Saat kaç olmuş bilinmiyordu, bilinen tek şey genç çocuğun yatağında saatlerdir aynı pozisyonda kalışıydı. Gözlerini beyaz tavana dikmiş, çocukken yapıştırdığı soluk petrol yeşili, geceleri parlayan açık yeşil renginde stickerları seyrediyordu. Sadece 3 tane kalmıştı, tavanı boydan boya yıldızlarla kaplı olan çocuğun zaman geçtikçe her bir yıldızı kayıp düşüyordu. Yıldızların ardında bıraktıkları o beyaz leke, duvarın zamanla ne kadar da karardığını gösterirken genç çocuk derin bir nefes aldı. Kendisine benzetti o izleri, içinin her geçen gün daha da karanlığa çekilişini, ve o karanlıktaki aydınlık kısımların sadece geçmişten birer parçalar olduğunu biliyordu. Bunun farkındaydı, tekrar tekrar bu farkındalığı düşünmesi ile beraber kısa bir nefes verdi dudaklarından. Kısık olan gözlerini araladı, bir kaç saniye boyunca boş bakışları stickerların üzerinde gezinmiş, daha sonrasında ise gözlerini tekrar kısmıştı. Gözlerini oldukça yavaş bir hareket ile kısarken kirpiklerini görebiliyordu. Dalgın bakışları koyu uzun kirpiklerine kayarken bunu bir kaç kez daha tekrarladı. Göz kapaklarını her yavaşça kapatışında gördüğü kirpiklerine odağını çeviriyor, kirpikleri dışında kısık görüş alanındaki her şey buğulanırken cam gibi görebildiği kirpiklerini seyrediyordu. Bir kaç tekrardan sonra başına giren rahatsız edici bir ağrı ile buna bir son vermişti. Baş ağrısı ile aynı anda vuran bıkkınlık ile beraber gözlerini kapattı. Kapattığı gözlerini bir süre boyunca aralamadı, öylece yatağında uzanmaya devam etti. Tek kolu yatağın kenarından sarkarken diğer kolu ise karnının üzerindeydi. Çıplak vücuduna yerleştirdiği bileğini hareketlendirdi, güçlükle de olsa gözlerine götürerek kapalı göz kapaklarının üzerinden gözünü çıkarırcasına ovalamaya başladı. Bir kaç saniye kadar buna devam ettikten sonra gözündeki kaşınma hissi geçmiş olsa gerek parmaklarını gözünden ayırarak tekrardan kahverengi gözlerini aralamıştı. Kızarmış ve hafif sulanmış gözünü elinin tersi ile silerken belinden kuvvet alarak yatağında doğruldu. Sarı saçları dağılmış bir şekilde gözlerinin önüne düştüğünde kafasını geriye doğru atarak gözlerinden ayırmaya çalıştı saçlarını. Bu uğraşının da boşa olmasının üzerine elini saçlarına tarak bir güzel karıştırmış ve yavaşça yatağından kalkmıştı. Genç çocuğun parmakları hala saçlarında dolanırken çıplak ayakları taş fayanslara değdiğinde içi titredi, bakışlarını aşağıya doğru çevirirken gözleri bir süre terliklerini aradı. Aradığını bulamadığı vakitte ise yere eğilmiş ve terliklerinin yatağının altına girdiğini düşünerek yatağın altına elini uzatmıştı. Eline gelen sağ terliğin ardından solu da almış ve gelişi güzel bir şekilde ayaklarının önüne bıraktıktan sonra bir hışımla terliklerini giymişti. Soğuk fayans ile tamamen iletişimini kestiğinde yatağının dibinde olan üstten açılmış cama doğru ilerledi. Gözlerini camın kulpuna sabitlemişken ağır bir hareket ile kulpu kendisine doğru çevirmişti. Sağa doğru kıvrılan pencerenin koluyla büyük pencere tamamen açılırken Taehyung yüzüne çarpan ani esinti ile beraber titremişti. Altında sadece basit bir şort olduğundan aniden vuran bu rüzgar daha yeni ayılmaya başlayan çocuğu sert bir şekilde ayıltacaktı. Bir kaç saniye boyunca vücudundaki o hafif titremenin geçmesini beklerken gözlerini sokakta gezdirdi. Evinin hemen yanındaki bahçede yetişen çınar ağacının uzun dalları neredeyse penceresine ulaşmıştı, odasına giren saçma ufak böceklerin sebebi sanırım çınar ağacından kaynaklanıyordu. Pencereden dışarıya doğru kolunu uzattı, üzerinde bir şey olmaması çok da umurunda değildi. Çınar ağacına doğru uzattığı kolunu hareketlendirmiş ve ağacın ucundan geniş bir yaprak koparıvermişti. Eline aldığı yaprakla beraber camdan içeri girerken açık bıraktığı cama kısa bir bakış atmıştı. Odasının hava alması için camını açık bırakmalıydı, ne kadar içeri farklı böcekler veya kelebekler girecek olursa olsun odasını havalandırmadan kendisini rahat hissedemiyordu. Gözleri elindeki yapraktayken baş parmağı ve işaret parmağı