CAMDAN DUVARLAR

7 1 0
                                        

Şehrin en yüksek otellerinden biri olan Aurelia Grand, o akşam olağanüstü bir kalabalığa ev sahipliği yapıyordu. Mermer zeminde yankılanan topuk sesleri, pahalı parfümlerle karışıyor; kristal avizeler ışığı kırıp her şeyi olduğundan daha kusursuz gösteriyordu. Her şey çok temizdi. Fazla temiz.

JungKook bunu seviyordu.

Düzenli. Kontrol edilebilir. Kusursuz görünen ama altında her zaman bir şeyler saklayan ortamlar... Aurelia Grand, ailesinin şirketi J&Z Group için seçilmiş en doğru mekândı. Resmiyette bu sadece bir yatırım ve ortaklık toplantısıydı. Gerçekteyse, kimlerin hâlâ sadık olduğunu, kimlerin zayıfladığını görmek için yapılmış bir yoklamaydı.

JungKook toplantı salonunun girişinde durdu. Üzerindeki siyah takım elbise kusursuz biçimde oturuyordu. Kravatı sade, bakışları soğuktu. İnsanlar onu gördüklerinde refleks olarak dikleşiyor, seslerini ayarlıyorlardı. Babası artık şirketin başında değildi; uzaktan, görünmeyen bir el gibi kontrol ediyordu. Ama herkes biliyordu ki, JungKook görünüyorsa, karar çoktan verilmiştir.

"Misafir listesi kontrol edildi mi?" diye sordu yanındaki asistana.

"Evet efendim. Davetliler dışında kimse içeri alınmıyor."

JungKook başını salladı. Davetsiz misafirleri sevmezdi.

Otelin giriş kapısının önünde ise bambaşka bir atmosfer vardı.

Jimin, kravatını sinirle düzeltti. Üzerindeki takım elbise pahalı değildi ama temizdi. Bu gece gösteriş yapmak için değil, içeri girmek için buradaydı. Yanındaki Jin ise davetiyeyi güvenlik görevlisine uzatmış, gergin ama kendinden emin görünmeye çalışıyordu.

Jimin bu toplanıya davetli değildi ama yakın arkadaşı Jin öyleydi.

"Ben davetliyim," dedi Jin. "Yanımdaki arkadaşım da benim asistanım."

Güvenlik görevlisi Jimin'e şüpheyle baktı.Jimin'in bakışları sertti; istemeden de olsa meydan okur gibiydi.

"Listede ismi yok," dedi görevli.

Jin araya girdi. "Son dakika değişiklik yapıldı. İçeride teyit edebilirsiniz."

Jimin sessiz kaldı. Konuşursa, sesindeki öfkenin ortaya çıkacağını biliyordu. Buraya gelmek bile başlı başına bir riskti. Ama bu riski almak zorundaydı.

Çünkü bu otelin içinde, yıllardır peşinden koştuğu cevaplar vardı.

Ve o cevapların merkezinde J&Z Group bulunuyordu.

Yıllar önce Jimin'in ailesi bir gecede dağılmıştı.

Resmî kayıtlara göre bu bir "trafik kazasıydı". Babası, annesi ve küçük kardeşi... hepsi aynı araçtaydı. Frenler tutmamış, araç köprüden aşağı uçmuştu. Dosya hızlıca kapatılmıştı. Fazla hızlı.

Ama Jimin gerçeği öğrenmişti.

Babası, J&Z Group'un yan şirketlerinden biriyle ilgili yasa dışı veri manipülasyonunu ortaya çıkarmıştı. Şirket, sahte raporlarla insanların hayatlarını etkileyen kararlar alıyor; suçun bedelini başkalarına ödetiyordu. Babası konuşmaya hazırlanıyordu.

Ve susturulmuştu.

O günden sonra Jimin'in hayatı tek bir hedefe kilitlenmişti:
Bu şirketi çökertmek.

Ve eğer gerekiyorsa, bu işin arkasındaki aileyi de.

