Abimin Kankası || Texting

Galing kay terayaziyore

4.1M 215K 149K

Bilinmeyen: Abimin kankası olmasaydın olmazdı değil mi? Bilinmeyen: Şu kocaman okulda gittin Bilinmeyen: Her... Higit pa

AK/1
AK/2
AK/3
AK/4
AK/5
AK/6
AK/7
AK/ 8
AK/9
AK/10
AK/11
AK/12
AK/13
AK/14
AK/15
AK/16
AK/17
Ak/18
Ak/19
AK/20
AK/21
AK/22
AK/23
AK/24
AK/25
AK/26
AK/27
AK/28
AK/29
AK/30
AK/31
AK/32
AK/33
Ak/34
AK/35
AK/36
AK/37
AK/38
AK/39
AK/40
AK/41
AK/42
AK/43
AK/44
AK/45
AK/46
AK/47
AK/48
AK/49
AK/50
AK/51
AK/52
AK/53
AK/54
AK/55
AK/56
AK/57
AK/59
AK/60
AK/61
AK/62
AK/63
AK/64
AK/65
AK/66
AK/67
AK/68
AK/69
AK/ Final

AK/58

35.1K 1.6K 934
Galing kay terayaziyore

Sellam

Diğer bölümün üstüne bu bölümü bol olaylı planlıyorum. Bir kaç bölüm sonrasında yorum rekorları planlıyorum ;)

O zaman ben çok boş yapmadan bölümü yazayım.

Şuan tarih 28.08.2021

Saat: 03:19

Bölüme şimdi başlatıyorum hadi bakim

...

"Dur bir dinle lütfen."

Koştura koştura Yalçın'ın peşinden gidiyordum. Ateş ise hızlı adımlarla peşimden geliyordu. Önce okuldan çıktık sonra kampüs çıkışına doğru. Sonunda Yalçın'a ulaşıp önüne geçtim.

"Yalçın! Dinlesene beni."

Ateş yanımıza yaklaşmaktayken Yalçın sakince konuştu.

"Dinlemek istemiyorum Gece. Siz bunu gelip bana söylemek isteyseydiniz anlatmak isteseydiniz zaten daha önce gelirdiniz. Ben sizi görmeden önce anlatırdınız."

Yutkundum. Haklı olduğunu düşünmek istemiyordum. Ağlayacak gibiydim. Normalde hiç ağlak biri olmamama rağmen. "Yalçın yemin ederim anlatacaktım. Ama bu şey çok yeni. Biz daha alışamadık. Ve biliyorsun Karan.. Söyleyecektim. İlk sana anlatmak istedim. Ama.."

Aması yoktu.

"Aması yok Gece."

Bir burukluk hissettim en derinlerimde. "Korktun. Sen bana güvenmedin. Alışamamak değil bu. Yeniliğiyle alakası yok. 6 yıldır sevdiğin adamın Ateş olduğunu dahi söylemedin bana sen. Oydu dimi? Ateş'ti."

Sessiz kaldım. Cevap veremedim. Sinirli bir gülüş sergiledi. "Gece sonra konuşalım."

Geçip gidecekken yeniden durdurdum onu. "Yalçın söylemeyi çok istedim. Anlatmayı çok istedim yemin ederim anlatacaktım."

Sesli bir nefes verdi. "Gece aklına bile gelmedim ben. Kendine yalan söyleme. Sen beni en son ne zaman hatırlamıyorsun. Sahiden en son ne zaman aradın beni? Bak ben bile hatırlamıyorum."

Ağlamaya başladığım anda bakışlarını çevirdi benden. "Neyse benim halletmem gereken tonla şey var" dedi ve bana bir daha bakmadan çekip gitti. Öylece uzağımda duran Ateş'e baktım. Ağladığımı görünce çatık kaşlarıyla bana bakıp yanıma ilerledi. Önce elini uzatıp yaşlarımı sildi. Sonra "ağlama, ben halledeceğim. Banklardan birine otur ve beni bekle" dedi. Tepki vermedim. Pek istemediği belliydi ama yinede beni tek başıma bırakıp Yalçın'ın peşinden ilerledi.

Arkamı dönüp gidişlerini izledim. Yalçın bizden baya uzaklaşmıştı. Ateş hızla ilerledi. Sonunda onu kolundan tutup durdurdu. Bir kaç dakika orada konuştular. Onları duyamıyordum. Ama hararetli bir konuşma olduğunu ifadelerinden anlıyordum. Sonra Ateş Yalçın'ı tutup ilerlemeye çalıştı. Yalçın kolunu çekip gitmek istemediğini belli etti. Ateş ise elini yumruk yapıp vuracak gibi yaptığında bir adım attım onlara doğru. Ancak Ateş yumruk elini arkaya doğru savurdu ve kafasıyla arkayı işaret etti.

Sanki "düş önüme yoksa yumruğu yiyeceksin" demişti. Ve bu hareketinden sonra ilerlemeye başladılar. Onları göremeyeceğim bir yere geçtiler.

Yüzümde kuruyan yaşlarım, Yalçın'ı üzdüğüm için kendime olan sinirim ve hayal kırgınlığım. Hep birlikte geçip banka oturduk. O kadar kızgındım ki kendime ne yapsam sinirim geçmezdi. Son günlerde ki mutluluğum gözümün önüne geliyordu. Ve sanki son günlerde kendi mutluluğumu önemseyip her şeyi geride bırakmışım herkesi geride bırakmışım gibi hissediyordum.

Bencillik yapmışım gibi hissediyordum.

En kötüsüde hislerimin doğru olduğunu hissediyordum.

Kaç dakika o bankta oturdum bilmiyordum. Ancak dakikaların ardından geriye dönen tek kişi Ateş olmuştu. Yalçın ile birlikte gittikleri yerden bana doğru gelmeye başladı. Yalçın nerede diye düşünürken o çoktan yanıma ulaşmıştı.

"Seninle konuşmak istiyor."

Ses tonunda bir sorun yoktu. Sanki içerde bir yerlerde 'ben hallettim' demişti. Gelen rahat bir nefes alma isteği ile ayağa kalktım. Ateş'e kafa sallayıp onun geldiği yöne doğru ilerdim. Dümdüz ilerleyip köşeyi dönünce okulun çim kaplı bahçesindeki bankaların birinde oturan Yalçın'ı gördüm. Adımlarımı hızlandırıp yanına ulaştım. Ve hiç bir şey söylemeden karşısına oturdum.

Bir süre sessizce birbirimize baktık. Sonrasında ilk konuşan Yalçın oldu.

"Merak ettiğim neler olduğu, nasıl olduğu ya da şimdi ne durumda olduğunuz değil. Tek merak ettiğim şey bana neden söylemediğin. 6 yıl boyunca birini sevdiğini söylerken, o kişinin Ateş olduğunu neden söylemediğin. Aramız bir ara bozuktu diye mi? Hayır. Aramızın bozuk olduğunu öğreneli çok olmadı. Karan'a verdiğin söz? Ona söylerim diye mi korktun? Hayır. Sen bu sözden öncede onu seviyordun. O zamanlar da söylemedin bana."

Yine olaylara karşı detaylı ve mantıklı bakış açısı sayesinde bir çok şeyi kendi görmüştü. Dudaklarımı aralayıp bir şeyler söylemek istedim. Ancak beni böldü.

"Gece biz çocukluktan beri kardeş gibi değil miydik? Tanıştığımızdan beri beni Karan'dan farklı görmediğini söyledin? Doğru değil miydi bu hislerin. Bana neden söylemedin Gece?"

Ses tonundan kırgınlık akıyordu. Hızla lafını böldüm. "Doğruydu! Seni hiç bir zaman Karan'dan farklı görmedim. Zaten bu yüzden söylemedim Yalçın. Karandan farksız olduğun için söyleyemedim."

Duraksadı. Sözlerimi düşündü bir süre. Tek kaşını kaldırarak bana baktı. Açıklamam yeterli değildi.

