İki yabancıydılar, tanıştılar iki arkadaş oldular, büyüdüler iki sevgili oldular, kurtları ortaya çıkmayınca birleşip iki beden tek ruh oldular. Minho ve Jisung, birbirlerine olan aşkları tüm sürüde yayılmıştı. Birbirlerini sevişleri, gülüşleri, gözlerinin içine kadar işleyen mutluluk, mutlulukla harmanlanmış bir evliliğe dönüştü.
Minho sürü liderinin büyük oğlu, tek kardeşi kendisinden 1 yaş küçük olan omega Felix'ti. Kurdu ortaya çıkmayınca sürü tarafından ilk başta kabul görmeyen Minho'nun arkasında babası durdu.
"Kurdu olsun olmasın, o benim oğlum ve sürünün benden sonraki lideri." Diyerek onu savunmuş ve arkasında durmuştu. Onu her zamanki gibi bir alfa olarak büyütmüştü.
Jisung, sürünün sade bir üyesiydi. Çalışkan, neşeli, herkes tarafından sevilen. Ailesini bir düşman saldırısında kaybedince teyzesiyle yaşamaya başlamıştı. Kuzeni Hyunjin tek yakın arkadaşıydı küçükken. Ama sonra Minho'yla tanıştı. Tüm hayatı değişti. Onun hayatına girmesiyle Felix, Seungmin, Jeongin ve Changbin de hayatına girmişti. Çok mutlu bir hayatı, güzel bir ilişkisi, harika arkadaşları vardı.
Yirminci yaşını güzelce kutlamıştı arkadaşlarıyla, eşiyle. İki ay sonra ise sevdiği adamın doğum gününü birlikte kutladılar. Tüm gün çok güzel zaman geçirdiler. Herkes evine dağıldığı zaman, onlar da sürü evinden ayrı olan evlerine gitmişlerdi. Kahkahalar eşliğinde içeri giren çift kendini zor koltuğa atmıştı.
"Tanrım Changbin'in halini gördün değil mi? Felix hamileyim diyince nasıl renk alıp verdi." Diye Jisung karnını tutarak kahkahalar arasında söylediklerine Minho da güldü.
"O öyle söylediğinde ben bile renk alıp verdim. Şaka yaptığını söylediğinde rahatladık ikimiz de." Sağ gözünden akan bir damla yaşı silerek arkasına yaslandı.
Felix Changbin'e şaka yaparak hamile olduğunu söylediği an tüm herkesin surat ifadesi asla akıllarından çıkmayacaktı.
"Ben acıktım ya bir şeyler yiyelim mi Ji?" Sevdiği çocuğun çok güldüğü için gözünden akan yaşları silerken başıyla onayladı.
"Olur. Hadi hazırlayalım. Gülmekten iştahım açıldı." Kendisine uzanan eli tutarak ayağa kalktı ve el ele amerikan tarzı dizayn edilmiş mutfağa girdiler. Dolabı açtıklarında yiyecek bir şey olmadığını gördüler.
"Hadi be, yemek yok evde. Makarnaya ne dersin? Dolapta et de var. Etli makarna güzel gider bence." Jisung dolap kapısından Minho'ya baktığında Minho onayladı.
"Olur. Basit, pratik, lezzetli ve doyurucu. Ben etleri pişireyim sen maraknayı." Parmakları ile sayıp sonunda kocaman gülümseyerek onayladı. Jisung da eşinin gülüşüne karşılık verip malzemeleri çıkardı.
İş bölümünü yapıp çabucak hazırladılar. Arada yükselen tansiyonu küçük öpücüklerle geçiştirdiler. Yirminci gecenin özel olması gerekiyordu onlar için. Jisung makarnanın suyunu süzerken poposuna atılan şaplakla tencereyi süzgecin içine düşürdü.
"E ama yuh ya. Bi dursana adam ya yansaydım?" Arkasını dönüp elini poposuna götürüp kaşlarını çatarak kendisine kedi gibi masum masum bakan eşine sitem etti.
"Ama yanmadın ki." Masum masum cevap verince göz devirip arkasını döndü ve süzgeci lavobodan aldı. Ellerini yıkarken boynundaki mühür yerine konan yumuşak bir öpücükle gözlerini kapattı. İçi titredi, bedeni sıcakladı.