arasına aldığı ince yaprağın sapını hafifçe döndürüvermişti. Yaprak parmakları arasında döndüğünde ince desenlerini seyretti Genç çocuk, bu sırada odasının kapısına ulaştığında kapının yanındaki koyu ahşap komodinin üzerine doğru yaprağı bırakarak diğer elini hareketlendirerek kapının koluna atmış ve odasından ayrılmıştı. Odasının karşısında bulunan ufak lavaboya doğru ilerlemiş, lavaboya girdiğinde elini ve yüzünü yıkayarak dişlerini fırçalamıştı. Dişlerini fırçalarken aynada kendi yüzüne bakıyordu. Boyayalı bir ay kadar olan koyu sarı saç tutamlarına baktı, dipleri gelmişti. Ne zamandır kendisine dikkat etmiyordu bu çocuk? Saçlarının dibi geldiğinde anında tekrar boyayan çocuktan yataktan bile zar zor çıkma isteği gelen birisine dönmek için neler yaşanmış olmalıydı ki? Bu soruyu kendisi de bilmiyordu, ne kadar süredir ağzında diş fırçası ile kaldığını bilmiyordu fakat kendisine geldiğinde kahve gözlerini aynadan çekerek kendi görüntüsünden uzaklaştırmıştı. Dişlerini fırçalaması bittikten sonra kişisel ihtiyaçlarını gidermiş ve peşine ise yüzünü son kez yıkayarak kenarda asılı duran havluyu eline alarak yüzünü hunharca kurulamıştı. Hafif nemli olan havluyu omuzuna doğru attığında yavaşça tekrar odasına doğru yöneldi. Omuzundaki havluyu komodinin üzerine doğru yerleştirirken ellerini hafif nemli saçlarından geçirdi. Yaz mevsiminde olmasına rağmen gece duş aldıktan sonra hala saçları kurumuyordu, aslında kendisine serinlik kattığından bu hoşuna gidiyordu fakat nemli saçlar bir süre sonra kabarıyordu. Taehyung'un başına da bu geliyordu. Parmakları saç tutamlarının arasında dolanırken koyu ahşap dolabın önünde durdu adımları. Dolaba elini atmış, kenara doğru açarken gözleri dağınık kıyafetlerde gezinmişti. Kim kıyafet katlamayı severdi ki? Taehyung da sevmezdi. Hiç bir zaman sevmemişti. Dağınık birisi olmamıştı, aşırı derli toplu birisi de değildi fakat odası her zaman düzenli olmuştu. Dolabının içindeki dağınık kıyafetlerin arasında gözlerini gezdirirken katlanmış halde bulduğu beyaz tişörte uzandı parmakları. Beyaz tişörtü aldığında sol eline katlı tişörtü yerleştirirken altına giymek için rahat bir şeyler aradı. Beyaz eşofmanını aradı gözleri, bir kaç saniye ardından dağınık kıyafetlerinin hemen arasında gözüken beyaz eşofmanı aldığı gibi yatağına doğru atmıştı kıyafetlerini. Dolabının kapısını kapatmış, akşam kıyafetlerini katlaması gerektiğini aklına not olarak yazdıktan sonra altındaki kırmızı şortunu bir hareket ile çıkararak yerle buluşturmuştu. Ayaklarını hafifçe sallayarak şorttan tamamen kurtulduktan sonra önce altına beyaz eşofmanını giymiş peşine ise beyaz tişörtünü giymişti. Aklında yapacak bir şey yoktu fakat dışarı çıkmak istediği kesin bir gerçekti. Hazır olduğunu düşündüğünde ise yatağının üzerinde duran telefonuna doğru ilerledi. Saate dahi bakmamıştı, en son gece uyumadan önce reels kaydırdığını hatırlıyordu. Telefonuna doğru ilerlerken tek isteği telefonunun şarjının bitmemiş olmasıydı, son bir kaç gündür geceleri ne kadar yorgun olursa olsun uyuyamadığından kendisini reels izlemeye kaptırıyor ve saatler geçtikten sonra da uyuya kalıyordu. Telefonuna doğru hafifçe uzandığında ekranına dokunacaktı, telefonun açılan ekranını gördüğünde gözleri direk olarak şarj yüzdeliğine yönelmişti. %36 Kısa bir nefes vermişti, bu da idare ederdi en azından 20'nin altında değildi diye düşündü. Daha sonrasında gözleri saate kaydı, ana ekranının üzerinde kocaman 13:42 yazısını görmesi ile beraber açık kahveleri genişlerken ne zaman bu kadar saat geçtiğini düşündü. Geç mi uyanmıştı? Geç uyandığını düşünmüyordu, erken uyandığına emindi... Yatakta geçirdiği boş saatleri hatırladı, genç çocuğun dudaklarından kısa bir küfür kaçarken yatağının üzerine doğru oturdu. Gözleri ana ekrandaki kendi resmettiği Van Gogh'un yıldızlı gece tablosunun fotoğrafı vardı. Taehyung'un fırça yazısı ile resmin üst köşesine yazdığı kelimelerde durdu kahveleri. Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrılırken kendi kendisine mırıldanı verdi.