"Söyleyemedim tamam mı. Ben abimden utanırım, ben abimden sakınırım, ben abimden çekinirim. Ben abime her sırrımı söyleyemem, ben abimin tepkilerinden korkarım, ben abimi üzmekten korkarım, çünkü abim benim her şeyim. Sende benim abimsin Yalçın."

Başını iki yana salladı. "Bu yaptığın doğru mu sanıyorsun? Gece ben affederim. Ben sana sinirlenirim, kızarım, kırılırım ama bir göz yaşına ben seni affederim. Ama Karan? O sözü sen abine verdin bana değil. Şimdi sen ondan gizli, hepimizden gizli bir ilişki yaşıyorsun. Karan bunu bilmeli. Bunu sen anlatmalısın. Ateş seni gerçekten seviyor, sana aşık. Bunu görebiliyorum. Eğer Karan'da bunu görebilirse o zaman söz falan yalan olur. Önemsemez. Çünkü o piç kurusunun yaptıklarından sonra Karan hiç bir arkadaşına güvenmediği için o sözü verdirdi sana. Ateş onun en güvendiği adamlardan biri. Eğer bunu farklı bir şekilde öğrenirse işte o zaman Karan'ı tanıyamazsınız. Tek sözüm ve son tavsiyem budur. Karan'a söyleyin."

Uzunca söylediği bu cümlelerden sonra ayaklandı. Arkasını dönüp gidecekken hızla ayağa fırladım ve önüne geçtim.

"Ona elbetteki söyleyeceğim. Ne düşünüyorsun Ateş ile aylardır bir ilşki yaşadığımı mı? Henüz bir kaç gün oldu. Hepinize söyleyecektim hepinize! Ama önce kendim görmek istedim Yalçın. O sevgiden emin olmak istedim. Çünkü bu Karan'a çıkınca dönüş olmayan bir yol olur. Beni gerçekten sevdiğinden emin olmak istedim. Çünkü benim için onun beni sevmesi imkansızdı."

Gözlerim dolunca kafamı çevirip boş alana bakındım. Ancak Yalçın çoktan gözlerimin dolduğunu görmüştü. Eliyle çenemi tutup yüzümü tekrar kendine çevirdi.

"Ben Ateş'i çok iyi tanırım Gece. Onun tek bir bakışından anlarım her şeyi. O çocuk sana aşık. Bundan şüphen olmasın. Daha fazla beklemeyin. Her şeyi anlatın Karan'a. Tamam mı?"

Usulca kafamı salladım. Ona söylemeyi zaten istiyordum. Yalçın dolan gözlerime daha fazla bakamayıp beni kendine çekti. Sıkıca sarıldık. Onu üzmek, onu kırmak gerçekten istememiştim.

"Affettin mi beni?"

Boğuk çıkan sesimle konuştum. Sarılışımızı böldü. Akan bir iki damla yaşın yanaklarımdan süzüldüğünü fark edince parmaklarıyla yaşlarımı sildi.

"Abiler kardeşlerine kızar ama abiler kardeşlerine küsemez."

Sarılışımız bir kaç dakika daha sürdü. Elimde olsa sığındığım göğsünden hiç çıkmazdım. Çünkü dış dünyada beni bekleyen gerçek kim ne derse desin zordu. Karan dahi kötü tepki vermeyeceğini söylese inanmazdım. Biliyordum çünkü. İçimdeki sesi duyuyordum. O ses bana kolay atlatamayacağımı söylüyordu. Bu süreci uzatmak hiç bir işe yaramıyordu. En kısa zamanda bunu yapacaktım.

En kısa zamanda.

...

"Size afiyet olsun, ben doydum."

Her zaman ki gibi iki lokma yiyip doyan ve masadan kalkan annemin ardından oluşan o sessizlik hakimdi ortama. Annemin topuk sesleri hariç. Mutfaktan çıkıp merdivenlerden çıkana kadar o ses gelirdi kulağımıza. Yavaş yavaş azalır sonrada kaybolurdu. Bu kez tamamen sessizleşirdi ortam. Ta ki..

"Prensesim ilk dönem notların nasıl bakalım?"

Ta ki babam neşeli bir sesle konuşup gerilimi ortamdan kaldırana kadar. Gülümsedim.

"Kaldığım ders yok ama zar zor geçtiğim var bir iki tane. Ortalamam iyi. Öyle ki bursta kesim yapılmayacak."

Son söylediğim cümle gereksiz gibi güldü. "Bursu dert etmemeni defalarca kez söyledim prensesim. Tamam burs kazanmak başarı anlıyorum ama kaybetmek başarısızlık değildir. Burada baban var. Tamam mı güzellik."

O da ayağa kalkıp yemeğini sonlandırdı. Yanımdan geçerken yanağımdan makas aldı. Sonra Karan'a dönüp "aslan parçası, prenses sende. Ben anneyi getirmeye çalışacağım" dedi. Karan başıyla onaylarken babamda mutfaktan ayrıldı. Elimde ki çatalı bırakıp arkama yaslandım.

Bu gün yıl sonu gösterisi olacaktı. Program akşam 9 da başlayıp gece yarısına kadar sürecekti. Karan da sahne alacağı için ailecek gidecektik. Tabi babam annemi ikna edebilirse. Annem kalabalık ortamlardan haz etmeyen biriydi. Bu nedenle gelmek istemeyebilirdi. Ama Karan sahne alacağı için şahsen ben babamı bu konuda şanslı görüyordum.

"Yediysen kaçalım biz ufaktan."

Karan elinde ki telefonundan bakışlarını çekmeden  konuştu. Bugün tüm gün onunla yalnız kalıp konuşmaya çalıştım. Daha doğrusu doğru zamanı yakalamaya çalıştım. Ama bir türlü olmadı. Aslında şimdi pat diye söyleyesim vardı. Ama buradan çıkıp bir haftadır hazırlandığı gösterisine gidecektik. O sahnede harikalar yaratırken biz onu izleyecektik. Üstelik gösterisinde şarkıyı söyleyecek solist Ateş'di. Şimdi söylersem, şimdi öğrenirse her şeyi bok edebilirdim. O yüzden susmaya devam ettim. En azından bu konuda.

Sandalyemi iteleyip ayağa kalktım. "Yedim, gidelim."

Karan kafasını sallayarak kalktı. Birlikte evin kapısına ilerledik. O çıkıp garajdan arabasını getirirken ben bugün ki kombinime bayıldığım için daha öncesinde çekindiğim fotoğraflar arasında eleme yapmaya başladım. O kadar çok fotoğraf çekmiştim ki Karan arabayla birlikte döndüğünde ben hala kararsızdım. Arabaya binip ilerlemeye başladığımızda nihayetinde bir fotoğrafta karar kılmıştım. Ve belkide uzunca bir süre mutluyken yaptığım son paylaşımı yaptım.

@GeceNev: big day✨

Bir süre sonra beğeni ve yorum bildirimleri gelmeye başlamıştı. Beğeni ve yorumları gözetlerken üstten gelen farklı bir bildirim oldu.

Ateş: Neymiş bu günü büyük kılan?

Ateş: Senin bu gün feci halde güzel, harika, mükemmel, ateşli, tatlı ve anasını satayım dedirtecek kadar çekici olman dışında

Dudaklarım istemsizce kıvrılırken kendimi toparladım. Göz ucuyla Karan'a bakıp o şekilde mesajı açtım ve cevapladım.

