Herşeyin Başlangıcı

92 5 3
                                        


*Dikkat ! Bu hikaye +18 öğeler barındırmaktadır. 18 yaşından küçüklerin okumaması rica olunur.



Serin Eylül sabahında alarm çalmadan önce uyanmıştım. İkinci sınıfın ilk günü..Appleby Akademisi'nin lacivert etek ve ceketten oluşan ikonik üniformasını üstüme geçirdim. Bordo kravatımı taktım. Açık kumral düz saçlarımı son kez tarayıp boynuma parfümümü sıktım. Aynanın karşısında hafifçe dudaklarıma kırmızı rujumu sürdükten sonra uzun beyaz çoraplarımı çektim. Aynadaki yansımama son kez bakıp hafifçe gülümserken bugünün harika bir gün olmasını diliyordum.

Alt kata indiğimde hizmetçimiz Dorota uzun yemek masasının etrafını çoktan kuşatmıştı."Günaydın Bayan Ashford." dedi masadaki taze sıkılmış portakal suyunu bardak doldururken.

Masada taze kruvasanlar, çeşit çeşit kahvaltılıklar ve egzotik meyveler dev bir ziyafet gibi seriliydi. Babam tabletinden bir şeylere bakınırken kahvesini yudumluyordu. O sırada Kevin üzerinden hiç çıkarmadığı o lanet siyah kapüşonlu sweatshirtüyle isteksizce masaya gelip sandalyeye gömüldü.

"Kevin, çıkar şunu oğlum."dedi babam.

Kevin ise omuz silkip gözlerini tabağına dikti. "Böyle iyi."

Babam sesini sertleştirerek tekrar ''Kevin-" diyecekti ki  ben araya girip elimle babamın koluna dokundum. "Tamam baba, ilk günden üzerine gitme."

Bu sırada annem üzerinde ince, soluk pembe ipek pijamalarıyla içeri süzüldü. Yüzü her zamanki gibi solgundu, gözlerinin altı morarmıştı; evde dolaşan sessiz bir hayalet gibiydi. Masaya dalgın dalgın oturup boşluğa baktı."Ah.." dedi fısıltıyla."Siz burada mıydınız çocuklar?"

"Evet anneciğim." dedim hemen ayağa kalkıp sandalyesine yanaştım ve eğilip yanağından öptüm. "Sen yorulma..git dinlen."

Babam da tabletini masaya bırakıp yumuşak bir sesle destek verdi. "Evet tatlım, yatağına dön sen." 

Annem hiçbir şey söylemeden ilaçların yarattığı o bulanık dünyada kaybolarak sessizce odasına geri döndü. Kahvaltıdan sonra evden çıkıp arabaya doğru yürürken Appleby Kasabası'nın okyanus kokulu serin havası yüzümüze çarptı. Eylül ayının henüz başında olmamıza rağmen Kanada'nın bu soğuk ve yüksek kasabasında sonbahar çoktan tüm ağırlığını hissettiriyordu.

Okyanusun üzerindeki kalın ve beyaz sis tabakası sabah güneşinin soluk ışıkları altında yavaş yavaş dağılırken aşağıda uçsuz bucaksız uzanan lacivert dalgalar falezlerin kayalarına şiddetle çarpıyordu. Soğuk, vahşi ve nefes kesici..Appleby tam olarak böyle bir yerdi işte, dışarıdan kartpostalları süsleyen kusursuz manzaralara sahip zengin bir kasaba, içeriden ise herkesin en karanlık sırlarını kuytularında saklayan lanet bir labirent.

Gözlerimi önümüzdeki kıvrımlı yola diktim. Okyanusun dalga sesleri arkamızda yankılanırken bugün okulda beni nelerin beklediğini henüz bilmiyordum.

Telefonumu elime aldığımda Meredith'ten gelen mesajı gördüm: "Nerede kaldınnn? Çatlayacağım!"

Hızla parmaklarımı klavyede gezdirdim: "Geliyoruz."

Yandaki camdan dışarıdaki devasa çam ağaçlarını ve aşağıdaki sahil şeridini izlerken yanımdaki sessizliğe döndüm."Kevin?"

''Ne var?" dedi bıkkın bir sesle.

"Bak, her şey çok güzel olacak, tamam mı?" dedim yumuşak bir ses tonuyla. Ona doğru uzanıp başındaki kapüşonun kenarından nazikçe tuttum ve aşağıya, saçlarına doğru sıyırdım."Ben hep orada olacağım."

YASAKHistórias para pegar e não largar. Descubra agora