulaştırmayalım ne olacaksa burada olsun. Bu kötü günde bu kötü havada saklı kalsın."
Adam tek eliyle göz yaşlarını silip konuşmak için yutkundu.
" Babam beni savaşa çağırıyor, onun yanına gitmemi orduda görev almamı söyledi."
Genç, hiç durmayan göz yaşlarına daha fazlalarını ekledi bu sözler üzerine. O giderse burada yalnızlığı ile baş başa kalır benliğinden koca bir parça kopar, geriye onu ayakta tutacak hiçbirşey kalmazdı.
İkilinin başı yere eğik ağlarken elleri birbirine sıkıca kenetliydi. Adam biliyordu giderse arkasında kalan bu küçüğe dayanamaz özlemiyle kavrulurdu, hem ona hem kendisine zarar verirdi.
" Gitme kaçalım. Başka bir yere savaşın kötülüklerin bizi bulamayacağı huzurlu bir yere."
Adam karşısındaki masum düşünceli küçüğe iyice sarılırken elleriyle saçlarını okşamaya başladı.
" İkimiz de biliyorduk eninde sonunda bu olacaktı. Bir zaman sonra tüm deneyimli erkekleri oraya göndereceklerdi. Senden ayrılacaktım."
" Evet biliyordum ama bilmemezlikten geliyordum. Öyle daha güzeldi her şey. Şimdi de kaçıyorum gerçeklerden,gel birlikte kaçalım sevgilim."
" Gelemem diyorum sana. Emirlere karşı çıkan askerlere ne olduğunu biliyorsun, gördün. Öyle ölmeye razı geleceğime savaşarak ölürüm. Kaçarsak ikimiz de zarar görürüz senin başınada bir şey gelmesine dayanamam ."
Adam cümlelerinin karşısındakini ne kadar yaktığını düşünmemeye çalışarak dudaklarını ince ve yağmurdan ıslanmış dudakların üzerine bastırdı. Diliyle dudaklardaki yağmur suyunu emerken küçüğünde ona karşılık vermesiyle ısınmaya başladığını hissediyordu. Hırçınca birbirlerini öperken ilk ayrılan küçüğü oldu. Sinirle gözlerini büyütürken karşısındaki adamı sertçe itti yere.
" Git hadi ne duruyorsun babana boyun eğmekten başka ne yapabiliyorsun ki zaten . Ona boyun eğdikçe küçülüyorsun gözümde, sevgim sana layık değil git beni arkanda bırak ve git."
YOU ARE READING
Rain: YoonKook
Short StoryGök gürültülerinin dört bir yanı inletiği, yağmur damlalarının göz yaşlırını gizlediği bir günde terk edilmişti genç adam. Mutluluğa yeniden gözlerini açtığında ise nefret ettiği yağmurlu günlerin müptelası olacağını hiç tahmin etmemişti.
