İnsanların hayatları 'dönüm noktası' olarak adlandırılmış çeşitli keskin virajlarla doluydu. Hızını ayarlayamazsan geri dönüşü olmayan, olsa bile sıradan bir kadının geri dönmeye gücünün yetemeyeceği virajlarla dolu.
Ben 27 yaşını doldurmuş bir kız olarak asla hızını ayarlayamayan ve defalarca o şarampolden yuvarlanan, tabiri caizse aptal olarak adlandırılan kesimde yer alıyordum.
Bir türlü de akıllanmıyordum.
Şükür, hayatımın 'son' virajı olarak adlandırdığım o gün gelip çatmıştı. Sonunda 28. yaşıma hoşgeldin diyecek ve yeni bir hayata doğru yol alacaktım.
Derin bir nefes aldım. Kasırgaların koptuğu beynimi sakinleştirebilmenin tek yolu düşüncelerimden uzaklaşmaktı ve şu an o gücü kendimde bulamıyordum.
"Ne zamana kadar böyle oturacaksın?" Jungkook'un yumuşak sesi yoğun düşüncelerimi aşarak kulaklarıma ulaştığında usulca yukarı kıvrıldı dudaklarım.
Omuzlarıma bıraktığı ince şala sarılırken dizlerimin hemen önünde eğilerek soğuk fayansa oturmuştu. Hasta olacaktı.
Varlığını bu kadar yakından hissedene kadar onu özlediğim gerçeğiyle hiç yüzleşmemiştim. "Ne yapmam gerekiyor?"
Mutsuz bir evliliğin ortasındaydık Jungkook ile. Kurtarmak için hiçbir hamle yapmıyor, öylece çürüyüp gidişimizi izliyordum. Bu beni mahvediyor olsa da tek başıma savaşamazdım.
Onun kadar güçlü değildim.
"Bu senin gecen," hem konuşuyor hem de gözleriyle dağılmış etrafı süzüyordu. "Ama eğlenmek yerine burada oturuyorsun."
Dirseğimi balkonun soğuk demirine yasladım ve avuç içimi çenemin altına yerleştirdim. "Belki de canım eğlenmek istemiyordur. Hiç bu taraftan düşündün mü?"
Bir insanı kırmaktan ömrüm boyunca hep çekinmiş, beni kötü bir kadın yapacak her türlü davranıştan uzak durmuştum.
Ne kadar iyi olursam hayatın da bana o kadar iyi davranacağını ve her şeyin tıkırında işleyeceğini sanmıştım. Pembe bir dizinin içindeymişcesine kendimi kandırmıştım sürekli.
Gerçekten doğrulamayan bir ilişkimiz vardı.
Jungkook gece geç saatlere kadar işte oluyordu veya izin günlerinde arkadaşları ile dışarıda geziyordu. Bazen eve hiç gelmiyordu. Bazen de odadan hiç çıkmayıp yüzüme dâhi bakmıyordu.
Bir şey demeye hakkım da olmuyordu. Bende ondan farksız değildim çünkü. Soğuk bir buzdolabı gibi dolanıyordum etrafta. Çoğu zaman sorularını cevapsız bırakıyor, zorunda olmadıkça aynı masaya oturmuyordum.
Yaklaşık 14 ay önce 2 yaşına basmak üzere olan kızımızı kaybetmiştik. Bizi birbirimizden uzaklaştıran, farklı kıyılara savuran büyük bir dalgaydı bu olay. Ona her baktığımda acı tekrardan nüksediyordu bedenime.
Kalbime saplanan okları temizleyecek gücüm kalmamıştı.
Biz acılarını birbirine sarılarak unutan çiftlerden olamamıştık. Sanırım asla da olamayacaktık.
"Birlikte uyuyalım mı? Eskisi gibi." parlayan gözlerini birkaç kez kırpıştırdı ve dizimin üzerinde duran elimi tuttu.