G: E gösteri günü

G: Seni dinleyeceğim sahnede

G: Ve tabi abim, Kutay, Yalçın da sahne alacak

Ateş: Sen iste ben sana hep şarkı söylerim yavrum

Ateş: Karan konusunda söz veremem ama istersen Kutay'ı da sürekli dans etmeye zorlarım

G: Gashjajdlals salak

G: Bu gösteri için bir haftadır çalışıyorsunuz ondan öyle şey aman boşversene

G: Öylesine atmak istediğim bir fotoğraf işte

Ateş: Atmak istedin attın yani

G: Evett

Ateş: o zaman isteğin geçti

G: E attığıma göre

G: Evet dnjdskjs

Ateş: Çok güzel

Ateş: O zama artık silebilirsin fotoğrafı

G: Ne

G: Niye

Ateş: Çok felaket güzelsin

Ateş: O yüzden kaldır bence boşver yani nazar olursun

Ateş: Ne gerek var o kadar insanın böyle güzel olduğunu görmesine

Ateş: Yani ben senin için diyorum ay ne güzel keşke bende böyle olsam derler sonra sana bi nazar değer bir şey olur aman allah korusun

Ateş: Çok kem gözlü var çok

Ateş: Ne tüm fotoğraflarını mı kaldıracaksın?

Ateş: Bence de harika fikir tamamen katılıyorum hayatım

Ateş: Hatta şifreni verde ben sana yardımcı olayım. O kadar post var şimdi sen yorulursun

G: Ateş

Ateş: Hazır şifreni vermişken bir de takipçilerini mi gözden geçireyim?

Ateş: Sevgilim sen yeter ki iste ben hepsini elden geçiririm

Ateş: Tamam canım ısrar etmene gerek yok ben yaparım

G: Ateeşşşşşlll

Gülmemek için kendimi zar zor tutuyordum resmen.
İçime içine gülerken hızla mesajıma cevap verdi.

Ateş: Efendiiim

G: Ne diyorsun allah aşkına djjdjdsmslşslddçs

Ateş: Ben bir şey demedim ki

Ateş: Sen dedin ya bence ben tüm fotoğraflarımı kaldırayım dedin sonra sana insta şifremi vereyim sen takipçilerimi ele dedin

Ateş: Bende sen yeterki iste yavrum dedim tamam dedim

Hala kıs kıs gülüyor haykırmamak için kendimi zor tutuyordum.

G: Ohoo sen amma kıskançmışsın

Ateş: Şaka yapıyorum be güzelim

Ateş: Çok güzel çıkmışsın fotoğrafta 💞

Ateş: ama bir dahakine kalbine beni etiketlemeyi unutma

G: Kajdsjkdösfçlxşai

G: Şaka yaptığının farkındayım

G: Yoksa kırarım kafanı nxsjjsjs

Ateş: Bir gün yanlışlıkla dahi olsa bana instagram şifreni verme sakın

Ateş: Vallaha bak yanlışlıkla girerim görürüm abazaların sana yazdıklarını çizdiklerini

Ateş: İşte o zaman bu işin şakası kalmayabilir dnsjdmsm

Ateş: Garanti veremiyorum

G: Kndmasmadmksk

G: Bu arada biz geliyoruz

G: Hatta neredeyse geldik

Ateş: Tamam canım ben kulisteyim hazırlanıyoruz

G: Tamamdır gelince yazarım ben

Ateş: Tamamdırr

Daha fazla dikkat çekmemek adına telefonu kilitleyip çantama koydum. Karan'ın dikkati yoldaydı. Az önce gülmemek için çırpınışlarımı görememişti. Bir süre yolculuğun ardından kampüse giriş yapmıştık. İkimizin fakültesinin de ana kampüste bulunmasının yanı sıra konservatuvar binasının bulunduğu Güzel Sanatlar kampüsü ile mühendislik kampüsü birbirine çok uzak değildi. Hatta 5 dakikalık yürüme mesafesi bulunuyordu iki bina arasında. Bunun yanı sıra konservatuvar binası benim binamın neredeyse iki katı büyüklüğündeydi. Binanın hemen yanında kocaman bir kafeterya bulunuyordu. Bu detayların bir sürelik önemi yoktu artık. Çünkü yaklaşık 1 ay boyunca okulda bulunmayacaktım.

Konservatuvar binasının biraz ötesinde kocaman bir otopark alanı bulunuyordu. Gösteri için yüzlerce insan gelmişti ve binanın önünde yoğun bir araba birikimi zaten mevcuttu. bu nedenden dolayı Karan işini garantiye alıp otoparka doğru sürdü. Arabayı boş ve güvenli bir alana park ettikten sonra ben onu beklemeden inmiş ve binaya doğru yürümeye başlamıştım. O da arabayı kilitleyip arkamdan gelmişti. Birlikte içeri girdikten sonra her zaman ki konferans salonundan farklı bir salona doğru yöneldik. Gösteri için okulun en büyük salonu kullanılıyordu. Öyle ki bu salonun kapasitesi 500 kişiydi. Tüm bir kat bu salon için ayrılmıştı. Kocaman bir sahneye de sahipti. Ses sistemi içi neredeyse benim boyum kadar olan hoparlörler kullanılıyordu.

Salon şimdiden dolmaya başlamıştı. Gösteride yer alacak öğrenciler ve yakınları için önemli kişiliklerin oturduğu en ön sıranın hemen ardındaki ikinci sıradan başlayan koltuklar ayırtılmıştı. Karan gösterinin ortalarına doğru sahne alacağı için gösterinin kalanını izlemesi adına ona da bir koltuk ayırtılmıştı. İkimiz birlikte ilerleyip bize ayrılan koltukları bulduk. Ben direk koltuğa gömülürken Karan sadece ceketini çıkarıp koltuğa koydu ve kulise geçeceğini söyleyip gitti. O gittikten biraz sonra babam mesaj atıp yola çıktıklarını ve annemi de yanına aldığını söylemişti. Mesaja kısa bir cevap verip gönderdiğim sıra bir el hızla yanaklarıma ulaşmış ve makas almıştı. Sıçrayarak sol tarafa baktım. Tam yüz ifademe sinirimi yerleştirmiş ve yanağımdan makas alan kişiye kızacaktım ki o kişinin Ateş olduğunu gördüm. Sinirli yüz ifadem anında kaybolurken bana göz kırptı ve az önce yanığıma makas alma amaçlı dokundurduğu iki parmağını öptü. Gülümseyip onunla konuşacakken o önce davrandı.

"Evet babacım, koltuğun tam burada."

Cümlesinden sonra hemen onun arkasından gelen Tanju amcayı gördüğümde yüzümde ki aptal aşık gülüşünü yok ettim. Ve boğazımı temizledim. Ateş bıyık altı bir gülüşle beni izlerken sözlerine devam etti. "Gece'nin koltuğunun hemen yanında." Tam yan koltuğumda? Bu bir raslantı mıydı? Hiç sanmam. "Naber Gece?" Arkadaş gibi davranıyorduk. Peki. Bende bıyık altı bir gülüş attıktan sonra dudaklarımı araladım.

"İyidir Ateş abi. Senden naber?"

Söylediğim cümleden sonra Ateş'in sinsi gülüşü anında bozuldu. Şokla açılan gözleri ile bir süre bana baktı. Ve he hangi bir şey söyleyemedi. O sırada Tanju amca Ateş'in önünden geçip tam yanımda isminin yazılı olduğu koltuğa oturdu. Ateş boğazını temizleyip sonunda bana cevap verecekken Tanju amca konuştu. "Gece, sen Karan'ın kardeşiydin değil mi" diye sordu. Ateş'in bozguna uğramış suratını izlemek bana keyif verse de sorusu üzerine sağ tarafıma dönüp ona baktım. Gülümseyerek "evet Tanju amca" dedim. Başını sallayıp güldü "bugün biraz şanssızsın. Ben gösterilerde ya da tiyatrolarda yanımda oturan insanlarla sürekli konuşur ve onları biraz rahatsız ederim" dedi. Bu beni sesli bir şekilde güldürürken cevabı ben değil Ateş verdi. Ve bu kez o benim üstüme oynadı.

"Babacım Gece için hiç sorun sorun olmaz. Hatta tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş diyebiliriz. Kendisi de biraz geveze olduğu için yan yana oturmanız güzel bir tesadüf olmuş."

