Soğuk gecede, ay ve karanlık bir bütün olmuşken, kurbanımın arkasından pek de şüpheci olmayan adımlarla yürüyordum. Kurbanım uzun boylu ve geniş omuzluydu. Yüzünü daha önce görme şansım olmamıştı. Zaten buna takılmam saçma olurdu. Sonuçta, "O" birkaç dakika sonra nefes almayacaktı. Vücudundan akan kanları izlerken zevkten dört köşe olacaktım.
Ben kimdim? Jay Wagner. İnsanları kendi zevkleri için katleden bir cani. Ya da bir psikopat. İşte, bunu tam ben bile bilemezken gazetecilerin beni manşet yapması mantıksızdı. Eğer ben bir psikopat olmak yerine bir sadist olsaydım, gazetelerin Tekzip yazısı yazmasını sağlamak için davacı olurdum. Belki de ben cidden bir psikopattım. Ya bir sadist? Sadist miydim ben? Ya da...
Her ikiside.
Kurbanım 11. Cadde'ye giriş yaptığında dudaklarımın kıvrılmasına engel olamamıştım. Birazdan bacaklarımı sıkıca saran pantolonumun arka cebinden çıkaracak olduğum çakı, kurbanımın çıplak tenine değdiğinde daha da tatmin olacağımı bildiğimden hızlıca silkelendim.
Uzun böylu olan sola döndüğünde hızlı adımlarla ona yaklaştım. Tenha. Issız. Sessizlik.
Aramızda sadece, ortalama 5 adımlık bir mesafe kaldığımda kollarımı kurbanımın boynuna doladım. Kokusu burnuma dolarken hafiften mayıştığımı hissettmiştim. Onun birazdan ölü, işe yaramaz bir beden olacağını hatırlayınca irkilen bedene dişlerimi yavaşça geçirdim. Omzundaki dişlerim, köprücük kemiğini ısırırken üstünden dilimle geçiyordu. Kurbanımın inlemeleri kulağıma ulaşırken bir insanın nasıl bu kadar güzel inleyebileceğini düşünüyordum. Kurbanımın çenesinden hızlıca kavrayıp duvara hızlıca ittirdikten sonra kollarımı geniş omuzlarına dik olacak şekilde yerleştirdim. İrislerimiz buluştuğunda derin bakan gözleri, beni götürdüğü uzun yolculuktan çıkardığı anda yüzünü incelemeyi akıl edebilmiştim. Şekilli dudakları yukarıya doğru kıvrılmıştı. Burnunun ucundaki minik beni, ona farklı bir hava katarken transtan çıktıktan sonra kurbanımın dudaklarına uzandım. Onun yumuşak ve şekilli dudakları dudaklarımla buluştuğunda gözlerimin kapanmasını engelleyememiştim.
Bu duyguları daha önce hissetmemiştim işte, aşk güçsüzlüktü. Ben asla güçsüz olamazdım.
Dudakları dudaklarımın üzerinde adeta dans ederken elimi arka cebime uzatıp aldığım çakıyı sessizce açtım. Çakıyı usulca yakışıklı bedenin sırtına götürdüm. Ellerim. Ellerim bunu yapamıyordu. Dudaklarından ayrılmak istemiyordum. İlk defa o dudakları bırakmak istemiyordum. Ben Jay Wagner, aşka karşı yenilmiştim. Bu öpüşmemizin arasındaki sırıtışımı engelleyemezken ölümün sıcak kollarında olacağım için mutluydum.
Ona gülümsedikten sonra kulağına yavaşça yaklaşıp fısıldadım.
"Bana adını bahşet."
"Levi"
Kulaklarım bu melodiyle adeta şenlenirken sağ elimi Levi'nin yanağına uzattım ve işaret parmağımla hafifçe okşadım.
"İyi hayatlar Levi."
Kendime bir kaç kez sapladığım çakıyla gülümserken, Levi'nin anlamsız ve endişeli bakışlarıyla, sattığım ruhumu şeytandan teslim aldım ve tanrıya bağışladım...
Seni seviyorum. Levi.
