1-Morgue

2.4K 199 272
                                        


Selam.

Az buz büyüme umuduyla bu hesapta yeni bir kitap yazmam tam da ihtiyacım olan bir şeydi. Bu kitap profilimdeki ilk kitap ve destekleriniz benim için bir elmas değerinde.

* * *

Hissetmeye başladığım ilk duyguydu soğukluk, parmak uçlarımdan iç organlarıma kadar hissedebildiğim tek şeydi. Çevremdeki ısıyı yoğunlaştıran bedenim hareket edilebilir hale geliyor, nerede olduğumu soruyordum kendime. Bilincim açılmaya başlarken yavaşça düşünme yetimi kazanıyordum. Ruhun bedene girmesi gibiydi uyanışım, son derece ölüydüm.

Asırlık döngüye hapis olan bedenim, her şeyin üstesinden gelebilirmiş gibi iyileşiyordu. Isınan bedenimde uğursuzca hareket etmeye başlayan kan, vücudumun ihtiyaçlar listesinde başını çekmekten oldukça acizdi. Yıllardır kapalı duran göz kapaklarım birbirine yapışmış, ayırmakta zorlanıyordum. Yavaşça gereksiz bir nefes çektim içime, ciğerlerimi doldurdum.

Gözlerimin karanlığında, açık olup olmadıklarından emin olamaz durumdaydım.

Anlık acıyla sınanan eklemlerim, kendilerine geldiklerini acı şekilde gösterirken inledim. Uyanışımı kavrayan zihnimle nerde olduğumu anlamaya çalıştım bir süre, soğuk havanın sarmaladığı tek koku ağır bir deterjandı. Soğuktan nefret eden bedenim, koca bir buz kütlesi üzerine yatırılmış gibiydi. Çıplaklığımı hissederken akabinde üzerimde olan ince örtünün de farkındaydım. Kaskatı kesilmiş kolumu kaldırarak üzerimden atmaya yeltendim suratımı kaşındıran pikeyi.

Gözlerimi kamaştıran soluk beyaz led ışık ve çevresindeki açık gri renkli tavandı. Beyaz ışığın irislerime verdiği zorlamadan ötürü göz kapaklarımı çektim üstlerine. Yavaşça sırtımdaki kasları zorlayarak doğrulduğumda kollarımdan destek alarak henüz taşıyamadığım kafamı geri attım. "Siktir, bundan nefret ediyorum."

Dakikalar içinde vücudumun kendine geldiğini hissederek kaldırmıştım kafamı. Gözlerimi açarak etrafımdaki beyaz örtüyle üstleri kapatılmış üç bedene baktım. Oldukça tanıdık vücut şekilleriyle dudaklarım yavaşça kıvrıldı. Bunu her zaman yaşamış olmanın verdiği berbat hissin yanında ailem, benim bir parçam haline gelmiş, bu üç kişi olmasaydı asırlık yaşamıma bir anlam yükleyemezdim. Birbirimizin arkasını kollayarak, kimi zaman kavga ve dövüşler olsa da onlar benim en değerli yanımdı. Nefret ettiğim beyaz kumaşı üstümden atarak ayaklarımı aşağı sarkıttım. Çabucak toparlanarak az önce uyanmamışım gibi dinç bir şekilde adımladım. Derin bir nefes verdim seslice, ses tellerimin soğuktan arınmasıyla pürüzlülüğünü koruyan sesime aldırmadım. "Bu kadar uykucu olmanız olağanüstü."

"Daha olağanüstü bir şey söyleyeyim," dedi asırlardır duyduğum dostane ses. Kafamı çevirerek baktım örtüyü yüzünden kaldırarak gelişigüzel fırlatan sarı saçlı adama. "Senin şu lanet olası mizacın." O vücudunu esnetip kendine getirmeye çalışırken neyle karşılaşacağımızı bilmeyerek uyandırmaya koyuldum diğerlerini. Yüzlerinden örtüyü kaldırarak bel hizalarına indirdim. Soğuktan rengi atmış bedenlere, artık sıcak olan elimi koyarak bedenlerinin ne zaman uyanacaklarını ölçtüm kendimce. "Uzun sürmez, birazdan kendilerine gelirler."

Arkamı dönerek kendini tekrar yatay vaziyete getirmiş dostuma baktım. Yanına doğru ilerleyerek doğrulmasına yardımcı oldum. Çıplaklık bizce bir o kadar normal, utanılmaması gereken bir unsurdu. Arkamdan yükselen boğuk seslerle diğer iki kişinin de uyanmaya başladıklarını anlamış, kendilerine gelmeleri için zaman tanımıştım. "Bu seferkinin sorumlusu ben değilim." Diyerek uyanır uyanmaz kendini savunmaya koyulan kahverengi saçlı, buğday tenli adama bakmıştım. Hemen ardından onunla birlikte uyanan Yoongi, bunu duyduğunda yüzünü ellerine bastırarak ofladı. "Bu benim hatamdı."