Ağzım ufak bir 'o' şekli alırken ona baktım. O ise tek kaşını kaldırıp güldü. Sanki imalı ve nidalı bir sesle 'ne oldu' der gibiydi. Çatık kaşlarımla ayağa kalktım "ben bi lavaboya gidip geliyorum hemen tanju amcacım. Gösteriyi iple çekiyorum. Eleştirilecek çok kişi var" dedim imalı bir şekilde. Sonra Ateş'e sert bir bakış atıp yanından geçtim ve salon kapısına doğru ilerledim. Arkamdan şöyle bir cümle duymuştum. "Bende bir kulise geçeyim baba."

Gülümseyerek salon kapısından çıktım ve oyalana oyalana adım attım.

"Pişt!"

Bir kaç dakika sonra duyduğum sesle arkama döndüm. bir kapının ardından seslenip içeri kaçan Ateş'i görünce oraya doğru ilerledim. Üzerinde 'temizlik odası' yazan kapıyı açıp içeri girdiğimde Ateş hızla kapıyı kapatıp sanırım geçen ki yakalanma anımızdan dolayı kilitlemişti. Ellerimi önümde birleştirdim ve sert bir sesle konuştum.

"Demek ben gevezeyim. Ha?"

O ise tek kaşını kaldırıp iki elini sırtımı yasladığım kapıya koyup beni ortaya hapsetti.

"Sen bana abi dedin lan!"

Hala abi sözcüğünün şokunu atlatamamıştı. Dudağımın kenarı kıvrılırken her hangi bir savunma yapmadım.

"5 dakikadır sevdiğim kız bana abi deyince şarkısını söylüyorum içimden."

Gülme isteğimi son anda bastırdım. Ve tekrar bir cevap vermedim. Ateş bir adım yaklaşıp "konuşsana" diye uzata uzata yanaştı bana ancak ben geri çekilip "yok, çok konuşuyormuşum ya ben, konuşmak istemiyorum" deyip ellerimi göğsüne koydum. Ateş ona trip attığımı sanmış olmalıydı ki direkt savunmaya geçti.

"Ya güzelim ben onu öylesine söyledim."

Göğsüne koyduğum ellerimle onu ittireceğime olan inancından ötürü vücudunu kasmıştı. Gülme isteğimi zar zor tutarken konuştum.

"Zaten bence konuşmak gereksiz ve yetersiz" derken ellerim yavaşça boynuna doğru hareketlendi. Ses tonum fısıltı şeklinde çıkarken "bence biz artık konuşmayalım" diyerek sözlerimi tamamladım. Ateş şaşırmış bir şekilde bana bakarken boynunda ki ellerim ile onu kendime çektim. Yüzlerimiz yeterli yakınlığa ulaştığında Ateş fısıldadı.

"Siz nasıl isterseniz madam."

Ve ardından ellerini belime koyup vücutlarımızı tek bedenmiş gibi birleştirdi. Dudakları hızlı bir şekilde dudaklarımı kavradı. Önce onun bedenine çarpmıştım ardından onun ikimizi de ilerletmesi ile kapıya çarpmıştım. Daha doğru bir tabirle kapıyla Ateş'in bedeni arasında sıkışmıştım. Hızlı bir öpüşme yaşıyorduk ancak ses çıkamamaya özen gösteriyorduk. Ateş'in beni öpmesi için boynunu fazlaca eğmesi gerekiyordu. Ayağımda ki topuklu botlara rağmen. Bundandır ki belimde ki ellerini hızla bacaklarımı kavradı ve beni bir anda yukarı kaldırdı. Bu yaptığı ile bende bacaklarımı beline kollarımı ise boynuna sardım. Sırtımı tekrar kapıya yasladı yavaşça. Şimdi eşit boydaydık. Ve vücutlarımıza artık daha kenetlenmişti. Öpüşü derinleşirken aniden dudaklarını ayırdı benden.

Ancak ben durumumuzun etkisine feci şekilde kapılmıştım. O dudaklarını çekse bile ben onu öpmeye devam ettim. Önce dudağının kenarını sonra çenesini sonraysa yanağını. Sık şekilde nefes alıp verirken konuştu.

"Gece."

Duymamış gibi onu öpmeye devam ettim. Boynuna bir kaç öpücük kondurduğum sıra aniden beni kucağından indirdi ve kendinden uzaklaştırdı. Ben kapıya dayalı şekilde nefes nefese onu izlerken o arkasını dönmüştü. Nefes alışlarım bir süre düzelmedi bu nedenle konuşmak için bekledim. "Sorun ne?" sorumun üzerine yavaşça bana döndü. Bir kaç dakika bana baktıktan sonra gülümsedi.

"Sorun yok" dedi ancak sesi normalinden çok farklı çıkmıştı. Gülüşüne eşlik edip ona yaklaştım ve dudaklarına ufak bir buse kondurmak istedim çünkü çok tatlı gülüyordu. Ancak o bir adım geriledi ve onu öpmemi engelledi. Yine. Kaşlarımı çatarak tekrar sordum. "Ateş ne oluyor?"

Sesli bir nefes verip ardından konuştu. "Biraz uzak dur benden, bebeğim sahneye çıkıcam ve bu şekilde çıkamam" dedi. Söylediklerini anlamaya çalıştım. 'Bu şekilde' den kastı neydi?

"Nasıl Yani?"

Sesli bir nefes verdi. "Gece" dedi boğuk bir sesle. "Ben, şey.. Ben ereksiyon oldum. O yüzden dokunma bana. Sahneye tek bir Ateş çıkmalı. Anlatabildim mi?"

Utana sıkıla kurduğu bu cümlenin ardından yeniden arkasını döndü. Zira ön taraftaki görüntüyü görmemi istemiyordu. Gülüşümü yutup içime gönderdim. Arkası dönük Ateş'in omzuna dokunup bana dönmesini sağlamak istedim. Ancak elimi omzuna koyduğum gibi kasılıp öne doğru adım atıp temasımdan kaçındı. Hızlıca arkasına dönüp "dokunmadan kastım sadece öpmek değil yavrum benim. Ve bunda ciddiyim" dediklerini dinliyordum evet, ama gözüm istemsizce aşağı kaymıştı işte. Orada gördüğüm bir kabarıklığın ardından hızla gözlerimi kaçırdım. Benimde utanmam normal mıydı? Ateş arkadaki dolu kutuların üzerine oturup önünü kapattı. Ne yapacağımı bilemez bir şekilde boğazımı temizledim.

"Şey dışarı çıkalım mı birazdan?"

Ateş ellerini cebine sokup bana baktı. O da boğazını temizleyip konuştu. "Şey bu, ee 4 veya 5 dakika sürebilir. Sen çık. Birlikte çıkamayız zaten. Ben sonra geçerim." Sözlerinden sonra sadece başımı salladım ve kapının kilidini açıp odadan çıktım. Önce yüzümde ki sıcaklığın geçmesini beklemek için oyalanmak adına tuvalete gittim. Hafif bir ruj sürmüştüm ancak yine de dikkatli bakınca dağıldığı belli oluyordu. Bu yüzden elime aldığım peçete ile rujumu ve bulaştığı dudağım kenarlarını sildim. Biraz oyalandıktan sonra tuvaletten çıkıp salona geri döndüm. Tekrardan Tanju amcanın yanındaki koltuğuma oturup sessizce beklemeye başlamıştım ki Tanju amcanın sorduğu bir sorunun üzerine konuşmaya başladık.

Onunla konuşurken çekinmem normal miydi? Tabi ki normaldi! Az önce karşımda ki adamın oğluyla birbirimizi yiyorduk resmen!

İçimden yüksek sesli bir çığlık attım. Nasıl yaptın diye sormayın. Yaptım işte.

Konuşmamız annemle babamın gelmesi üzerine bölündü. Babam ve annem Tanju amcayla tanışıp ayak üstü yapılan tanışma sohbetine girdiklerinde biraz da olsa rahatlamıştım. Tipik bir 'aa demek Ateşin babası sizsiniz' veya 'aa demek Karan'ın babası sizsiniz' konuşmasından bir süre sonra sonra herkesi sessizliğe gömen gösterinin birazdan başlayacağına dair yapılan bir duyuru olmuştu. Salon tıklım tıklım doluydu. Işıklar karardı ve gösteri başladı.

