Kan yaradılışımın yegane kaynağı Susuzluğu her geçene saniye daha da artan bedenimin tek tatmini
Kanla kaplı bir doğum Kanla kaplı bir yaşam Kanla kaplı bir kader Ve kanlar içinde bir ölüm
Kan ölü varlığım tek dinmez arzusuydu Kadınlar para lüks mücevherler saygı her biri yıllar içinde anlamsızlaşıp gözümde değerini yitirirken kan lanetli bedenim için olan önemini biraz bile yitirmeden her gün her saniye arzuladığım tek dünyevi ihtiyaçtı
Gözlerim gök yüzünün mavisini zorlukla seçerken içimi esir alan korku sebepsizce büyüyüp beni savunmasız bırakırken düşüncelerim beni daha da çıkmaza sokuyordu
Daha sadece saatler önce bir insan gibi atan kalbim artık sıcaklığını tamamen kaybetmiş hiçbir yaşam belirtisi göstermiyordu
Artık ne bir insandım nede tanrının yaratığı o kan içen yarı lanetli
Bir ölüydüm Yaşan bir ölü Bedeni 23 yaşlarında sıkışıp kalmış yaşayan bir ölü
Güneş yavaş yavaş gök yüzünde yükselirken bedenimi yakıyor acı içinde kıvranmama sebep oluyordu İrislerim dolu dolu göğün mavisinde kaybolurken göz yaşlarım dökülmeye başlamıştı bile
Yanıyordum bedenim güneşe ışığında tutulan bir pırlanta edasıyla ışıldıyordu Ölüm için bile fazla şatafatlı ve zarif bir görüntüydü bu
Sanki ihtiyacım varmışçasına ölü bedenime derin bir soluk hediye ettim Acım her saniye dahada dayanılmaz bir hal alırken yanan bedenim parçalara ayrılıyor kemiklerinin tuzla buz oluşunun o dayanılmaz ve tarifsiz acısını hissediyordum Artık tamamiyle yok oluşun eşiğindeydim
23 yıllık yaşamım süresince her türlü den zevki ve ihtirası tadıp ölümü tecrübe ettim
Ölümden kısa bir süre sonra tekrar yaşam bulup hayata döndüm Dünyaya tanrının bir lanetiyle gelmiş hayatımı bir yarı lanetli olarak geçirmiştim şimdi ise yaşamımın ikinci evresinin ilk saatlerinde atan kalbimin sıcaklığını yitirip toprağın altında geçen sadece bir kaç saaten sonra tekrar ölümü tecrübe ediyorum
Ama bu sefer en acı şekilde Bedenim tamamıyla yok oluyor külleri esen rüzgarla savrulmaya başlıyordu
Kafam sağa doğru düşerken görüş açıma giren ve adımı seslenen kadınla yüzümde hafif bir tebessüm oluştu " geldin " dedim sesim bir fısıltıdan farksız çıkarken
Koşar adım kendini yanıma atıp omuzlarında ki pelerini bedenime sardı gözlerinden yaşlar süzülürken " efendim " dedi o titrek sesiyle " üzgünüm b-ben çok üzgünüm " dudaklarından kopan bir hıçkırıkla elleri yüzünü buldu akan yaşları silip bakışları tekrar toprağı buludu
Pelerin bedenimin güneşten saklayıp korurken çoktan toparlanıp iğleşmeye başlamıştım Dudaklarım zorlukla birbirinden ayrılırken dilimle iki et parçasını ıslattım " nayeon " dedim zorlukla bakışları yüzümü bulurken dolu dolu bakan irisleri boydan boya bedenimi süzdü ve tekrar yüzümde durdu " beni ağacın altına taşıya bilirmisin " dedim kelimeler zorlukla dudaklarımdan dökülürek derin derin aldığı nefeslerle " hemen hemen yaparım efendim " dedi o titreyen sesiyle
Bakışlarımı son bir defa o mavi göğe çevirdim bu hareketimle yüzüm ortaya çıkıp güneşin yakıcı ışınlarının hedefi olurken yüzüm de ki tebessümle göğü izledim mavinin en güzel tonunu taşıyan göğü
***
Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.
Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.