1 | Zindanda ki Tarantula.

106 16 75
                                        

[ Skillet - Not Gonna Die. ]

İlk kez taekook kurgusu yazıyorum nasıl bir şey olacak bilmiyorum lakin güzel olacağını umuyorum.

Eh, başlamadan önce tarihleri bir alalım değil mi?

O halde, iyi okumalar. ♠

• • •

" Sevdiğin her şey giderken, inandığın şeye tutunuyorsun. " – E' Azel.

~

"Konuş!"

Paslanmış demirler, küflenmiş taşlar... Soğuk zemin üzerinde kurumuş kan lekeleri, köşelerde gezinen fareler ve birbirinden değişik böceklerin hakim olduğu dört duvar arasında bir çığlık kopmuştu. Rutubetin kol gezdiği zindanda keskin bir ses yankılanırken bir kez daha büyük bir çığlık duyulmuştu. Zindan katını olduğu gibi kuşatan bu çığlık, havada savrulan kamçının çıkardığı sesin peşi sırasında sürekli olarak tekrar ediyordu.

"Konuş!"

Öfkeli sesin sahibi olan muhafız elinde ki kamçıyı gelişi güzel bir kez daha havada savurmuş, mikrop yuvası olan zeminin üzerinde oldukça küçülen bedenin sırtına sert bir darbe indirmişti. Merhametten ve bir çok duygudan yoksun olan muhafız, duyduğu çığlıklara; yalvarışlara donuk gözleri ve elinde ki kamçısı ile cevap veriyordu. Her darbe sonrasında yeni yaraların açıldığı beden elini sarmalayan kalıplaşmış kirlere rağmen başını siper etmişti.

Bedeninde kabuk tutan yaralar her çığlığı ve darbe sonunda açılıyordu. Hissettiği acı iliklerini sızlatırken ağzından kaçan hıçkırıklar bedenini daha çok yoruyor, yarı açık olan gözlerini kapatma arzusu ile dolup taşıyordu. Hava da savrulan kamçının habercisi olan o esintiyle, yeni bir darbeye hazırlamıştı kendini küçük olan. Et yığınından farksızdı.

Yaşayan bir ölü et parçasıydı o.

Paçavra, uğursuz ve daha nicesi...

Alışmıştı bünyesi bunun gibi hakaretleri ve dışlanmaları, bilhassa bedeni hala acıya hassas ve narindi. Ne zamandır burada olduğunu bilmiyordu. Zaman, mekan ve yer kavramı onun için küflü olan bu dört duvar arasında gelip geçiyordu.

Beklenen darbe gelmediğinde küçük olan titreyen gözleriyle, kolları arasında ki ufak delikten korkakça baktı. Yüzüne vuran ışık hüzmesi gözlerini yakmış olacak ki anında kafasını çevirmiş, kalan son güç kırıntılarını kullanarak elleri üzerinde ileri doğru sürünmüştü. Kolunda ve vücudunda ki yaraların mikrop kapmasını umursamadan kirli zeminde ilerlediği her saniye kesik kesik nefesler veriyor, hissettiği acı yüzüne inleyip ses çıkarmamak için dudaklarını birbirine bastırıyordu. Olası küçük bir ses muhafızın bütün dikkatini kendine çekebilirdi, bu yüzden oldukça sessiz ve yavaş bir şekilde hareket ediyordu küçük olan. Acısız geçen saniyelerde kirli havayı derince soluyordu küçük.

Çünkü tahminen iki saatin  sonunda saniyelikte olsa acısı son bulmuştu..

Tekrar ne zaman devam edeceği bilinmezdi bu yüzden zamanını değerlendirmeliydi. "Ne zaman gelecek dedin?" Muhafızın sesi sessiz ortamı bozarken küçük olan olduğu yerde sanki küçülmemiş gibi olduğunca küçülmüş, göğüs diye bellediği duvara sığınmıştı. Kurumuş olan renksiz dudaklarını birbirine bastırırken, vitaminsizlikten çatlayan kabuk parçaları dudaklarına batıyordu. Meraklı gözlerini kırpıştırıp masumca ışık hüzmesine bakarken muhafızın iri cüssesini görmek, zayıf bedenini titretmiş; daha çok köşeye kaçmasına sebep olmuştu.

 "Tanrım az daha geç gelse ne olurdu? Az kalmıştı çulsuzla işim! Lanet olsun."

Muhafız, demirliklerin arkasında ki arkadaşı ile konuşurken küçük olan istemsizce dudak büzmüştü. Onun lakabıydı çulsuz. Böyle seslenirler, böyle hitap edip dalga geçerlerdi. Belki de bulunduğu yerde ki tek masum, saf ve temiz olan oydu.

MATMAZEL | TaekookTempat cerita menjadi hidup. Temukan sekarang