Sahnenin ortasında beyaz bir ışık belirdi. Gösterinin ufak bir tiyatro ile başlayacağını biliyordum.

"Bir zamanlar çok uzak bir yerde genç bir adam yaşarmış."

Dış ses konuştuğunda ışık sahnenin köşesine döndü. Ve eski zaman giyimine sahip olan bir adam göründü.

"Bu adam komikliğiyle. garipliğiyle ve her cümlesini bir öncekine kafiyeli bitirmesiyle tanınırmış. Günlerden bir gün bu adam yolda yürürken-"

Cümlenin bu kısmında sahnenin bir aydınlandı ve adam yürümeye başladı. Sahnenin dekoru eski zaman şehirlerine benzetilmişti. Köy evleri ve at arabalarının bulunduğu bir dekordu. "-Yine kafiyeli bir şekilde köy halkıyla konuşuyormuş." Sahnenin aydınlığı arttı ve köy halkından biri göründü. Adam konuşmaya başladı.

"Hey çiftçi merhaba! Selam söyle babana. Sütler gecikirse aç kalırım sabaha!"

Sadece kafiyeli değil ritmik bir şekilde konuşuyordu. İlerlemeye devam ettikçe sahne aydınlanmaya ve insanlar görülmeye başlıyordu.

"Sana da selam olsun demirci! Az önce haber etti çiftçi! Senin yumurtalar yarın hazırmış, ne yapsın tavuklar kuluçkaya geç yatmış."

Sahnenin ilerleyen kısmında ise çocuk gibi giyinen kısa boylu birkaç kişi göründü.

"Ne habersiniz çocuklar? Kötümü geldi sonuçlar? Aman dersleri aksatmayın, mektepler önemlidir unutmayın!"

Dış ses tekrar konuştu.

"Tam da bugün, bu adam aynı neşesini korurken ve yine tüm halkı kafiyeleri ile bıktırırken bir şey oldu. Demirci yine demir dövmekteydi.-"

O sırada demirci rolünde ki kişi elindeki çekiçle demire vurmaya başladı. Ritmik bir ses çıkıyordu.

"-çiftçi ise hep olduğu gibi ahırının önünü süpürüyordu.-"

Çiftçinin süpürgesinin sesi demircinin sesiyle bir harmoni yaratmaya başladı.

"-ve çocuğun biri ise elinde tuttuğu şeker dolu kutuyu sallamaya başladı."

Şıngır şıngır çıkan seste harmoniye eklendi. "-ve çok ama çok eskilerde yaşayan bu adam o anda her zaman yaptığı şeyi yaptı."

"Güzel halkım uyumayın! Sabah 7 oldu hazırlanın, gün yeni başlıyor uykuya kalıp işleri boşlamayın!"

Ve cümlesini 3 kişinin çıkardığı seslere uyan bir melodi ile söylemişti.

"İşte tam o anda çok ama çok uzaklarda yaşayan bu adam tam o anda tam o dakikada müziği keşfetti!"

Dış sesin cümlesinden sonra oldukça yüksek bir şekilde müzik çalmaya sahnede ki herkes ise yaptığı işi bırakıp dans etmeye başladı.

"ses, ritim ve sözler

İşte müziği bu belirler

Eğer bu hikayeye inanmıyorsan

Çiftçi, demirci ve bu gençler

Seni bulmaya gelirler."

Birkaç kez aynı şeyi tekrarladıklarında tüm sahne karardı. Dış ses tekrar konuştu.

"O günden sonra kafiyeci adam çiftçi ve demirci bu işi geliştirmeye karar verdi-"

Sahnenin ortasında bir ışık yandı ve kafiyeci adam göründü ve yeniden kafiyeli konuştu "bu duyduğum en güzel şeydi! Kesinlikle geliştirilmeli!"

Bir ışık daha yandı, çiftçi göründü. "Kesinlikle katılıyor sana çiftçi!"

Bir diğer ışık demirciyi aydınlattı. "Beni de ekleyin ben demirci!"

Ve hepsi tek ışıkta buluştu. "İŞTE MÜZİK BÖYLE KEŞFEDİLDİ!" dediler uzata uzata. Sahne karardı. Tiyatronun bittiğini sanıp herkes alkışlamaya başladığında aniden kenarda bir ışık daha yandı ve son kafiyeli cümle duyuldu.

"Hey! Yazar unuttu çocuğu eklemeyi!"

Çocuk rolünde ki kişi üzgün bir şekilde bunu söylediğinde çalan müzik kapanışla sona erdi ve sahne yeniden karardı. İzleyiciler gülüşler eşliğinde alkışladığında sahne aydınlandı. Oyuncular selam verip sahneden ayrıldı. Alkışlar sona erdiğinde müzik seremonileri devam etti. Geçmişten günümüze bir müzik şöleni yapıldı. Eski şarkılardan yeni şarkılara doğru geçiş yaptılar ve her bir müzik dönemine geçilmeden dış ses duyuru gibi kafiyeli cümleler okudu.

"Ve bir gün dansın gücünü popta kullandılar. Yeni bir döneme imza attılar. Artık müziklerini değil kliplerini sattılar. İşte pop müziği dansa en güzel yerleştiren sanatçıya böyle kapı açtılar!"

Dış sesin cümlesinden sonra melodi çalmaya başladı. Bu Michael Jackson'ın Smooth Criminal şarkısının melodisiydi. Alkışlar yükselirken sahneye dansçılar çıkmaya başladı. Hepsi aynı giyinmişti. Michael Jackson'ın bu şarkısına yaptığı bir gösterisinde ki kostümlerle aynı giymişlerdi. Şarkıya eşlik eden danslarının ardından hepsi seyircilere döndüğünde tam ortadaki kişinin kolunda beyaz bir şerit bağlıydı. Ve onun ceketi diğerlerinkinden daha farklıydı. İşte o Michael Jackson'dı. Bu kişi Ateş'in söylediğine göre hem dans hem ses eğitimi alan oldukça başarılı bir öğrenciydi. Öyle ki gerçekten çok güzel bir sesi vardı. Hem şarkıyı söyleyip hem dansını yapıyordu.

Bu gösterinin ardından zamanla dansın gelişimi ile ilgili bir sürece girmiştik. Dış ses solo dansların çıktığı dönemlere bir ithaf yaptıktan sonra sahne yeniden kararmış ve tek bir ışık yanmıştı. O da sahnenin ortasında sırtı bize dönük dansçıyı aydınlatıyordu. Hafif bir şarkı çalmaya başladı. Sahnede ki kişi yavaşça yere çöküp estetik bir hareketle seyircilere döndü. Bu kişi Kutay'dı. Tabi ya, baş dansçı olacağını sahnede tek başına dans edeceğini söylüyordu sürekli.

Tek başına bir süre yavaş ve daha çok bir mesaj içeren bir dans sergiledi. Dansında yalnızlıtan kaçmaya çalışan ancak bunu yapamayan bir adamı canlandırıyor gibiydi. Birkaç dakikanın ardından şarkı değişti. Sahnede ki ışıklandırma anlık olarak karardı ve aydınlandı. Işıklar geri geldiğinde Kutay sahnede yalnız değildi. Beyaz elbiseli bir kız vardı. Sahnenin ortasında oturmuş yüzünü gizleyen bir kız. Sanki yalnızlığı sona ermiş gibi bir mutlulukla kıza doğru ilerledi Kutay. Onu yavaşça yerden kaldırdığında dans başladı. Akrobatik hareketlerle harika bir şov gerçekleştirdiler.

Dansın ortasında Kutay'ın partneri olan kızı hatırlamıştım. Bu Kutay'ın partneri olacağını söylediği kız değildi. Yani bu Pelin değildi. Kutay, Pelin'den hoşlandığını bu yüzden partner olarak onu seçtiğini söylemişti. Aynı gün şu an dans ettiği kız için yani Asude için kızlar arasında en iyi dans eden kişi olduğunu ancak ondan pek haz etmediğini söylemişti. Hatta Asude'nin ona partnerlik teklifi ettiğini de hatırlıyordum. Şimdiyse dans partnerinin Asude olması garibime gitmişti. Ama Kutay haklıydı. Kız mükemmel dans ediyordu.