Sıcacıktı. Bu kış aylarında tek ihtiyacım olanın sıcak bir el olacağı aklımın ucundan dâhi geçmezdi.
"Bilemiyorum," diye mırıldandım kendi kendime. "Uzun zaman oldu."
"Uzun zaman oldu," bir yankı gibi son kelimelerim dudağından fırladığında iç çekti ve "Sürekli birbirimizden kaçamayız." diyerek oturduğu yerde doğruldu.
"Sen git, gelirim birazdan." zor bela onu balkondan gönderdiğimde derin bir nefes alarak kafamı geriye yasladım.
Boşanmak istiyordum ama boşanmak da istemiyordum.
Eskisi gibi mutlu olmayışım, onun ve bizi yarı yolda bırakan bebeğimiz yüzünden bıraktığım işim ve sırf istemedikleri bir adamla evlendim diye beni reddeden ailem. Bütün bunların hepsi boşanmak istememin sebebiydi.
Ancak Jungkook bana, kimseden göremeyeceğim o eşsiz ilgiyi gösteriyor ve bir bağımlı gibi beni sevmekten vazgeçmiyordu. En azından ben öyle sanıyordum. Ayrıca tanıdığım tek iyi erkek olarak adını altın harflerle kazımıştı zamanında kalbime.
Gecenin sessizliğini telefonumdan gelen bildirim sesi kestiğinde bakışlarımı gökyüzünden ayırdım ve hırkanın cebinden telefonumu çıkardım.
Eski tanıdık bir numaradan gelen mesajları okudukça tadım kaçıyor, kaşlarım usulca çatılıyordu.
taehyung: seni kocandan daha çok mutlu edebilirim.
taehyung: hem de her anlamda :)
Herhangi bir şey yazmadan telefonumu cebime attım ve gözlerimle büyük sitenin bahçesini süzdüm.
"Siktir Taehyung," tırnaklarım dişlerimin arasında ezilirken kendimin bile duyamayacağı bir seviyede mırıldanıyordum. "Dibime kadar gelmiş olamazsın."
Perdesiz camından siyahlarla döşediği odası tamamen gözüküyordu ve beline bağladığı havlusu dışında hiçbir şey yoktu üzerinde.
Derin bir nefes aldım. Sakinleşmem gerekiyordu yoksa her şeyi batırırdım.
Bu mesajlar hiç gelmemiş gibi davranmam gerekiyordu.
Taehyung, birinin onu izlediğini hissedercesine kafasını kaldırdığında gözlerimiz buluşmuştu. Yıllar sonra onu görmek bana ne hissettiriyordu bir fikrim yoktu ancak ufak bir rahatsızlık hissi sarmıştı bedenimi.
Onun alaylı sırıtışı eşliğinde balkondan ayrıldığımda koşar adımlarla merdivenlere ilerledim ve bir üst kata çıkarak Jeon ile ortak odamıza girdim.
Evliliğimi kurtarmam gerekiyordu bu yüzden Taehyung'un aklımı kurcalamasına izin veremezdim.
Ama hayat asla planladığım gibi ilerlemezdi.
♡
hello asiri uzun zaman oldu bolum yazmayali, cok paslanmisim o yuzden konu bile bulamadim ozur dilerim
elimden geleni yapmaya calistim umarim diger bolumlerde bu degisik acemiligi ustumden atabilirim
ayrica bu giris bolumuydu yani konu henuz ortaya cikmadi o yuzden tum heyecani girise yuklemek istemedim insallah sıkılmamissinizdirr
hadi optum
bb
degil
bye
ESTÁS LEYENDO
cranes
FanfictionUçsun turnalar kanatlarının altına alıp bulutlarını. Döksün serçeler gözyaşlarını bir gülün boynundan aşağı. Yine kalmaz mı bana dudaklarından akan o nefret zehrinin damlaları? Kurtarılmayı bekleyen bir evlilik, geçmişten gelen küflü sırlar ile birl...
