1. Bölüm: Yüzbaşı

240K 6.5K 3K
                                        

-Başladığınız tarihi belirtirseniz sevinirim...-

Bu yıkılmışlık ne zamandandır ruhuma ev sahipliği yapıyor diye düşündüm oturduğum koltukta. Ben ki kahkahalarımla yeri göğü inleten kadındım, bu hale nasıl gelmiştim? Peki ya sık sık göğsümü sıkıştıran, gözlerimi dolduran bu densiz acı da neyin nesiydi?

Hani öyle anlar vardır ya ağlamak istersiniz ama aslında ağlayacağınız omzun sahibi açmıştır kalbinize o yarayı... Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak misali. Hah işte o yağmurdan kaçan da, o doluya tutulan da bendim. O ıssız sokakta tek başına kalakalanda...

Büyük bir deprem olmuştu bedenimde, acılarımı hissetmeyecek kadar şaşkındım, işin kötüsü hala 'Bunlar başıma neden geldi?' diyordum.

Arabanın penceresine yasladığım başımı çektim yavaşça. Her yerim ağrıyordu, yaptığım bu uzun yolculukta tuzu biberi olmuş, fazlasıyla yorulmuştum.

Yaklaşık yirmi dakikadır arabada Bahar'ın gelmesini bekliyordum fakat ne gelen vardı ne de giden.

Çıkardığım beyaz spor ayakkabılarımı olabilecek en hızlı şekilde giyip yavaşça kapıyı açtım. Temiz hava burnuma dolduğunda gözlerimi kapatıp derin nefesler aldım hemen sonra boynumu sağa eğip gevşemeye çalıştım. Arabanın etrafında bir tur atıp, kaputa yaslandım ve kollarımı göğsümde birleştirdim. Uykusuzluktan kırpıştırdığım gözlerim sargıdaki bileğime kayınca sargı bezini hızlı hareketlerle bileğimden söktüm.

Önce soğuk bir tüfek, sonra sıcak bir vatan!
Hayat desen ha var, ha yok!”

Bakışlarımı asker alayına çevirdiğimde uyumlu adımlarla yanımdan geçip gittiler, söyledikleri tüylerimi diken diken ederken bu vatanın evladı olduğum için şükrettim.

Bir memleket türküsü ki etimizde yanan!
Ölüm bazen tatlı geliyor!”

Sargı bezini yumruğumun içine sıkıştırıp önünde durduğum binayı incelemeye başladığımda kulağıma çalınan ince seslere çevirdim yüzümü. Bir metre kadar arkamda kalan çocuklarla göz göze geldiğimde rahat bir tavırla ilerleyip önümde durdular.

"Abla, sen askeriyenin önünde n'apıyon?"

Muhtemelen hala ilkokula gidiyorlardı, çok küçüklerdi.

"Doktorum ben, artık bu tugayda çalışacağım." dedim.

"Askeriyede mi çalışacaksın yani?"

Başımı salladım uzatmamak adına, ben tugay demiştim onlar askeriye. Aradaki farkı sonra söyleyebilirdim. Belki de söyleyemezdim sonuçta onları tekrar göreceğim ne malumdu?

Düşünmeyi kestim ve onlarla aynı boya gelmek için ellerimi dizlerime yaslayarak eğildim. Başım ağrıyordu.

"Doktorlar hastanede olmaz mı?"

İçimden gülümsemek geldi fakat yüzümde eğreti duracağını bildiğimden konduramadım o tebessümü yüzüme.

"Askerlerinde doktorlara ihtiyacı vardır küçük adam."

Çocuk bozulur gibi yüzünü ekşitince yanındaki gülüşünü saklamak için elini ağzıyla kapattı. İşaret parmağımın ucunu burnuna değdirdim.

"İsimleriniz ne sizin?"

"Benimki Mustafa." dedi benimle ilk konuşan.

"Benimki de Kemal." gülen çocuk da ismini söyleyince yüzlerine dikkatle baktım ve birkaç dakikadır konuştuğum bu çocukların aslında birbirlerine ne kadar benzediklerini farkettim.

GÜZEL ZAAFSIN! (Tamamlandı) Historias para obsesionarse. Descúbrelo ahora