Dansları sona erdiğinde ikisi de sahneden selam verip ayrıldı. Daha sonra müzik hızla değişti. Daha hareketli bir şarkı çaldı. Bir gurup erkek dansçı sahnede güzel bir dans şöleni sundu. Danslarının sonunda sahne karardı. Ve tekrar aydınlandığında sahnenin tam ortasında beyaz bir perde varı. Projeksiyon perdesine benziyordu. Ardından bir müzik çalmaya başladı. Bir süre sonra şarkıya girildi. Bu tanıdık kusursuz ve  mükemmel ses tabi ki de Ateş'e aitti. Sözlere girdiğinde sahnenin bir ucundan yürüyerek girmişti. Elinde ki mikrofonla. Krem rengi bir gömlek ve ondan daha koyu bir pantolon giymişti. Ardından bir kadın sesi duyuldu. Partneri tıpkı Ateş gibi sözlere girdiğinde sahnenin diğer ucundan giriş yapmıştı. Yavaşça yürüyüp sahnenin ortasında şarkının tam nakarat kısmında buluştular. Bununla birlikte perde de gölgeleri belirdi. Ancak gölgeler nakarata uygun bir şekilde dans etmeye başlayınca arkada iki farklı kişi olduğunu anladım.

Ateş ve partneri şarkıyı birbirlerine sırtlarını dönmüş bir şekilde okuyordu. Ancak arkadaki gölgeyi canlandıran dansçılar birbirleri ile dans edip kavuşma anı canlandırıyorlardı. Harika bir gösteriydi. Ve Ateş.. O zaten her zaman mükemmeldi. Nakarat kısmında sesini inceltip harika bir şölen yaşatmıştı. Hayranlıkla o güzel sesini dinliyordum. Sadece bende değil. Tüm salon böyleydi. Ateş yeniden kendi sözlerini okurken kız ona eşlik etti. Onun sesi de oldukça güzeldi.

Tekrardan nakarata girdiklerine bu sefer birbirlerine döndüler. Ve kavga ediyorlarmış gibi şarkıyı söylemeye devam ettiler. Gösteri açıkça birbirlerini seven ancak anlaşamayan iki insanı anlatıyordu. Şarkının en yükseldiği yerine geldiğinde yorulmuş gibi durdular.

"Gon, give love to your body. It's only you that can stop it"

Birlikte bir kaç kez aynı cümleyi tekrarladıklarında Ateş asıl şovunu yaptı. Solo bir şekilde incecik bir sesle nakaratı inanılmaz kıldı. Ardından şarkının kalanını da ine bir oktavla devam ettirdi. Açıkça partnerinin sesini bastırmıştı. Ancak partneri bile onu hayranlıkla dinlemişti. Şarkı sonlandığında tam bir alkış tufanı kopmuştu. İkisiyle birlikte perdenin arkasında ki dansçılarda selam verip sahneden ayrılmışlardı.

İşte bu mükemmel adam benim sevgilimdi.

Garip bir şekilde gururlu bir gülümseme vardı yüzümde.

"işte o benim oğlum!"

Az önce fazlaca benzerini kurduğum bu cümle tam yanımda oturan ve yüzünde tıpkı benim ki gibi gururlu bir gülümseme olan Tanju amcadan gelmişti. Aniden yüzümdeki ifadeyi toparladım. Ve çantamdaki telefonumu çıkarıp Ateş'e mesaj attım.

G: Baban az önce bağırarak işte bu benim oğlum dedi

G: kıskandım

G: çünkü bende bağırarak işte bu benim sevgilim demek istiyorum

G: özellikle seni hayranlıkla izleyen partnerine ve salonda ki tüm diğer kızlara

Şakacıktan girdiğim kıskanç sevgili triplerim hoşuna gidiyordu. Tabi ki şakacıktan. Bir süre sonra sahnede farklı bir gurup yer alırken ve şarkı söylerken Ateş mesaj attığı içi ilgimi pek vermemiştim.

Ateş: bağır o zaman sevgilim :D

Gülümseyerek mesaja cevap verdim.

G: Oldu canım oldu

G: bu arada

G: harikaydın

G: o kadar harikaydın ki

G: seni tüm bunlar bittiğinde tekrardan temizlik odasına atmam gerekecek

Ateş: bak sen

Ateş: sen bu aralar biraz terbiyesizleşmeye başladın bakıyorum da

Ateş: cık cık cık

Ateş: rol çalma güzelim

Kahkaha atmamak için kendimi zor tutarken hızlıca mesajına cevap verip telefonu bıraktım.

G: babam iki santim yaklaşsa mesajlarımızı görebilecek yakınlığımda

G: diğer taraftaysa aynı yakınlıkta senin baban var

G: bak sen şu işe ne güzel tesadüf

G: hadi ben kaçtımm

Risk almamak adına yapılması gereken adımı yapıp telefonu çantama koymadan hemen önce ekranda ki bildirimi görmüştüm.

Ateş: aynı şeyi temizlik odasındayken söyleyebilecek misin bakalım ;)

Yüzümde ki aptal sırıtışla birlikte sahneyi izlemeye devam ettim. Ateş'in ilk gösterisinden kısa bir süre sonra Karan ve Yalçın aynı anda sahne almıştı. Ve resmen iki dj gibi bir konser vermişlerdi. Tüm seyirciyi yaklaşık 10/15 dakika coşturmuşlardı. Onların ardından birçok dans gösterisi yapılmış ve birçok şarkı daha söylenmişti. Bir süre sonra yeniden Ateş'in sahnesi gelmişti.

Bu kez Fairytale şarkısını söyleyecekti. Bu şarkıyı çok severdim. Üzerinde siyah bir pantolon beyaz bir gömlek vardı. Gömlek oldukça boldu. Gömleğin sadece birkaç düğmesi bağlıydı. Bol olmasını da eklediğimiz zaman Ateş'in gövdesinin neredeyse ortada sergilendiğini söyleyebilirdim. Bu kez elinde mikrofon yoktu. Yüze takılan mikrofonlardan kullanmıştı.

Şarkının sözlerine girdi.

"Years ago (yıllar önce)

When I was younger (ben gençken)"

Bu sözlerin üzerine gençliğini canlandıran dansçı sahneye çıkmıştı. O kişi Kutay'dı.

"I kinda liked A girl I knew (tanıdığım bir kızdan hoşlandım)"

Bu kısımda ise beğendiği kızı canlandıran tatlı bir dansçı sahneye girdi.

"She was mine and we were sweethearts (o benimdi, kalplerimiz bağlanmıştı)

That was then, but then it's true (geçmişte kalsa da bu gerçekti)"

Bu sözlerde ise Kutay ve kız birlikte dans etmeye başlayıp sevgili rolüne girdiler. Nakarat kısmında ise kız Kutay'dan kaçmaya çalışırken Kutay onun peşinden gidiyordu.

"I'm in love with a fairytale (Bir peri masalına aşık oldum)

Even though it hurts (Canımı acıtsa da)

'Cause I don't care if I lose my mind (Aklımı başımdan alsa da umurumda değil)

I'm already cursed (Çünkü çoktan lanetlendim)"

Ve nakaratın melodisi geldiğinde üçü de birden durup ayaklarını yere vurarak dans etmeye başladılar. Bu dans ayakkabıların topuklarını yere vurarak ses çıkartmak için yapılan danslara benziyordu. Tekrardan sözlere gireceği yerde durdular.

"Every day we started fighting (Her gün ayrı bir çekişme yaşadık)

Every night we fell in love ( Ama her gece yeniden aşık olduk)

No one else could make me sadder (Beni kimse daha fazla üzemezdi)

But no one else could lift me high above (Ama kimse de böylesine uçuramazdı)"

Kutay ve kız toxic bir ilişki canlandırırken Ateş onları izliyordu ve sözleri okuyordu.

