[1] Gecenin gölgesinde: kanlı bir birliktelik.

66 7 10
                                        

Bir gece ansızın düştü aklıma Pusula. Karakterler,olaylar o kadar çok zihnimi meşgul ediyordu ki, yazmalıyım diyerek boş sayfaları kendimce doldurmaya başladım. 8 bölüm yayınlamıştım fakat çok eksik vardı, hikaye acemice yazılmayacak kadar özeldi nezdimde. Şimdi burada baştan başlıyorum. Olay akışı için en iyisi buydu. Umarım Pusula benim kalbime ve aklıma dokunduğu gibi size de dokunur. Çok uzatıyorum bu kadar yeterli sabırsızlanıyorum okumanız için! Umarım beğenirsiniz.

İyi okumalar ❤️

Bölüm ; Natasha Blume - Black Sea dinlenerek yazılmıştır.




Kış soğuğu sert ve amansızdı. Gri gökyüzü, sanki bu birleşmenin bir felaketle sonuçlanacağını fısıldıyormuşçasına kasvetliydi. Dalgalı deniz, taş döşeli avluyu yalayan rüzgârla birlikte hiddetle çalkalanıyor, uzaktaki limanda zincirlenmiş gemiler demirlerini tehditkâr bir tonda sallıyordu.

Burası, Joseon’un en kuzeyinde, denizle iç içe bir korsan malikânesiydi. Namjoon’un büyükbabası, efsanevi korsan Kim Sangho’nun inşa ettirdiği ve yalnızca onun soyundan gelenlerin adım atmasına izin verilen bir kale. İçerisi aydınlatılmış, duvarlar ipeklerle süslenmişti. Mum ışıkları, altın işlemeli tahtanın üzerine düşerek, göz alıcı bir parıltı oluşturuyordu. Bugün, Kim Hanedanı’ndan bir oğul, Dahlia Jeon ile evleniyordu.

Bu bir aşk evliliği değildi. Ama kimse bunu bilmiyordu.

Dahlia, açık mavi ve altın desenli ipek hanbokunun içinde neredeyse bir ruh gibi duruyordu. Yüzünde ince bir duygusuzluk, gözlerinde ise tekinsiz bir kabulleniş vardı. Namjoon karşısında duruyordu, sırtı dimdik, ifadesi katıydı. O da istemiyordu bunu, ama babasına meydan okumak demek ölümü göze almak demekti. Yine de Dahlia'nın gözlerine baktığında, aralarında bir savaşçının diğerini tanıması gibi bir anlayış vardı.

Jungkook arkalarda bir yerlerde, gölgelerde durmuş olanları izliyordu. Abla dediği kadının böyle bir evlilik yapmasına izin verdiği için kendini suçlu hissediyordu. Ama çaresizdi. Başını eğmiş, dişlerini sıkarak rahibin sözlerini dinliyordu.

Rahip, eski Kore geleneklerine uygun bir törenle yeminlerini ettiriyordu:

"Gökyüzü tanık olsun ki, bu birliktelik fırtınalara, denizlerin öfkesine ve kaderin cilvesine dayanacaktır. Kanınız birbirinize karışacak, ruhunuz tek bir nefes olacaktır. Gelin, damadınızın kollarında bir liman, damat ise gelinin kalbinde bir pusula olacaktır. Bugün, aşkın ya da kaderin değil, denizin çocukları olarak birbirinize bağlılık yemini edeceksiniz."

Kimse aşkın burada var olup olmadığını sormadı.

Herkesin bakışları farklıydı. Seokjin, soğukkanlılığını koruyor ama gözlerinde anlaşılmaz bir ifade vardı. Taehyung, kollarını göğsünde kavuşturmuş, yüzünde alaycı ama dikkatli bir ifadeyle olanları izliyordu. Yanında duran Jimin, gözlerini devirdi ve Yoongi’ye eğilerek alayla fısıldadı:

“Bana bak, adamın evlendiği kadına bak. Bu düğünden sağlam çıkarlarsa ben de Yoongi'nin tapınağında dua edeceğim.”

Yoongi kaşlarını kaldırdı, “Tapınağım falan yok gerzek.”

Hoseok ise ellerini cebine sokmuş, içkisinden bir yudum alırken, “Ne tapınağı? Burada birilerine mezar kazacağız gibi görünüyor,” dedi.

Ve Hoseok haklıydı.

Çünkü yeminler tamamlandığında ve Dahlia zarifçe başını eğip Namjoon’un elini tuttuğunda, dışarıdan gelen çığlıklar geceyi deldi.

Büyük saldırı başlamıştı.

PUSULA - TAEKOOK Where stories live. Discover now