"Bunun bir önemi yok, sadece çıkalım şuradan." Hepimiz toparlanmamız gerektiğini fark ettiği vakit morg olarak adlandırılan odadan çıkmak için bir süre sessizce bekledik. Herkesin kafasında cevaplanmayı bekleyen sorular ve koca bir yıl boşluğu vardı. Kaç yılında olduğumuzu bilmememiz bizi savunmasız yakalıyordu.

"Pekâlâ, beklemenin anlamı yok, gidelim." Dedi jimin. Deterjan kokusunun burnumun direğini sızlatmaya başladığını hissederken, kalktığım demir sedyeye ilerleyerek üstündeki pikeyi kavradım. Sallama bir edayla belimden aşağısını örtecek şekilde sardığımda diğerleri de beni taklit etmekten geri kalmadı. "En azından çıplakken bir havamız vardı, şimdi bu kumaşlarla ölüm meleğinden rol çalıyoruz." Alayla gülerek ekledi Jin, "Harika."

Duymazdan gelerek eskimiş gözüken kapıya doğru ilerledim. Demir kolunu kavrayarak aşağı indirmeye başladığımda diğerleri de arkamda bitmişti. Yavaşça kapıyı araladığımda yaklaşmakta olan konuşma ve adım sesleriyle hafifçe geri çekilmiştim. Duyulmaya başlayan konuşmalarla dinlemeye koyulmuştum. "Cesetler dün gece bulundu." Demişti bir erkek sesi. "Kimlikleri belirsiz, gün içerisinde adli kimlik tayini için gönderilecekler, Dedektif Jeon."

Bizden bahsettiğini anlamamak için aptal olmak gerekiyordu. Buraya doğru gelmekte olduklarını fark ettiğimizde kısık sesli bir küfür mırıltısı havaya karıştı. Fazla düşünmemize gerek kalmadan aceleyle kalktığımız masaya ilerleyerek üzerine uzandık. Pikeyi üstümüze alarak en baştaki halimize dönmemizle sinirlenmeme engel olamadım. Saniyeler içinde odanın aralık bıraktığımız kapısı gıcırdamayla açılmıştı. "Vücutlarındaki buzların erimesi için açık bir şekilde bekletmeye başladık." Dedi başından beri duyduğumuz ses.

Bizim nefes almamamız ölümümüze neden olmazdı, ölümsüz olan bedenlerimizin tek düşmanı olan soğukluk bizi durdurabilen yegane şeydi. Bu sayede nefes almadım. Dostlarımın benimle aynını yaptıklarını bildiğimden içim rahattı, yakalanmayacaktık. "Dördü de erkek mi?" dedi başından beri konuşmayarak karşı tarafı dinleyen başka bir ses. "Evet."

Bedenimin yanında duran iki bedenin varlığını hissettim ve onların isteği üzerine üzerimi kapatan örtü omuzlarıma kadar indirildi. "Bedenlerinde herhangi bir hasar yok. Sadece donarak öldürülmüşler." Birkaç saniye sessizlik oldu. İki çift gözün üzerimde oyalandığına emin olduğum saniyeler bilgi veren adam tekrar konuşmaya başladı. "Açıkçası teninin bu denli canlı olmasını beklemiyordum. Umarım otopsi bunu bize açıklar." Diğer adamdan ses gelmemesi üzerine konuşmasına devam etti. "Bunlar gerekli belgeler, raporların tamamı burada." Kafamın hemen üzerinde, saçlarımın hafifçe hareket etmesine neden olan rüzgarla belgeyi uzattı. "Şimdi işimin başına dönmeliyim, Efendim. İyi günler." diyerek uzaklaşmıştı.

Kapının kapanmasından sonra olduğum odaya titrek bir nefes bırakılmıştı, bunun sebebi biz değildik. Yüzümü delip geçen bakışlara karşılık kaşlarımı çatmamak için büyük bir savaş vermek zorunda kaldım. Tam o anda yüzümde ufak bir dokunuş hissetmem, onun yok olması kadar hızlı gerçekleşti. Birkaç saniye daha suratımı talan eden gözlerle, neredeyse benim canlı olduğumu bildiğini zannettim. Bunu sadece vücut sıcaklığımdan anlayabilirdi ve o, ısımı fark edecek kadar uzun dokunmamıştı. Ellerini üzerimdeki beyaz örtüye atarak suratımı kapattı. Kaşlarım onun göremeyeceğini bilerek, az önceki olaydan ötürü, kavislendi.

Saniyeler içinde tekrar dört kişi kaldığımız odada buradan çıkmak için çaba sarf etmeye koyulduk.

YILDIZA BASMAYI UNUTMA!

~Leona

IMMORTALITYWhere stories live. Discover now