"I don't know what I was doin' (Bilmiyorum ne yapmaktaydım)

But suddenly we fell apart (Bilmiyorum ne yapmaktaydım)

Nowadays I cannot find her (Şimdilerde onu bulamıyorum)

But when I do We'll get a brand new start (Ama bulursam yeniden başlayacağım)"

Bu kısımda ise Kutay aniden kızı kaybetmiş ve her yerde onu arar gibi davranmıştı. Tekrardan nakarata girdiğinde kız yeniden ortaya çıkmıştı. Ve tekrardan Kutay'dan kaçarcasına sahnede dans edip oradan oraya koşturuyordu ve bu kez peşinde sadece Kutay yoktu. Ateş'te kızın peşine takılmıştı. Verilen mesaj genliğim de şimdi ki halim de hala ona aşık mesajıydı. Gerçekten çok güzel bir gösteriydi. Neredeyse anlamsız tek bir şey izlememiştik her gösterinin verdiği bir mesaj vardı.

Şarkı bittiğinde yeniden bir alkış tufanı yaşanmıştı. Tanju amca ve ben yeniden yüzümüze o gururlu gülüşümüzü yerleştirmiştik. Ateş'in son gösterisinden sonra birkaç kişi daha sahne almıştı ve gösteri bitmişti.

Gösteride yer alan tüm öğrenciler toplu bir şekilde sahneye doluşup toplu bir selam verdiğinde dış ses kendini hatırlatıp bir kapanış konuşması yapmıştı. Sonrasındaysa seyirciler teker teker sahneden ayrılmıştı. Gittiğim en uzun soluklu gösteri olmasının yanı sıra en mükemmeli de bu olmuştu. Annemle babam onlar ile dönmemi istemiş ancak ben Karan'ı bekleyeceğimi söylemiştim. Annem her zaman ki tepkisizliğini korumuş babam ise normalde onunla eve dönmem için ısrar eden biri iken bu kez ilk seferde kabul edip salondan ayrılmışlardı. Bende Tanju amcayla da vedalaşıp salondan çıkmıştım. Önce Karan'a onu beklediğime dair bir mesaj atmış daha sonrada Ateş'e yazmıştım.

G: Temizlik odasındayım gelmek için 2 dakikan var

Mesajdan sonra kalabalıktan sıyrılıp temizlik malzemelerinin bulunduğu odaya girdim. Mesajıma cevap gelmemişti. Ancak birkaç dakika içerisinde kapı açılmış ve içeriye Ateş girmişti. Girdiği gibi önce kapıyı kilitledi. O esnada "gelmek için iki dakikam var ha?" diye alayla konuştu. "Yetişemeseydim kapılar kapanacak mıydı?" gülerek bana döndüğünde hiç vakit kaybetmeden ona yaklaştım ve dudaklarına kapanmada önce son sözlerimi sarf ettim.

"Fazla vaktimiz yoktu çünkü aptal."

Bir anda onu öpmemle afallamıştı ancak birkaç saniye sonra ellerini belime yerleştirip öpüşüme karşılık vermişti. Son zamanlarda kendime yeni bir hastalık teşhisi koymuştum. Ateş'i öpmeye doyamamak hastalığı.

Ancak bu kısa süren bir öpücüktü. Çünkü kısa bir süre ikimizin de telefonuna aynı anda mesaj gelmişti. Bunun rastlantı olamayacağını düşünerekten birbirimizden ayrılıp telefonlarımızı çıkardık.

"Karan yazmış" dediğimde o da önce boğazını temizleyerek "bana da Yalçın" demişti. İkimize gelen mesajda aynıydı.

"salon kapısının önündeyiz"

Küçük kaçamağımız sona ermişti.

"Tamam sen önceden git. Tuvaletteydim dersin. Bende sonradan salondan çıkacağım. Kulise koridorda bir giriş var. Kulisten sahneye çıkarım. Sanki kulisten gelmiş gibi yaparım. Hadi."

Onaylarcasına kafamı salladım. Ve odadan çıkmadan önce son kez ellerim ile yanaklarını tutarak dudaklarına bir öpücük bıraktım. Tam ayrılıp gidecekken bu kez o beni tutup bir öpücük kondurdu dudaklarıma. İkimizde gülümseyerek birbirimizden ayrıldık. Ve daha sonra Ateş'in dediklerini uyguladık. Ben tuvaletten gelmiş gibi davrandım o ise salonun kapısından çıkıp kulisten gelmiş gibi davrandı. Karan ve Yalçın bizi Kutay'la birlikte beklemekteydi.

Hepimiz aynı noktada buluşunca hep birlikte bir şeyler yapma kararını vermiştik. Yade gösteriye gelememişti. Çünkü sahne alan her hangi bir öğrenci ile ailevi yakınlığı bulunmuyordu. Ancak şimdi bizimle birlikte Eris'in kafesinde olacaktı. Hep birlikte orada toplanma kararı almıştık.

İki araba halinde Yalçın, Karan, ben, Ateş, Kutay okuldan yola çıkmıştık. Yade ise direkt olarak evden kafeye geçecekti. Ben Karan ile birlikte giderken Kutay ve Yalçın, Ateş'in arabasıyla geliyordu. Eris'in kafesi kampüse çok uzak değildi ancak fazla yakın bir çevrede de bulunmuyordu. Bir süre yolu izlemiş bir süre şarkı açıp dinlemiştim. Karan ile muhabbet etmeye çalışsam dahi kısa kısa konuşmalarımızın dışında pek sohbet etmemiştik. Karan araba sürerken konuşmayı sevmezdi. Dikkati çabuk dağıldığından sadece yola odaklanırdı. Sıkıcı bir yolculuğun ardından sonunda kafeye varmıştık. Ateş'ler tabi ki bizden önce gelmişti. Karan ve Ateş'i araba konusunda kapıştıracak olursak Karan değnekle yürüyen babaanne olurdu.

Çoktan bir masaya yerleşmişlerdi. Masada Yade'nin de olduğunu görünce Karan'a dönüp göz devirdim. Yade bile bizden önce gelmişti. Yade'nin evi kafeye, okuldan daha uzaktı.

İçeri girdiğimizde önce Esin ve Eris'le selamlaşmış sonra Yade ile sarılmıştım. Hep birlikte bir masaya çöktüğümüzde kafenin neredeyse boş olduğunu fark etmiştim. Gözlerim Ateş'e döndü ardından. Bana kaçamak bir bakış atıp Eris ile yaptığı sohbete geri dönmüştü. Gülümseyerek masada ki sohbete katılacağım sıra gözlerim Yalçın ile kesişti. Dümdüz sert bir ifade ile bana bakıp kaşları ile önce sol tarafı sonra sağ tarafı işaret etti. Sol tarafında Ateş sağ tarafında Karan oturuyordu. Yaptığı imayı anlayabiliyordum.

Karan'la daha fazla vakit kaybetmeden konuşmamız gerektiğini söylüyordu ve haklıydı da. Bu gece onunla konuşmayı düşünüyordum ama bu konuşmayı tek mi yoksa Ateş'le birlikte mi yapmalıydım emin değildim.

"Gençler!"

Karan'ın sesini yükseltip herkese hitap etmesiyle hepimiz ona baktık. "Uzun zamandır dönem bittiğinde sıcak bir yere kaçalım diye konuşup duruyorduk en son. Baktım ki siz hep laf sıfır icraatsınız ben bir şey yaptım." Hepimiz anlamak istercesine ona baktık.

"Araştırdım biz ocak ayındayken tatile gidebileceğimiz en uygun yer Maldivler. Gece, Yade ve kedime bilet aldım. Sizler içinde kesin karar verilmeden almak istemedim ama aynı otel ve uçakta yer ayırdım. Herkes okeylenirse bu tayfa komple gidelim."