''Bir gün ölüm bizi başka bir yıldıza götürecek''
Dudaklarından çıkan kelimelerin ardından kafasında yine bir fırtına oluşmuştu. Zamanın geçtiğinin farkındaydı fakat düşünmeden edemiyordu, beyni kendi isteği olmadan hareket ediyordu. Gözlerinin önünden saniyelik görüntüler geçiyordu, göremediği ve anlamlandıramadığı görüntüler geçiyordu. Farklı siluetler kahvelerinin önünden kayıp giderken bu görüntüyü kayan yıldızlara benzetti Tae. Dudaklarındaki tebessüm genişlerken gözlerinin önü kadife kırmızısı ile kaplandı, kadife kırmızısını gören gözlerini aniden sertçe kapattı. Bir kaç saniye kadar kısa nefesler alarak gözlerini kapatmaya devam etti. Elindeki telefonu tutan parmakları sertleşirken yavaş bir şekilde gözlerini araladı. Açık kahve gözlerini etrafta gezdirdi, az önce zihninde canlanan anlamsız silüetleri düşündü, hatırlamak istiyordu fakat hatırlayamıyordu. Saniyelik gördüğü görüntüler o anlık kalıyor ve bir daha Taehyung'a uğramıyorlardı. Genç çocuk her ne kadar hatırlamak için çabalasa dahi beyni buna izin vermiyordu. Elindeki telefonu kaldırıp baktığında kilidini açtı. Mesaj uygulamasına girdiğinde en son bir kaç gün önce kendisine yazan Kai'yi görmesi ile beraber gözlerini kıstı, sikik finallere o kadar dalmıştı ki arkadaşına bile görüldü attığını unutmuştu. Mesajlara girdiğinde onun ettiği sitemleri görmüş, arada yazılan küfürleri okumuştu. Kafasını eğerek hafifçe telefona doğru götürmüş ve sanki telefonu kendi kafasına vururcasına alnını telefona yaslamıştı. Seri fakat derin bir nefes verdiğinde parmaklarını telefonun ekranında hareket ettirdi.
- ''Geliyorum.''
Sade kısa ve net bir mesaj attığında Kai'nin yazmasını beklemeden telefonunu cebine attı. Yatağından kalkarken toplamayı ihmal ettiği yatağına kısa bir bakış atacak ve odasından seri adımlar ile ayrılacaktı. Odasından çıkmış dış kapıya doğru ilerlerken cüzdanını almayı unuttuğunu fark ederek olduğu yerde duracak ve arkasını dönerek hızlı adımlar ile odasına girerek komodinin üzerinde olan ev anahtarını aldığı gibi odasının kapısını kapatmadan tekrar salona doğru ilerleyecekti. Salona geldiğinde salonun üzerindeki masadan siyah kaskını alacak ve kapıyı açtığı gibi dışarı çıkacaktı. Evin kapısını kapattığında kapıya anahtarları takıp iki kez döndürmüş ve kapıyı da kitledikten sonra evinin hemen yanındaki siyah motoruna doğru ilerleyecekti. Sarı tutamları yaz ayında esen hafif serin rüzgar eşliğinde dalgalanırken gözlerini kısmıştı, açık kahvelerine çarpan güneşten kurtulmak adına motoruna oturmadan kaskını kafasına geçirmiş, ve güneş korumalı siyah vizörünü yarıya kadar indirmişti. Elinde tuttuğu anahtarı sanki elinde karambit varmışçasına sallayarak döndürürken motorunun dibinde durdu. Bacağını motorun üzerinden geçirerek motorun sıcak koltuğuna oturduğunda kalçasının yanması ile beraber gözlerini kısarak kısa bir küfür çıkmıştı dudaklarından. Kontağa yerleştirdiği motorunun anahtarını çevirmiş, motorunun bir kaç saniye kendisine gelmesini bekledikten sonra ise ayaklığı kaldırarak gazı vermişti ve evinden uzaklaşmıştı. Kai'nin bir kaç ay önce birikim yaparak açtığı kafeye doğru ortalama bir hız ile ilerlerken yaklaşık 15-20 dakikanın ardından kafenin olduğu sokağa gelmişti. Işığın son anda kırmızı yanmasıyla sağa dönemeden yaya geçidinin ortasında durmak zorunda kaldığında gözlerini kapatarak tanrıdan sabır dilemişti. Yavaşça ayaklarını yere bastırarak motorunu yaya geçidinin gerisine alırken yanına bağırarak gelen 14-15 yaşlarındaki çocuklar ile beraber onlara dönmüştü odağı. Çocuklar yanlarına gelerek gaz pedalına dokunmaya çalıştığında taehyung vizörünü tek eli ile yarıya kadar açarken
YOU ARE READING
tramonto
Fanfiction''bana kalırsa gün batımı neredeyse çoğu şeyden, hatta her şeyden güzeldi.''