Güvenlik nihayet içeri girmelerine izin verdiğinde, Jimin'in kalbi sertçe atıyordu. Otelin içi dışarıdan bile daha boğucuydu. İnsanlar gülümsüyor, tokalaşıyor, kadeh kaldırıyordu. Hiçbiri burada dönen karanlık işlerden haberdar değilmiş gibi.

Jin eğilip fısıldadı. "Sakin ol. Dikkat çekme."

Jimin'in bakışları salonu taradı. Ve o an—

Onu gördü.

Siyah saçlar, keskin yüz hatları, soğuk ama hâkim bir duruş. Etrafındaki herkes farkında olmadan ona alan açıyordu. Sanki görünmez bir güç alanı vardı.

JungKook.

Nimin'in içi buz kesti. Fotoğraflardan tanıyordu ama gerçekte daha... baskındı. Daha rahatsız edici.

JungKook ise birkaç saniye sonra Jimin'in bakışlarını fark etti.

Ve durdu.

Bu bakış tanıdıktı. Korku değildi. Hayranlık hiç değildi.
Bu... öfkeydi.

JungKook'un kaşları neredeyse fark edilmeyecek kadar çatıldı. Tanımadığı bir yüzdü ama bakışlar tanıdık bir nefreti taşıyordu. O bakışı daha önce de görmüştü. Kaybedenlerin, intikam isteyenlerin bakışı.

İçgüdüsel olarak Jimin'e doğru yürüdü.

"Burası özel bir davet," dedi JungKook, sesi alçak ama kesindi. "Kayıp mı oldunuz?"

Jimin gülümsedi. Soğuk, sahte bir gülümseme.
"Hayır. Oldukça doğru yerdeyim."

Jin araya girmeye çalıştı. "Ben davetliyim—"

JungKook elini kaldırdı. Gözlerini Jimin'den ayırmadı.
"Sen," dedi. "Adın listede yok."

"Listeler bazen... eksik olur," diye karşılık verdi Jimin.

Etraflarındaki birkaç misafir konuşmayı fark edip bakmaya başlamıştı.JungKook bundan hoşlanmadı.

"Bu bir tehdit mi?" diye sordu.

Jimin bir adım yaklaştı. "Hayır. Sadece bir gerçek."

Hava gerildi. İki adamın arasında görünmez bir ip çekilmiş gibiydi. Kimse nefes almaya cesaret edemiyordu.

JungKook'un gözleri kısıldı. "Bu otelde sorun çıkmasını istemem."

"Ben de," dedi Jimin. "Ama bazen sorunlar... kendiliğinden ortaya çıkar."

O an salonun diğer ucundan bir bağırış yükseldi. Bir garson yere düşmüş, elindeki tepsi kırılmıştı. Cam parçaları etrafa saçıldı. Herkesin dikkati bir anlığına oraya kaydı.

JungKook fırsatı kullanarak Jimin'e yaklaştı ve alçak sesle konuştu:
"Kim olduğunu bilmiyorum. Ama yanlış kapıyı çalıyorsun."

Jimin'in kalbi hızlandı ama geri adım atmadı.
"Ben doğru kapıdayım," dedi. "Sadece sen bunu henüz bilmiyorsun."

İlk kez JungKook'un bakışlarında bir şey değişti.

Merak.

Güvenlik gelmeden önce Jin, Jimin'in kolunu çekti. "Yeter," diye fısıldadı. "Sonra konuşuruz."

Jimin son bir kez JungKook'a baktı. Bu bakış bir söz gibiydi.
Bu daha başlangıç.

JungKook ise oldukları yerde kaldı. İçinde tanımlayamadığı bir huzursuzluk vardı. O yabancı... tehlikeliydi. Ama garip bir şekilde, ilgisini çekmişti.

Camdan duvarların ardında saklanan sırlar, o gece ilk kez çatlamıştı.

Ve ikisi de bilmiyordu ki, bu karşılaşma yalnızca bir düşmanlığın değil, çok daha karmaşık bir bağın başlangıcıydı.

~~~~~

umarım bir yerlerde tıkanmam ve yarım kalmaz

ilk defa bir şey yazmaya heveslendiğim için bilemedim
zormuş bu işler 😣 okuması daha zevkli

dark paradise | JİKOOKStories to obsess over. Discover now