Hepimiz şaşkınca ona baktık. Böyle bir sürprizi kimse beklemiyordu. Bu konu açılınca neredeyse bir saat gündemde kaldı. Herkes aynı tarihe kendini ayarlamaya çalıştı. Konu kapanmadan önce Ateş ve Kutay biletlerini bile aldı. Hep birlikte tatile mi gidecektik şimdi?

Heyecan yüklenmesi yaşarken bir anda aklıma gelen şeyle duraksadım. Bu tatilden önce Karan'a her şeyi anlatmış olacaktım. Kabullenmesi zor bir durum olacaktı ve bu tatile 18 gün sonra gidecektik. Yani inşallah gidecektik.

Ben düşüncelere dalıp giderken masada değişimler olmuştu. Karan ve Eris sahneye çıkmışlardı. Eris şarkı söyleyecekti. Kutay telefon konuşması yapmak adına dışarı çıkarken Esin kafede ki bir iki müşteri ile ilgilenmek için masadan kalkmıştı. Geriye ben Yade, Yalçın ve Ateş kalmıştık. Fırsat budur deyip içimdeki bombayı patlattım.

"Karan'a bu gece her şeyi anlatıcam."

Anlık olarak bana dönüp öylece dona kaldılar. Hepsi şaşırmıştı. "Nasıl yani?"

Bu soru ise Ateş'ten gelmişti. Ona döndüm. "Artık daha fazla saklayamayız bu gece anlatacağım her şeyi" dedim. Yavaşça kafasını salladı. "Onu anladım. O sorun değil. Sormak istediğim şey neden tekil konuştuğundu? Eğer anlatılacaksa bunu birlikte yapmalıyız." Dudaklarımı kemirmeyi bırakıp sessizce konuşmaya devam ettim

"Bende öyle düşündüm. Ama hayır Karan'ın geçmişte ki olay gibi düşünmemesi için önce benden öğrenmesi gerek. Ona uzun zamandır seni sevdiğimi anlatarak başlayacağım. Önce bunu bilmesi lazım. Söz olayını açacak ve bende bu sözü verdiğim dönemlerde bile seni sevdiğimi bu yüzden kolaylıkla kabul ettiğimi söyleyeceğim. Çünkü Karan o zamanlar seni hiç sevmezdi."

Ateş göz devirip "sağol ya" dedi. Hafifçe güldüğümde mantıklı düşündüğüme dair onay almak için önce Yalçın'a sonra Yade'ye baktım. İkisi de düşünceliydi. "Yani Karan en iyi tepkiyi bu şekilde öğrenirse verir gibime geliyor" dedi Yade. Bu cümleden sonra Yalçın'da kafasını sallayarak onayladı. Ardından boğazını temizleyip "mantıklı" dedi.

Evet mantıklıydı. Karan önce benim sevdiğimi bilmeliydi. Sonra hislerime karşılık aldığımı ve buna engel olamadığımızı gösterecektim. Çıkıp sevgili olduk diyemezdim belki. Ama aramızda bir şeyler var ve bu senin bilmen gereken bir şey diyerek amacımın onun onayını almak değil onun bilgisinde böyle bir şey yapmak olduğunu gösterecektim. Sonrasında zaten çalacağı kapı Ateş'in kapısı olacaktı.

"Ben konuştuktan sonra muhakkak sana gelecek. Senin de hislerinden emin olduktan sonra bir iki gün içerisinde kabullenir. Bu süreçte sana biraz yüklenecek. O benim kardeşim lan başlığı altında bir hikayeye hazır ol. Belki bana değil ama sana sert tepki verecek. Çünkü Mete olayı gelecek gözünün önüne. Her bir tepkiye hazırlıklı olmalıyız. Düşünmediğimiz kadar ılımlıda yaklaşabilir. Düşündüğümüzün üstünde bir sert tepki de verebilir."

Cümleme kafa salladı Yalçın. "Mete olayında gözü dönmüştü. Tekrar öyle bir hisse kapılırsa şiddete bile başvurabilir. Yani seni dövmesine karşılık bu açıklamayı yaparken bende yanında olacağım."

Haklıydı. Karan eğer gerçekten o güne bir dönüş yaşarsa kafasında anlık olarak şiddete dahi başvurabilirdi. Mete olayının yaşandığı gün ben Karan'ın Mete'yi dövdüğünü görmemiştim. Ancak şahit olan herkes olayı tanımlarken 'öldüresiye dövdü' diyordu. Yalçın'da aynı olay için 'çocuğu elinden alamıyordum. Ayırmaya çalıştıkça bende dayak yiyordum' diyordu.

"Sorun değil. O orospu çocuğunun yüzünden verebileceği her tepki normal olur. Yalnız olmamız daha iyi olacaktır. Kavga çıkarma olasılığı varsa bile ikimiz tek olmalıyız."

Ateş'in cümlesinden sonra Yalçın peki deyip üstelememişti. Ve bu cümleden sonra konuyu kapatmak zorunda kalmıştık. Çünkü Karan'lar masaya dönmüştü. Geldiklerinde eve gideceğimizi söylemişti. Kısa bir sürede Yade ve ben toparlanıp masadakiler ile vedalaştık. Ateş ile arkadaşça vedalaşırken ulağıma "bir şeyler ters giderse hemen beni ara" demişti. Sadece kafa sallamakla yetindim. Yalçın da onunla sarılırken Ateş'in cümlesine çok yakın bir cümleyi fısıldamıştı kulağıma. Ona da kafa sallayıp sırada ki kişi olan Esin'le vedalaştım.

Garip olan Esin'de kulağıma bir şeyler fısıldamıştı. Ancak tabi onun söylediklerinin konuyla alakası yoktu.

"Gerçekten kadın versiyonu olduğumu söylediğin kişi şu çocuk muydu?"

Anlık olarak aklıma gelen anıyla gülümsedim. Esin'i fazlaca Yalçın'a benzetiyordum. Yani kafa yapısı olarak. Kafa sallayarak sessizce konuştum.

"Gerçekten çok benziyorsunuz."

Kafa salladı ancak onunki olumsuz anlamdaydı "ben hiç öyle düşünmüyorum." Sol tarafa dönüp Yalçın'a kötü kötü baktığını fark ettiğimde kaşlarım yavaşça birbirine yaklaştı. Yalçın'da ona göz devirince o an anladım. Bu ikisinin arasında kötü bir olay olmuştu. Bu olayı öğrenmeyi ikinci plana atarken hızla Karan'ın peşinden ilerledim. Son kez arakama dönüp Ateş'e baktım. Bana gülümseyerek el sallayınca onu gözlerimle selamladım. Önüme dönüp sesli bir nefes alıp verdikten sonra adımlamaya devam ettim.

Hadi bakalım.

Gazamız mübarek olsun.

Bu gece ipler inceldiği yerden kopacaktı. Artık yalan yoktu. Artık gizlenmek, saklanmak yoktu.

Artık korku yoktu.

Bu geceden sonra her şey açıkça ortada yaşanacaktı.

Çünkü, çünkü biz bunu hak ediyorduk.

Bizim sevgimiz bunu hak ediyordu.

...
Ve son

Bir sonra ki bölüm neler olcek acaba

Hadi biraz meraktan çatlayıp bana dadanın ndndnxnsmx

Sonra ki bölüm de görüşürüzzzz

Ipagpatuloy ang Pagbabasa

Magugustuhan mo rin

1.3M 62.1K 87
Öyle kafama göre yapıyprum abişler kurgusuuu🥳🥳 ❗️kitapta B×B ilişkisi vardır. Rahatsız olacaklar ya da linç edicekler lütfen okumasın❗️ ❗️YORUMLARD...
586K 1.1K 1
Başlangıç tarihi: 03.05.2021
243K 10.8K 116
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayın. Seviliyorsunuz
9.2M 387K 62
Her şey abimin düğününde beğendiğim çocuk yerine abimin arkadaşının numarasını almakla başladı. Liya; Analar neler doğuruyorr Liya; Kaynanam abartmı...
Wattpad App - I-unlock ang mga eksklusibong feature