"Sen hep böyle güzel mi kokuyordun? Yoksa bu güne özel mi?" Minho'nun sorusuna tepki bile veremedi. Mühür yeri sızlıyordu. Derin nefes alıp tenceredeki makarnayı da süzgece döküp sudan geçirdi ve süzülmesini bekledi. O sırada kollarını beline dolayıp, kendisine koala gibi sarılan eşini görmezden gelmeye çalışıyordu. Minho sanki bu an hiç bitmesin ister gibi sıkıca sarılıyordu. Jisung ise kendisine bu kadar yapışan eşinin bu halini saniyeler geçtikçe daha da sevimli buluyordu.
Makarnayı sosla buluşturduktan sonra tabaklara bölüştürüp üstüne Minho'nun kızarttığı etleri koydu. Yapışkan eşiyle birlikte masa başına geçti ve tabakları masaya koydu.
"Bıraksan mı artık, yemek yemek istiyorum hadi." Jisung kendisine sarılan elleri çözüp kendi etrafında dönüp eşinin yanaklarından öperek sandalyeye oturttu. Minho her öpücükte daha da gülümsüyordu. Oturur oturmaz Jisung makarnadan Minho'nun ağzına tıkıştırmaya başladı.
"Mhmhm" diye sesler çıkararak başını geri çekti ama çok hoşuna gitmişti kendisini besleyen sincap çocuk.
"Hadi otur sende ye" çekiştirerek yanına oturttu ve tabağı önüne itti. İkisi de şakalaşarak güzelce yemeklerini yediler. Yemeklerini bitirdikten sonra bulaşıkları kaldırdılar. Minho bulaşıkları yıkarken Jisung arkasından sarılıp dudaklarını boynuna gömdü. Kokusunu içine çekti.
"Çok güzel kokuyorsun. Her zamankinden daha davetkar, daha güzel, daha baştan çıkarıcı." Minho'nun tenine değen ılık nefes dizlerinin bağının çözülmesine neden oluyordu.
"Bence bulaşıklar kalabilir. Yarın yıkarız." Titreyen sesi ile konuşup boynunu, mührünün olduğu kısmı daha da açarak başını yana eğdi. Mührüne dokunan sıcak dudaklar vücudunun titremesine neden oluyordu. Kalp atışları her zamankinden daha hızlıydı. Sanki kalbi duracak gibi hissediyordu.
Jisung daha fazla dayanamayıp kollarını çözdü ve Minho'nun elini tutarak yukarıya götürdü. Adımları hızlı ve aceleciydi. Odaya girer girmez Minho'yu kendine çekip dudaklarını birleştirdi.
Nefesler birbirine karıştı, kalpler birlikte atmaya başladı hırçın dudakların dansıyla. Acemi şekilde hareket eden eller kıyafetleri çıkarmaya çalışıyordu. Aynı şekilde Minho da üzerindeki fazlalıklardan kurtulup karşısındaki eşinin özlem duyduğu bal rengi sıcak tenine kavuşmak için can atıyordu. Kopan düğmeler, yırtılan kumaşlar umurunda değildi. Bir an önce eşine kavuşmanın heyecanıyla tutuşuyordu.
Üstünü çıkarsa bile daha da sıcakladığını hissediyordu Minho. Birbirine kenetlenen dudaklar nihayet ayrıldığında ilk kez nefes aldı. Havada yoğun nergis kokusuna karışmış acı kahve kokusu genzini yaktı. Sanki elektrik çarpmış gibi uzaklaştı Jisung'dan. Onların kokusu değildi bu. Yavaş yavaş geri çekilip ışığı yaktı. Gözlerine baktığında kalbi durdu sanki. Jisung'un gözleri yeşildi. Sadece baskın alfaların gözleri yeşil olurdu. Peki havadaki nergis kokusu nerden geliyordu.
"Minho gözlerin" diyince elini yüzüne götürdü. Jisung'un arkasında duran aynaya baktığında nefesi kesildi. Beyninden vurulmuşa döndü. Gerçek olamazdı. Minho'nun gözleri mordu.
"Vitam" kafasının içinde duyduğu ses Jisung'un kurduydu.
"Alfam" ve zihninin içinde yankılanan yabancı ses de kendi kurduydu.
Evet bölüm bitti. Umarım sevmişsinizdir. Yorum yaparak fikirlerinizi bildirebilirsinizzz
YOU ARE READING
Changed Souls ~ Minsung
FanfictionDüzen. Mutluluk, aşk, aile, arkadaşlık.... Hepsi bir düzen içindeydi ve mutlulardı. Ta ki o geceye kadar... Gerçeklik o düzenden ve sadelikten çok daha farklıydı. Gerçekler kendi benliklerinden bile farklıydı. Aslında bir aynaydı... 4 hikayelik SOUL...
